Köylerdeki hızlı erime, şehirlerde de başka sorunları büyütüyor. Şehirlerde tecrübe ve yetenek seti sınırlı işgücü artışı, bir yandan ucuz işgücü havuzunu büyüterek ücretleri aşağı çeken, kayıt dışı güvencesiz istihdamı besleyen, işsizliği artıran bir ortam yaratıyor.
Çarpık kentleşme ve çarpık demografik dönüşümün kırsal alana yansıması çok daha sancılı ve sorunlu bir değişim olarak karşımıza çıkıyor. Kırsal alandaki yaşanan bu demografik değişim, tarım ve hayvancılıktan enflasyona, ekonomik büyümeden istihdama, sosyal güvenlikten gelir dağılımına, eğitimden sağlığa ve sosyal hizmetlere çok yaygın alanda bir dizi birbirini besleyen karmaşık sorunu doğuruyor.
Yukarıdaki grafikler, 2007 ve 2025 yılları arasında köy ve şehirlerde nüfusun ve nüfusun yaş gruplarına dağılımının nasıl değiştiğini sergiliyor. Büyükşehir yasasıyla büyükşehir statüsündeki 30 ilin köyleri de mahalle sayıldığı için Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) şehirleşme oranı ve kır ve kentlerdeki nüfus yapısını istatistiklerde gerçek haliyle göremez olduk. Bu nedenle bu grafikler, nüfus verilerine köy ve şehir ayrımıyla sahip olduğumuz büyükşehir statüsü dışındaki 51 ili kapsıyor. 51 ilin verilerinin, 81 ilin tamamındaki eğilimleri de yansıttığını rahatlıkla kabul edebiliriz.
2007’de köylerin nüfus yapısı
5’erlik yaş dilimleri ile ortaya çıkan nüfus piramitlerinin 2007 yılındaki hali başlangıç düzeyinde bir yaşlanma eğilimini yansıtmakla birlikte orta gelir grubundaki ülkelerin yaşadığı demografik dönüşüm süreçlerinin genel karakteristiğiyle uyumlu bir görünüm taşıyor.
Özellikle kırsal kesimin nüfus yapısı çocuk nüfusunu yansıtan 0-4 yaş grubu ile 5-9 yaş grubundaki sınırlı daralma dışında ideal bir nüfus piramidine yakın bir görünüm sunuyor. 2007 yılında köy ve beldelerde yaşayan nüfusun yüzde 28,04’ünü 14 yaş ve altındaki çocuklar oluşturuyor. 15-24 yaş grubunun nüfus içindeki ağırlığı yüzde 17 düzeyinde. Nüfusun ekonomik ve sosyal olarak en aktif kesimi sayabileceğimiz 25-49 yaş grubunun kırsal nüfustaki payı ise yüzde 30,36. İleri yaşta ama çalışma çağı nüfusu içindeki 50-64 yaş grubu ise toplam içinde yüzde 13,63 paya sahip.
Sonuç olarak kırsal nüfusun yüzde 60.99’u çalışma çağı olarak kabul edilen 15-64 yaş grubu içinde. Buna karşın çalışma çağının üstündeki 65 yaş ve üstü grubun nüfustaki payı yüzde 10,97 ile sınırlı.
Bu haliyle 51 ildeki kırsal nüfusta yaş bağımlılık oranları pek sorun oluşturmayacak bir görünüm sunuyor. Toplam yaş bağımlılık oranı -yani 65 yaş ve üzeri nüfus ile 14 yaş ve altındaki çocuk nüfusunun toplamının çalışma çağındaki 15-64 yaş grubu nüfusa oranı- yüzde 63,96 düzeyinde. Ancak bunun büyük bölümünü genç yaş bağımlılığı oluşturuyor. Genç yaş bağımlılık oranı -yani 14 yaş ve altı çocuk nüfusun çalışma çağındaki nüfusa oranı- yüzde 45.98 düzeyinde. Yaşlı bağımlılık oranı -yani 65 yaş ve üstündeki nüfusun çalışma çağındaki nüfusa oranı- yüzde 17.98 ile sınırlı.
