28 Şubat itibarıyla ‘Program yürütücüsü’ otoriteyi dinliyorduk: Son 50 ayın en düşük enflasyonundan kaynaklanan gururla verdiği, “Endişelenmeyi bırakın.” mesajı o gün itibarıyla pek de haksız sayılmazdı.
KOBİ, ihracat ve yatırım kredileri artıştaydı, reel krediler, kobi kredileri, tüketici kredileri artıştaydı
Faizlerde 9 puan civarında düşüşler vardı, iç borç çevirme oranı yüzde 80’e düşüyordu. Piyasaya 306 milyar TL bırakılacaktı. Reeskont kredileri limitleri artıyor, faizleri düşüyordu.
Çiftçi sübvansiyonları da artıştaydı, esnaf kredileri de artıştaydı. Özel alanlarda büyük yatırımlar yapılıyordu. KOBİ’lere düşük faizli krediler aktarılıyordu. Bütçede istihdam ve yatırım destekleri kendini gösteriyordu.
“Türkiye dünyanın 20. büyük hizmet ihracatçısıdır. 2025 hizmet dış ticareti fazlası 63 milyar dolardır.” mesajını, “Turizmde dünyada ilk beşteyiz.” mesajı izliyordu.
Sağlık turizmi, öğrenci çeken üniversiteler, küresel inşaat sektöründe en önlerde yer alan inşaatçılarımız. 10 yıl içinde 1 trilyon dolarlık yeniden inşa ihtiyacını karşılama iddiamız…
Döviz getiren tv dizileri ihracatında dünya üçüncülüğü. Oyun sektöründe dünya çapında etkili bir eko sistem. Start-up’lar, ‘exit’ler, ‘unicorn’lar, oyun kümelenmeleri… Bütün bunlar kötü gitmediğimizi gösteriyordu. ‘Kötü gidenler’ biraz da dünyadaki gelişmeler ile ilgiliydi.
Aslında ‘program’ da sonuç vermişti. Nasıl mı?
“Şimdi bu programı biz üç evrede düşündük. İlk evre makroekonomiklerin yönetimliydi. O evre geride kaldı, o riskler yönetildi. Kural bazlı piyasa ekonomisine geçildi. Enflasyonun kontrolden çıkması önlendi. Cari açığın ödemeler dengesi sorununa dönüşmesi engellendi. Deprem harcamaları yapıldı ama bütçe açığı kontrol altında tutuldu. Rezerv birikirken yükümlülükler azaltıldı. Enflasyonun yönü düşüşe döndü.
İkinci evrede makro dengesizliklerin giderilmesi, azaltılmasına geçildi. Dezenflasyon başladı, mali disiplin tesis edildi, sürdürülebilir cari dengeyle ulaştık, KKM'den çıkışı başarıyla tamamladık. Program 2025'te çoklu simultane şoklarla test edildi. Ona rağmen bu program 2025'te sonuç üretmeye devam etti.
28 Şubat itibarıyla; şimdi 3. evredeyiz. Artık enflasyonun daha az hissedileceği, iş, bütçe, planlama yaparken, belirsizliklerin azaldığı, fiyat istikrarına doğru artık yolculuğun son evresi… Bu dönemde enflasyonun tek haneye indirilmesi, kazanımların pekiştirilmesi önemli. Bütçe açığının milli gelire oran olarak yüzde 3'ün altında tutulması, orta vadede cari açığın milli gelire oranının yüzde 1'in altına düşürülmesi, verimlilik ve rekabet gücü odaklı reformlarla işte reel sektörün dönüşümü.”
“Biraz da dünyadaki büyüme eğilimine bakalım” başlığında anlattıklarına göre; küresel ekonomi 2025’te bayağı direnç göstermişti. Direnç 2026’da da sürecekti. Yüzde 3-3,3 civarında ılımlı ama dirençli bir büyüme vardı. AB’nin kendini silkelemesi iyi haberdi. Euro-dolar paritesi yüksek, ABD’de ve Avrupa Merkez Bankası faiz görünümü olumluydu.
Gelelim petrole... “Petrol fiyatları, jeopolitik gerginlikler ve çatışma tehditi nedeniyle bir süredir yükseliş trendinde. Bir süre yükselebilir, yüksek kalabilir. Ama size şunu söyleyeyim. Uluslararası Enerji Ajansı, Dünya Bankası, IMF, bütün yatırım bankaları hepsinin ortak bir tarafı var. O da küresel enerji fiyatları uzun vadede reel olarak ve nominal olarak düşecek. Bunu ben söylemiyorum. Yani bütün öngörüler o yönde.”
Sonra ne mi oldu? 28 Şubat gecesi İran ile savaş başladı, petrol fiyatları yükselişe geçti. Finansal istikrar komitesi toplandı. Döviz satışı başladı, faiz düşüşü durdu. Enerji fiyatlamasında yeni sisteme geçildi. Cari açıkta, fiyatlarda artış beklentisi dile getirilir oldu. Her ne kadar daha az borçlu olsak da sonuçta ‘eskiden olduğu gibi’ dengelerin bir kez daha küresel enerji fiyatları üzerinden bozulmaya başladığı görüldü.
Demek ki yine bir yerlerde eksiklikler var ve dile getirilen ‘düzelme’ henüz yeterince koruyucu değil. O nedenle umalım bu şok uzun sürmez, düzelme de bir vadede kurumsallaşır ve sisteme dönüşür.