Prof. Dr. NECDET SAĞLAM - Anadolu Üniversitesi İİBF
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026 tarihli kararları kapsamında finansal piyasalarda güvenilir, şeffaf ve istikrarlı işleyişin sağlanması ve yatırımcı haklarının korunması amacıyla önemli tedbirler almıştır.
SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli 2026/60 sayılı Bülteni ile Borsa İstanbul AŞ piyasalarında gerçekleşen gelişmeler dikkate alınarak, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 96. maddesi kapsamında 7 portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu ve TEFAS’ta işlem gören yatırım fonları alım ve satım yönünde işleme kapatılmış ve belirlenen fonların tasfiyesine karar verilmiştir.
Aynı tarihli 2026/61 sayılı Kurul Bülteni ile tasfiye listesi güncellenmiş ve tasfiye kapsamındaki fon sayısı 131 olarak belirlenmiştir.
Basına yansıyan 17 Eylül 2026 tarihli verilere göre tasfiye kapsamındaki fonların toplam büyüklüğü yaklaşık 826 milyar TL seviyesinde olup, fon bazında açıklanan yatırımcı sayılarının toplamı 514 binin üzerindedir. Söz konusu büyüklük, tasfiye sürecinde değerleme, likidite yönetimi ve yatırımcı haklarının korunmasının önemini daha da artırmaktadır.
SPK’nın aynı tarihte aldığı kararlarla tasfiye kapsamındaki fonlara ilişkin portföy saklama ve tasfiye süreçlerinin yürütülmesi amacıyla ilgili bankalar görevlendirilmiştir.
Ayrıca SPK’nın 20 Eylül 2026 tarihli 2026/62 sayılı Bülteni ile tasfiye için öngörülen azami üç aylık süre, fonların portföy yapıları ve piyasa gelişmeleri dikkate alınarak altı aya çıkarılmıştır.
Milyarlarca liralık büyük bir varlık kütlesini ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren bu gelişme; kolektif yatırım kuruluşlarının hukuki yapısını, fon muhasebesini, değerleme esaslarını, likidite riskini ve özellikle “inançlı mülkiyet” ilkesini yeniden finans gündeminin merkezine taşımıştır.
2- Yatırım Fonlarının Hukuki Niteliği: İnançlı Mülkiyet Esası
Yıllar önce akademide kaleme aldığımız “Yatırım Fonları ve Muhasebeleştirilmesi” başlıklı makalemizde de incelediğimiz üzere, yatırım fonları tüzel kişiliği bulunmayan, ancak mal varlığı kurucunun ve portföy yöneticisinin kendi mal varlığından ayrı tutulan bağımsız varlık kütleleridir.
Fon mekanizmasının hukuki omurgasını “inançlı mülkiyet esası” oluşturmaktadır.
İnanan (Katılma Payı Sahibi): Tasarruf sahiplerinin birikimleri, katılma payları karşılığında ve tasarruf sahipleri hesabına, inançlı mülkiyet esaslarına göre işletilmektedir.
İnanılan (Kurucu / Portföy Yönetim Şirketi): Toplanan kaynakları fon içtüzüğüne, izahnameye, ilgili mevzuata ve inançlı mülkiyet esaslarına uygun şekilde yönetmekle yükümlüdür.
Fon mal varlığının kurucunun ve portföy yönetim şirketinin kendi mal varlığından ayrı tutulması, yatırımcının korunmasının temel unsurlarından biridir.
Bu nedenle portföy yönetiminde likidite riskinin, kaldıraç seviyelerinin, ilişkili taraf işlemlerinin ve çıkar çatışmalarının etkin biçimde yönetilmesi; yalnızca performans açısından değil, inançlı mülkiyet ilkesinin korunması bakımından da önem taşımaktadır.
3- Kapatılan Fonlar Sürecinde Fon Muhasebesi ve Tasfiye Değerlemesi
Bir yatırım fonunun sağlıklı işleyişi, her iş günü sonunda doğru ve şeffaf biçimde hesaplanan fon toplam değeri ve fon birim pay değeri ile doğrudan ilişkilidir.
Fon portföyünde bulunan varlıkların gerçeğe uygun biçimde değerlenmesi, katılma payı sahiplerinin haklarının doğru belirlenmesinin temel koşullarındandır.
SPK kararları sonucunda başlatılan tasfiye sürecinde ön plana çıkan başlıca muhasebe ve değerleme konuları şunlardır:
- Tasfiye Muhasebesi ve Varlık Satış Zamanlaması
Yüz milyarlarca liralık büyüklüğe ulaşan fon portföylerinde bulunan hisse senetlerinin, borçlanma araçlarının ve diğer varlıkların piyasa fiyatları üzerinde aşırı baskı oluşturmadan ve yatırımcıların menfaatlerini mümkün olduğu ölçüde koruyarak nakde dönüştürülmesi büyük önem taşımaktadır.