Buna göre 2007 yılında söz konusu 51 ilde köy ve beldelerde yaşayan çalışma çağındaki her 100 kişi, kendileriyle birlikte toplam 46’sı çocuk, 18’i yaşlı olmak üzere toplam 164 kişiye bakmak durumundaydı. Bağımlı olanların büyük çoğunluğunu oluşturan 46’sının çocuk olması, gelecek dönemin potansiyel işgücünü oluşturmaları nedeniyle, demografik ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından pozitif bir çerçeve sunuyor.
Ayrıca 2007 yılı itibarıyla kırlardaki nüfusun cinsiyet oranı da genel olarak kayda değer bir dengesizlik taşımıyor. Genç yaş gruplarında genellikle erkek ve kadın sayıları dengeli bir görünüm taşıyor. Sadece 20-29 yaş grubunda erkek nüfus kadın nüfusundan sınırlı ölçüde yüksek. 20-24 yaş grubunda erkek nüfusu kadınlardan yüzde 6.2, 25-29 yaş grubunda da yüzde 8.5 daha fazla. 55 yaş ve daha yukarı yaş gruplarında ise erkek nüfusu kadın nüfusundan yüzde 10 ve daha yüksek oranlarda daha az.
2025’te köylerin nüfus yapısı
Kırsal kesimde 2007 yılında ideale yakın diye tarif edebildiğimiz nüfus piramidinin 2025’e geldiğimizde son derece bozulduğunu, adeta ters piramide dönüşmekte olduğunu görüyoruz. Piramidin yaşlı nüfusun olduğu üst bölümü genişlerken en alttaki çocuk nüfus bölümü ile nüfusun en dinamik kesimini oluşturan 20-45 yaş bölümü iyice daralmış durumda.
2007-2025 arasında söz konusu 51 ilde il ve ilçe merkezlerinde yaşayan şehir nüfusu yüzde 32.6 artarken köy ve beldelerde yaşayan kır nüfusu yüzde 23.47 azaldı. Kırsal kesimde toplam nüfus azalırken nüfusun yapısı da çarpık hale geldi.
Kırsal nüfustaki azalmanın ana nedeni, genç nüfusun köyleri terk etmesi. 2007-2025 arasında köylerdeki yaşlı nüfus hızlı bir şekilde artışını sürdürmesine karşın genç nüfus aynı hızla azaldı. Kırsal kesimde 55 yaş ve üzeri nüfus 2007’ye göre artarken bunun altındaki yaş gruplarının tamamında nüfus ciddi ölçüde azaldı.
Kırsal kesimde 2007-2025 arasında 55-59 yaş grubu nüfusu yüzde 8.2, 60-64 yaş gurubu nüfusu yüzde 52.6, 65-69 yaş grubu nüfusu yüzde 38.6, 70-74 yaş grubu nüfusu yüzde 42.4, 75-79 yaş grubu nüfusu yüzde 29.5, 80-84 yaş grubu nüfusu yüzde 51.1, 85-89 yaş grubu nüfusu yüzde 182.2 ve 90 yaş ve üzeri nüfus yüzde 257.4 arttı.
Buna karşın 45-49 yaş grubu nüfusu yüzde 9.3, 40-44 yaş grubu nüfusu yüzde 24.5, 35-39 yaş grubu nüfusu yüzde 33, 30-34 yaş grubu nüfusu yüzde 36.7, 25-29 yaş grubu nüfusu yüzde 34.7, 20-24 yaş grubu nüfusu yüzde 32.13, yüzde 15-19 yaş gurubu nüfusu yüzde 42.8, 10-14 yaş gurubu nüfusu yüzde 52.1, 5-9 yaş grubu nüfusu yüzde 58 ve 0-4 yaş grubu nüfusu yüzde 59.5 azaldı.
Bunun sonucu olarak kırsal nüfusta 14 yaş altı nüfusun payı 2007’de yüzde 14 yaş altı nüfus kırsal nüfustaki payı yüzde 28.04’ten 2025 yılında yüzde 15.99’a, 15-24 yaş grubunun payı yüzde 17’den yüzde 13.79’a düştü. Ekonomik ve sosyal olarak en dinamik kesim olan 25-49 yaş grubunun payı da yüzde 30.36’dan yüzde 28.35’e düştü. Çalışma çağı içindeki ileri yaş grubu olan 50-64 yaş grubunun payı ise yüzde 13.63’ten yüzde 20.93’e yükseldi.
