Finans dünyasının en etkili aylık raporlarından Bank of America Küresel Fon Yöneticileri Anketi, tehlikeli bir iyimserliğe işaret ediyor. Dev fonları yönetenlerin nakit seviyesini yüzde 3,9 gibi dip bir noktaya çekmesi ve katılımcıların yalnızca yüzde 4’ünün sert iniş beklemesi müthiş bir rehavetin göstergesidir. Nitekim piyasa aktörleri mayıs ayında bütün güçleriyle hisse senetlerine yüklenerek varlık dağılımında bir rekora imza attılar.
Bu coşkuyu, ABD hükümetinin bütçe açığıyla kamu dışı sektöre 2 trilyon dolar akıtması ve yapay zekâ yatırımlarının yarattığı büyüme rüzgârı besliyor. Ancak petrol fiyatının 150 dolar gibi yıkıcı bir eşiğe ulaşması veya küresel faizlerle birlikte yükselen ABD 10 yıllık tahvil getirisinin yüzde 5,5’i aşması bu optimizmi baltalayabilir. Böylesi bir maliyet şoku karşısında merkez bankalarının sıkılaşma adımları atması resesyon riskini artırarak borsa endekslerinde sert düşüşleri tetikleyebilir. Dışarıda kopacak bir fırtına en çok hassas dengedeki ekonomileri sarsar.
Küresel piyasalarda yaşanan bu gelişmeler Türkiye için net bir uyarı barındırıyor. Enerji fiyatlarındaki artış ülkemizde enflasyon beklentilerini zaten bozmuş durumda. Üstelik Merkez Bankası rezervlerindeki kaybın yalnızca bir kısmını yerine koyabildi. Bu denli kritik bir dengede ilerlerken dış şoklara karşı hazırlıklı olmak zorundayız. Hata yapma lüksümüzün olmadığı bu süreçte hem ekonomik hem de ekonomi dışı yeni bir risk yaratmaktan kaçınmalıyız.