Orta Doğu'daki diplomatik tıkanıklık sürüyor. Ne Washington ne de Tahran masadan yenik ayrılmayı göze alabiliyor. Gerek nükleer pazarlıklar gerekse Hürmüz Boğazı'ndaki hamleler, bir tarafın kazancının diğerinin mutlak kaybı olduğu bir düzlemde ilerliyor. Bu durum, süreci tam anlamıyla sıfır toplamlı bir savaşa dönüştürüyor. Çin gibi güçlerin sergilediği mesafeli tutum da masada rasyonel bir seçenek bırakmıyor.
Mevcut tablonun en aldatıcı yönü geçici önlemlerle dengede tutulan petrol piyasasıdır. Ülkelerin stratejik rezervlerini satması, Çin'in ithalatını kısması, ABD’nin ihracatını artırması, savaşın neden olduğu günlük 14 milyon varillik arz kesintisini şimdilik maskeliyor. Diğer taraftan ülkelerin acil durum stokları hızla eriyor. Bu düşüşler, oluşan yapay dengeyi sürdürülemez kılıyor. Bu stoklar tükenmeden, bölgede yeni bir askeri hareketlilik de yaşanabilir.
TCMB geçen hafta açıkladığı yılın ikinci enflasyon raporunda tedirginliğini gösterdi. İçeride fiyatlama davranışları günden güne bozuluyor. Rapordan önce katıldığım yayınlarda, ‘‘Tahmin aralığında yukarı yönlü sert bir revizyon, beklentileri daha fazla bozmaz mı?’’ sorusu geliyordu. Ekonominin aktörleri gerçekten de aralığın üst sınırına odaklanıyorlar. Bu nedenle, Merkez’in tahmin aralığını kaldırmasını bu koşullar altında doğru buluyorum. Tabii yüzde 26 olarak belirlenen yıl sonu tahmininin gerçekleşmesi büyük bir başarı olur. Faiz artırımının da yüksek bir olasılığa sahip olduğunu düşünüyorum.