Yaş bağımlılık oranlarında da genç bağımlılık oranı ile yaşlı bağımlılık oranı arasındaki denge tersine döndü. Çocuk bağımlılık oranı yüzde 45.98’den yüzde 25.36’ya düşerken yaşlı bağımlılık oranı yüzde 17.98’den yüzde 33.21’e tırmandı. Toplam yaş bağımlılık oranı yüzde 63.96’dan yüzde 58.56’ya gerileyerek daha olumlu bir düzeye gelmiş görünmesine karşın, genç-yaşlı bağımlılık dengesindeki terse dönüş sürdürebilirlik sorunu yaratıyor.
Kırsal kesimdeki yaşlı nüfus artışı, esas olarak normal demografik dönüşüm süreçleriyle uyumlu bir gelişme. Buna karşın çocuk ve genç ve orta yaş gruplarındaki düşüş hızlı bir erime sürecinin ürünü.
Buna cinsiyet oranlarındaki bozulma da eşlik ediyor. 100 kadın nüfusuna karşı erkek nüfusunu ifade eden cinsiyet oranı 20-24 yaş grubunda 13.5 puan artarak 119.7’ye, 25-29 yaş grubunda 29.2 puan artarak 137.7’ye, 30-34 yaş grubunda 36.6 puan artarak 137.3’e, 35-39 yaş grubunda 28.1 puan artarak 130.5’e, 40-44 yaş grubunda 24.4 puan artarak 124’e, 45-49 yaş grubunda 15.2 puan artarak 113.5’e çıktı.
Esas olarak üreme çağı nüfusunu etkileyen bu dengesizlik nüfusun sürdürülebilirliği ve aile yapısı açısından sorunlar yaratmaya aday bir durum.
Bir dizi sorunun kaynağı ve habercisi
Kırsal nüfusta bu çarpık resmi ortaya çıkartan nedenleri rasyonel şekilde ortaya koymak ve sağlıklı çözüm politikalarını geliştirmek, çok yönlü araştırma ve tartışmayı gerekli kılıyor. Bu resmin sonuçlarını enflasyondan, istihdama, dış ticaretten büyümeye, eğitimden göçe kadar her alanda görüyoruz, yaşıyoruz.
Çeşitli araştırmalar kırsal kesimde yaşanan bu demografik çöküşün başta 2000’lerde etkisi iyice artan neoliberal ekonomik sistemi olmak üzere izlenen tarım politikaları, tarımsal destek sisteminin sorunları, tarımsal üretimin girdi yapısının değişmesiyle köylülerin artan finansman sorununa uygun çözümler bulunmaması, köy okullarının kapatılarak taşımalı eğitime geçilmesi gibi çok farklı boyutları olan nedenleri olduğunu ortaya koyuyor.
Bu sorunlar özellikle küçük üreticiler başta olmak üzere topraklarını satmaya zorlayarak sancılı bir mülkiyet değişimi sonucu da doğuruyor. Kırsal kesimden üretken çağdaki nüfusun kaçma eğiliminde olması, tarımsal alanda işgücü dengesizliklerinin yanında ciddi bir tecrübe ve yetenek açığı da ortaya çıkartıyor. Bu da tarımsal üretimde istikrar ve sürdürülebilirlik sorunlarını artırıyor.
Öte yandan yeterli genç nüfusun olmadığı köylerde yaşlı nüfusun orantısız artışı, kırsal kesime yönelik sağlık hizmeti açığını büyütürken, sosyal destek ihtiyacını da artırıyor.
Köylerdeki hızlı erime, şehirlerde de başka sorunları büyütüyor. Şehirlerde tecrübe ve yetenek seti sınırlı işgücü artışı, bir yandan ucuz işgücü havuzunu büyüterek genel olarak ücretleri aşağı çeken, kayıt dışı güvencesiz istihdamı besleyen, işsizliği artıran bir ortam yaratıyor. Tüm bunların sonucu olarak toplumsal ve ekonomik olarak en başta gelen gelir dağılımı eşitsizliğini yapısal olarak daha da ağırlaşıyor.
Köylerde ve kentlerde birbiriyle iç içe geçmiş bu sorunlar yumağı, kendini sorumları besleyen bir döngü ile daha da büyüyerek, yeni sorunlar da yaratarak daha da karmaşık hale gelmeye aday bir süreç ortaya çıkartıyor.
