Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, küresel iş dünyasının temsilcilerini bir araya getiren "COP31 İş Forumu New York Diyaloğu"na katıldı.
Şirketten yapılan açıklamaya göre, New York İklim Haftası kapsamında düzenlenen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu, COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Bloomberg'in ev sahipliğinde gerçekleştirildi.
Etkinlik kapsamında düzenlenen "COP31 Eylem Gündemi'ne Özel Sektörün Yanıtı" başlıklı panelde, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Koç, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Genel Müdürü Makhtar Diop ve Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Genel Sekreteri John Denton yer aldı.
Panelde konuşan Koç, şirketlerin artık rakiplerinin yanı sıra onların arkasındaki ekonomik sistemlerle de rekabet ettiğini belirtti.
Koç, gelişmiş bir ülkede finansman maliyeti yüzde 5-6 seviyelerindeyken gelişmekte olan bir ülkede bunun iki ya da üç katına çıktığını, vadelerin kısaldığını aktararak, şunları kaydetti:
"Diğer yandan kendi ülkenizde katı iklim politikalarıyla karşılaşırken, rakibinizin bulunduğu ülkedeki kurallar çok daha esnek olabiliyor. Dolayısıyla karşılaşacağınız fiyat baskıları da farklılık gösteriyor. Peki, dünya genelinde standart bir kamu ve düzenleme politikasına sahip olmak mümkün mü? Hayır. Ancak birbirimize olabildiğince yaklaşabilir miyiz? İklim açısından doğru olanı yaparken bunu ekonomik açıdan da mantıklı ve sürdürülebilir bir zemine oturtup doğru yönde buluşabilir miyiz? Evet. Bu iki unsur ne kadar yakınlaşırsa o kadar olumlu sonuçlar elde ederiz."
İklim düzenlemelerinde kamu politikalarının önemine dikkati çeken Koç, Çin'de 2004 ile 2025 yılları arasında şirketlerin aldığı kamu desteği ve teşviklerin, diğer OECD ülkelerindeki şirketlere kıyasla 8 kata kadar daha fazla olduğunun söylendiğini ifade etti.
"Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye yönelmesi öncelik taşıyor"
Koç, enerji güvenliği ve iklim meselelerinin yan yana geldiğinde, Türkiye'yi daha rekabetçi kılmak ve şirketlerin uluslararası devlerle yarışabilmesini sağlamak için yenilenebilir temiz enerji ve elektrifikasyonun artırılmasının tartışmasız bir gerçek olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu.
"Hürmüz Boğazı kısa vadeli bir sorun. Uzun vadede talep sürekli büyüyor. Enerjiye daha çok ihtiyaç duyuluyor ve dışa bağımlılık artıyor. İthal yakıtlara bağımlı olduğumuz için bu durum tüm iş kollarımızı, enflasyonu ve iş yapma maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bugün tedarik güvenliği kocaman bir soru işareti. Dolayısıyla Türkiye'nin yenilenebilir enerjiye yönelmesi bu dönemde öncelik taşıyor. Enerji sektöründe olsun ya da olmasın bu dönüşüm tüm işletmelerimizin işini son derece kolaylaştıracaktır."
Yenilenebilir enerji dönüşümünde ekosistemin hem üretim hem de depolama kapasitesini birlikte geliştirmesi gerektiğini kaydeden Koç, "Türkiye'de enerji ihtiyacımızı karşılayacak yüzde 60-63 oranında yenilenebilir enerji kapasitemiz var. 10-15 yıl öncesine kıyasla bu muazzam bir oran ancak depolama imkanımız olmadığı için bu kapasitenin yalnızca yüzde 40'ından faydalanabiliyoruz." ifadelerini kullandı.
Koç, yeşil dönüşüm için atılan adımların uzun vadeli olması nedeniyle güçlü bir liderlik gerektirdiğine dikkati çekerek, doğru olanı yapmanın bazen rekabet avantajını kaybettirebildiğini, bu nedenle durumun ciddi bir liderlik gerektirdiğini vurguladı.
Topluluk olarak enerji, otomotiv, dayanıklı tüketim ve finansal hizmetler sektörlerindeki faaliyetleriyle bu dönüşümü farklı sektörlerde aynı anda yönettiklerini anlatan Koç, "CEO'muz bundan 10 yıl önce Karbon Dönüşüm Programı'nı başlattı ve geldiğimiz nokta itibarıyla oldukça örnek bir konumdayız. Küresel ölçekte takdir edilen bir seviyeye ulaştık ancak bunun hem zaman hem de finansal açıdan bir bedeli var. Bu yüzden liderlik son derece önemli." değerlendirmesini yaptı.
Koç, tüm değer zincirinin geliştirilmezse yaratılan etkinin sınırlı kalacağını da vurgulayarak, dünya geneline KOBİ'lerin ve küçük şirketlerin sayısının açık ara çoğunlukta olduğunu, bu yüzden büyük şirketlerin, tüm değer sisteminin dönüşümüne yardımcı olma konusunda çok aktif olmaları gerektiğini kaydetti.