Tasfiye işlemlerinin muhasebe, saklama ve takas boyutlarının görevlendirilen kurumlar tarafından şeffaf, izlenebilir ve mevzuata uygun bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir.
Tasfiye süresinin üç aydan altı aya çıkarılması da fon portföylerinin yapısı, varlıkların likiditesi ve piyasa koşulları dikkate alındığında bu sürecin hassasiyetini göstermektedir.
- Likidite ve İlişkili İşlemlerin Denetimi
Fonların kendi aralarında, ilişkili taraflarla veya aynı grup bünyesindeki şirketlerle gerçekleştirdiği işlemler ile repo, ters repo ve kaldıraçlı işlemlerin doğru ve şeffaf şekilde muhasebeleştirilmesi önemlidir.
Bu işlemlerin ekonomik mahiyetinin doğru biçimde ortaya konulması, olası likidite sıkışıklıklarının, yoğunlaşma risklerinin ve çıkar çatışmalarının tespit edilmesi bakımından kritik rol oynamaktadır.
4- Bağımsız Denetimin Hayati Rolü ve Türkiye Denetim Standartları (BDS)
Yaşanan gelişmeler, kolektif yatırım kuruluşlarında bağımsız denetimin yalnızca dönem sonunda gerçekleştirilen rutin bir kontrol mekanizması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini bir kez daha göstermektedir.
Fon portföylerinde bulunan varlıkların değerlemesi, likidite durumu, ilişkili taraf işlemleri, kaldıraç oranları ve sürekliliği etkileyebilecek riskler bağımsız denetçilerin dikkatle değerlendirmesi gereken alanlar arasında yer almaktadır.
Türkiye Denetim Standartları (BDS) çerçevesinde bu süreçte önem taşıyan başlıca denetim alanları şunlardır:
- Muhasebe Tahminleri ve Gerçeğe Uygun Değer Ölçümlerinin Denetimi (BDS 540)
Özellikle aktif piyasası bulunmayan, işlem hacmi düşük olan veya likiditesi azalan finansal varlıkların değerlemesinde kullanılan yöntemler, girdiler ve varsayımlar önemli tahmin belirsizlikleri içerebilmektedir.
Denetçiler; kullanılan değerleme yöntemlerinin uygunluğunu, önemli varsayımları, veri kaynaklarını ve tahmin belirsizliğini mesleki şüphecilik içerisinde değerlendirmeli ve finansal tablolarda yer alan muhasebe tahminlerine ilişkin yeterli ve uygun denetim kanıtı elde etmelidir.
Fon pay değerini önemli ölçüde etkileyebilecek gerçeğe uygun değer ölçümleri bu nedenle bağımsız denetimin önemli risk alanlarından birini oluşturmaktadır.
- İlişkili Taraf İşlemleri ve Çıkar Çatışmaları (BDS 550)
Portföy yönetim şirketlerinin yönettiği farklı fonlar arasındaki işlemler, aynı gruptaki şirketlere ait finansal araçlara yapılan yatırımlar ve diğer ilişkili taraf işlemleri özel dikkat gerektiren alanlardır.
Denetçi, ilişkili taraf ilişkilerinin ve işlemlerinin belirlenmesini, muhasebeleştirilmesini ve finansal tablolarda açıklanmasını geçerli finansal raporlama çerçevesi açısından değerlendirmeli; tespit edilen hususların önemine göre ilgili Türkiye Denetim Standartları kapsamında denetçi raporuna etkisini ele almalıdır.
İnançlı mülkiyet ilkesinin özü gereği, yatırımcıların menfaatleri ile portföy yönetim şirketi veya ilişkili tarafların menfaatleri arasında ortaya çıkabilecek çıkar çatışmalarının etkin biçimde yönetilmesi önem taşımaktadır.
- İşletmenin Sürekliliği ve Likidite Riskleri (BDS 570)
Denetçi, yönetimin işletmenin sürekliliği esasını kullanmasının uygunluğunu ve işletmenin sürekliliğini devam ettirme kabiliyetine ilişkin önemli bir belirsizliğin bulunup bulunmadığını değerlendirmelidir.
Ciddi likidite sorunları, yükümlülüklerin zamanında yerine getirilememesi, önemli finansal sıkıntılar veya tasfiye kararları bu değerlendirmede dikkate alınabilecek önemli göstergeler arasındadır.
İşletmenin sürekliliği esasının kullanılmasının uygun olduğu ancak önemli bir belirsizliğin mevcut bulunduğu durumlarda konu, BDS 570 hükümleri çerçevesinde bağımsız denetçi raporunun ilgili bölümünde açıklanmalıdır.
Mevzuattan kaynaklanan düzenleyici ve denetleyici kurumlara yönelik bildirim yükümlülüklerinin bulunup bulunmadığı ise ayrıca değerlendirilmelidir.
