HİLMİ GÜVENAL
Şirketler kurtulmuyor, sadece batışları erteleniyor. Konkordato sistemi; bankaların, patronların ve diğer aktörlerin kısa vadeli çıkarlarını korurken, sağlıklı firmaları rekabet gücünden eden ve ekonomide "zombi şirketler" yaratan bir döngüyü besliyor.
Halka açık şirketler bile ardı ardına konkordato ilan etmeye başladı. Bu konuya geçmişte yazılarımda ve kitaplarımda epey değinmeme rağmen hâlâ çok dar bir açıdan bakılması ve getirilen sığ yaklaşımlar beni cidden daraltmaya başladı. Konuyu 3 yazılık bir seri (Patronlar Ölmesin Diye Ölen Şirketler) ile toparlamaya karar verdim.
Bu ayki Konjonktürel Sohbetler’de bir öngörüde bulundum.
“Son iki yılda alınan konkordato kararlarının çoğu, süreleri dolduğunda iflasa dönüşecek” dedim. Sonra oturup rakamlara baktım. Meğer öngörü bile sayılmazmış. Basına yansıyan mahkeme verilerine göre Ocak ayında, tek bir ayda, daha önce konkordato mühleti almış 22 şirket hakkında iflas kararı verilmiş. Aynı ay mahkemeler yüz doksan beş konkordato talebini reddetmiş, kesin mühlet verdiği dosya sayısı ise yüz ellide kalmış.
Yani “aman şu şirketler hemen batmasın” diye girdiğimiz yolun sonunda, başta kaçtığımız noktaya dönmüş bulunuyoruz. İki yıl gecikmeyle, iki yıl daha borçlanmış ve iki yıl daha yorgun olarak.
Basın İlan Kurumu verilerinden derlenen rakamlara göre 2024, bu işin rekor yılı olmuş. Mahkemeler bin yedi yüz yirmi üç dosyaya geçici mühlet vermiş, yüz otuz iki şirket hakkında iflas kararı çıkmış. İkisi de 2018’den beri görülen en yüksek rakamlar.
Başvurularda ilk sıra tekstilde. Bu tablo, 2018’de iflas ertelemesinin kaldırılmasıyla başlayan hikâyenin devamı…
İflas ertelemeyi niye kaldırmıştık? Çünkü şirketler orada yıllarca yatıyor, alacaklılar kapıda bekliyor, kimse batmıyor ama kimse de hayata dönmüyordu.
Yerine konkordato geldi. Şimdi konkordato da aynı filmi oynatıyor. Mekanizmanın adı değişti, sonuç değişmedi. Niye değişmediğini anlamak için mevzuata değil, masaya bakmak lazım.
Masada kimler oturuyor.
Banka var. Krediyi zamanında vermiş, şimdi tahsil edemiyor. Ama krediyi takibe atarsa, zararı bugün yazacak, özkaynaklardan düşecek. Özkaynaklardan düştükçe, verebileceği yeni kredi azalacak, kâr potansiyeli düşecek. Vadeyi uzatır, faizi yeni krediye ekler, dosyayı yakın izlemede tutarsa, zararı erteler. Bankacılıkta bunun adı yüzdürme. Krediyi vermiş genel müdür yardımcısı için ise adı “benim dönemimde patlamasın”.
Patron var. Konkordato hukukumuzda mühlet süresince yönetimde kalıyor. Şirketi o duruma getiren kadro, şirketi o durumdan çıkarmakla görevlendirilmiş oluyor. Haciz devam ediyor, ipotek satılamıyor, alacaklı bekliyor. Patron için konkordato, bir yeniden yapılandırma değil; bir kale.
Avukat var. Geliri belirsizliğin uzamasından gelen avukat için her mühlet uzatması bir vekâlet ücreti daha demek. Bugünkü sistem ikinci grupta çalışıyor.
Bir de siyaset var. Her tasfiye bir fabrika kapısına asılan kilit; her kilit bir haber; her haber bir maliyet. Seçici yüzdürme ise bir imkân. Kimin yaşayacağına kural değil, masa karar veriyorsa, masayı kuran güçlenir.
Şimdi sorulacak soru şu. Bu masada oturanların hangisi işlerin hızlanmasından kazançlı çıkar? Hiçbiri. Kaybedecek olanların tamamı karar verici.
Kazanacak olanlar ise masada yok.
Bu zombi şirket ile piyasada fiyat savaşı veren sağlıklı rakip, alacağını alamayan tedarikçi, düşük ücrete razı edilmiş çalışan, o sektöre girmekten vazgeçen yatırımcı. Dağınıklar, örgütsüzler ve çoğu neyin faturasını ödediğinin farkında bile değil.
Fatura kelimesini boşuna kullanmıyorum, işleyişi görelim.
Banka zararı erteliyor, yazmıyor; bilanço sağlam görünüyor. Sağlam görünen bilanço üzerinden yeni kredi açılıyor ve o kredinin bir kısmı yine eski borcun faizini döndürmeye gidiyor.
Yüzdürülen zombi şirket piyasada tutunmak için gerekirse zararına satış yapıyor. Nasılsa amacı kâr değil, nefes almak. Fiyatı kıran bu zombi, aynı sektördeki sağlıklı şirketin marjını eritiyor. Marjı eriyen sağlıklı şirket yatırımını kısıyor, borçlanıyor ve birkaç yıl içinde kendisi de masaya geliyor.
Japonya’nın kayıp on yılı üzerine yapılan çalışmalar, başta Caballero, Hoshi ve Kashyap’ın klasik makalesi, bu mekanizmayı ölçmüş. Zombilerin yaşatıldığı sektörlerde asıl zararı zombiler değil, onlarla rekabet etmek zorunda kalan sağlıklı firmalar görmüş. Yatırım düşmüş, verimlilik düşmüş, yeni yatırım düşmüş.
Yani zombiyi yaşatmanın faturasını zombi ödemiyor. Sağlıklı olan ödüyor.
Ve fatura büyüdükçe “aman batmasınlar” diyenlerin sayısı da artıyor. Çünkü artık batacak olan daha çok.
Döngü kendini böyle besliyor. İflas ertelemede de böyleydi, konkordatoda da böyle, yarın adına ne dersek diyelim, onda da böyle olacak.
Bir mekanizma iki kez üst üste aynı şekilde bozuluyorsa, bozuk olan mekanizma değildir.
Bizim derdimiz kırk yıldır aynı. Aman, batmasınlar.
Zaman içinde bu sorunun cevabını da aldık. Batmıyorlar. Yaşamıyorlar da.
İkinci taksitleri ödenmemiş dosyalar halinde, bir sonraki mekanizmanın bekleme odasında oturuyorlar.
Doğru soru başka. Onu sormak için önce bir itirafta bulunmamız, sonra da okyanusun iki yakasına bakmamız gerekiyor.
Yazının orijinaline https://hguvenal.substack.com/p/konkordatonun-ikinci-taksiti?r=nslov&utm_medium=ios&triedRedirect=true web adresinden ulaşabilirsiniz.