Ülkelerin acil durumlar için biriktirdikleri petrol stokları hızla azalıyor. Bu düşüş ileriye dönük fiyat tahminlerini yükseltiyor. Petrolün önümüzdeki dönemde de pahalı olacağı görülüyor. Dünyada üretimden lojistiğe kadar her kalemde maliyetler artınca, doğal olarak enflasyon beklentileri bozuluyor.
Bu manzara karşısında büyük merkez bankalarından faiz artırımları gelebilir. Avrupa ve İngiltere merkez bankalarından sırasıyla 75 ve 60 baz puanlık artışlar fiyatlanıyor. Fed de yıl sonuna kadar bir hamle yapabilir. Dünya ekonomisi para bulma maliyetinin yüksek olacağı bir döneme giriyor. Sıkılaşma adımlarının yaratacağı bu sert rüzgâr, finansman ihtiyacı yüksek olan gelişen ülkelerin hareket alanını daraltabilir.
Türkiye'nin kısa vadeli dış borcu şubat sonu itibarıyla 174 milyar ABD dolarıdır. Bir yıl içinde vadesi gelecek toplam yükümlülükler ise 239 milyar dolardır. Bu yükümlülüğün yüzde 45’i özel sektörün borçlarından oluşuyor. Amerikan 10 yıllık tahvil faizi son 1 yılın, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin faizleri 15 ila 17 yılın zirvesindedir. Görünen o ki dışarıdan sağlanan her kaynak için daha yüksek faiz ödeyeceğiz. Böylesine büyük bir yeniden borçlanma ihtiyacını, global faiz fırtınasında karşılamak zorunda olmamız kırılganlığı artırıyor. Ekstra bir darbe yememek için, ülke risk primini artırabilecek aksiyonlardan uzak durmalıyız. Makroekonomik dengeleri korumak adına, risk yaratacak mevzulardan kaçınmak gerekiyor.