5- Yapay Zekâ ve Algoritma Çağında Sürekli Denetim
Finansal piyasaların günümüzde ulaştığı işlem hızı ve veri hacmi, geleneksel dönem sonu denetimlerinin tek başına yeterli olmadığı risk alanlarını ortaya çıkarmaktadır.
Özellikle yatırım fonları gibi günlük değerleme ve yoğun işlem hacmine sahip yapılarda teknolojik altyapının önemi giderek artmaktadır.
Anlık Risk Analizi ve Erken Uyarı
Portföy yönetim şirketlerinin iç kontrol ve risk yönetimi sistemleri ile düzenleyici ve denetleyici kurumların gözetim altyapılarında yapay zekâ, veri analitiği ve sürekli izleme uygulamalarından daha fazla yararlanılması mümkündür.
Büyük veri setlerinin sürekli analiz edilmesi; olağan dışı fiyat hareketlerinin, yoğunlaşmaların, likidite problemlerinin ve ilişkili taraf işlemlerinin daha erken aşamada tespit edilmesine katkı sağlayabilir.
Otomatik Kural Motorları
Fon portföylerindeki yoğunlaşma oranları, kaldıraç seviyeleri, likidite göstergeleri ve mevzuatta belirlenen sınırlara uyum, otomatik kontrol mekanizmaları ve algoritmalar aracılığıyla sürekli olarak izlenebilir.
Belirlenen eşiklerin aşılması halinde erken uyarı üreten sistemlerin kurulması, riskler daha büyük boyutlara ulaşmadan gerekli tedbirlerin alınmasına katkı sağlayacaktır.
Bununla birlikte yapay zekâ ve algoritmik sistemler bağımsız denetçinin mesleki muhakemesinin yerine geçen araçlar olarak değil, denetim ve gözetimin etkinliğini artıran destekleyici teknolojiler olarak değerlendirilmelidir.
6- Sonuç ve Değerlendirme
SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararları ve devamında yapılan düzenlemeler, sermaye piyasalarının güvenilir ve istikrarlı işleyişinin ve yatırımcı haklarının korunmasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur.
Tasfiye kapsamına alınan 131 yatırım fonunun oluşturduğu büyük portföy hacmi ve yüz binlerce yatırımcının bulunması, yürütülecek tasfiye işlemlerinin muhasebe, değerleme, likidite yönetimi ve yatırımcıların haklarının korunması açısından son derece dikkatli biçimde gerçekleştirilmesini gerekli kılmaktadır.
Yatırım fonları, bireysel tasarrufların sermaye piyasalarına yönlendirilmesini sağlayan önemli kolektif yatırım araçlarıdır. Bu mekanizmaya duyulan güvenin sürdürülebilirliği ise fon varlıklarının doğru ve şeffaf biçimde muhasebeleştirilmesi ve değerlenmesi, güçlü risk yönetimi sistemlerinin kurulması, bağımsız denetimin mesleki şüphecilik içerisinde yürütülmesi ve inançlı mülkiyet ilkesine bağlı kalınması ile mümkündür.
Günümüzde buna bir unsur daha eklenmektedir: teknoloji destekli sürekli gözetim ve denetim.
Fon hareketlerinin, likidite göstergelerinin, kaldıraç oranlarının, yoğunlaşmaların ve mevzuat limitlerinin veri analitiği ve yapay zekâ destekli sistemlerle daha yakından izlenmesi, finansal sistemde risklerin erken tespit edilmesine katkı sağlayabilecektir.
Sonuç olarak finansal piyasalarda güven; şeffaf muhasebe, etkin risk yönetimi, güçlü bağımsız denetim, yatırımcı haklarının korunması ve teknoloji destekli gözetimin birlikte işletilmesinden geçmektedir.
Kaynaklar ve Referanslar
- Sermaye Piyasası Kurulu (SPK): Sermaye Piyasası Kurulu Bülteni, Sayı: 2026/60, 17 Eylül 2026.
- Sermaye Piyasası Kurulu (SPK): Sermaye Piyasası Kurulu Bülteni, Sayı: 2026/61, 17 Eylül 2026.
- Sermaye Piyasası Kurulu (SPK): Sermaye Piyasası Kurulu Bülteni, Sayı: 2026/62, 20 Eylül 2026.
- Sermaye Piyasası Kurulu (SPK): Yatırım Fonlarına İlişkin Düzenlemeler ve Tanıtım Rehberi.
- Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK): BDS 540 – Muhasebe Tahminlerinin ve İlgili Açıklamaların Bağımsız Denetimi.
- Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK): BDS 550 – İlişkili Taraflar.
- Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK): BDS 570 – İşletmenin Sürekliliği.
- CNBC-e / Ekonomi Basını: Tasfiye kapsamındaki yatırım fonlarının büyüklüğü ve yatırımcı sayılarına ilişkin 17 Eylül 2026 tarihli haberler.
- SAĞLAM, N.; ŞENGEL, S. (1999): “Yatırım Fonları ve Muhasebeleştirilmesi”, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, s. 207–238.