Ekonomik kuşatma; bir ülkenin siyasi iradesini kırmak yerine, onun daha dirençli bir yapıya bürünmesine yol açabiliyor. Geçmişte yaşananlar, sert ekonomik yaptırımların beklenen neticeyi pek vermediğini gösteriyor. Örneğin 2018 sonrasında, İran’ın günlük petrol satışı yaptırımların etkisiyle 400 bin varile düştü. Bu zayıf rakama rağmen Tahran’daki rejim ayakta kaldı.
Benzer direnç mekanizmaları bugün de geçerliliğini korumaktadır. İran ekonomisi, döviz gelirleri olmasa dahi dengesini bir süre daha sağlayabilir. Merkez Bankası iç piyasadaki hareketliliği korumak için para basmayı sürdürür. Kaldı ki Malezya ve Çin açıklarında, yüzen depolarda bekletilen yaklaşık 100 milyon varillik petrol var. Bunun satışı, savaşı sürdürmek için gereken yarı iletkenlerin tedarikini sağlayabilir.
Ateşkesin sona ermesine daha bir hafta var. Bir orta yol bulunabileceğini düşünüyorum. Hürmüz’den petrol akışı, piyasa mekanizmalarıyla veya gayriresmî kanallar üzerinden bir şekilde olacaktır. Daha önce nükleer anlaşma kapsamında bazı haklarından vazgeçen İran, söz konusu başlıkta diretmeyebilir. İran'ın dondurulan finansal varlıkları serbest bırakılabilir. Lübnan’a saldırılar durdurulur. Ekonomik yaptırımlar gevşetilebilir. Zaten iç siyasette kaybeden Trump, algı yönetimini tamamen nükleer silahlanma meselesi üzerinden yapmaya başladı. 2028 seçiminde başkan adayı olmak isteyen Başkan Yardımcısı Vance’in net popülaritesinin yüzde -18 (eksi 18) olduğunu da belirteyim.