AB ekonomisi ciddi bir büyüme sorunu yaşıyor. Bu sorun aşılamazsa, AB’ye mal ve hizmet satan ülkelerin de bundan etkilenmemesi mümkün değil.
Cumartesi günü 26 Avrupa ülkesi İş Konseyi başkanının imzasıyla Financial Times’ta yayımlanan ilan, Türk iş dünyasının Avrupa Birliği’ne yönelik önemli bir çağrısıydı. Aynı gün Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e gönderilen mektup da Brüksel’e ulaştı. Mesaj netti: Türkiye iş dünyası AB üyeliği perspektifine sahip çıkıyor ve somut iş birliği alanlarında ilerlemek istiyor.
Bu çağrıdan bir gün önce DEİK Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın DEİK Başkanı Nail Olpak’la birlikte düzenlediği sohbet toplantısı da karşı karşıya olduğumuz tabloyu daha net ortaya koydu. Bu tablodan aylardır Türk lirasındaki reel değerlenmeden yakınan ihracatçıların karşısındaki asıl sorunun kurdan ya da finansmana erişimden bile daha önemli olduğu anlaşılıyor. Bu sorun Avrupa Birliği ile ticaretin önündeki giderek artan engeller.
Nail Olpak’ın ifadesiyle, iş dünyasının hiç sevmediği bir süreçten geçiyoruz: Belirsizlik ve öngörülemezlik. Bu belirsizlik, Türkiye’nin AB ile ekonomik ve siyasi ilişkilerindeki muğlaklıktan kaynaklanıyor ve doğrudan Türkiye ekonomisini, özellikle de ihracatçıları tehdit ediyor. İşte bu belirsizliklerden bazıları:
- AB ekonomisi ciddi bir büyüme sorunu yaşıyor. Bu sorun aşılamazsa, AB’ye mal ve hizmet satan ülkelerin de bundan etkilenmemesi mümkün değil. Avrupa’nın eski dinamizmine kavuşması ve talebin parlak dönemlerdeki gibi hızla artması kolay görünmüyor.
- 30 yıl önce yürürlüğe giren Gümrük Birliği Anlaşması, ekonomik ve teknolojik dönüşümün gerisinde kaldı. Mevcut yapı yalnızca sanayi ürünleri ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsıyor. Oysa bugün tarımın tamamı, hizmetler, kamu alımları, e-ticaret ve dijital ekonomi gibi alanlar ticaretin merkezinde. Güncelleme olmazsa, Türkiye sistemin dışında kalmaya devam edecek.
- AB’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması şu an altı sektörü kapsıyor ama sırada 18 sektör daha var. Bu düzenlemeye uyum sağlayamayan firmalar için AB pazarının kapısı fiilen kapanabilir.
- Çelik kotalarındaki daralma, “Made in Europe” çemberinin dışında kalma riski ve AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları da tablonun diğer parçaları. Sayısı 85’e yaklaşan bu STA’lar, Gümrük Birliği’nin yarattığı asimetri nedeniyle Türkiye’ye avantaj sağlamıyor; aksine dezavantaj yaratıyor. Türkiye bu anlaşmaların olumlu etkilerinden yararlanamıyor ama olumsuz sonuçlarını fazlasıyla hissediyor. Özellikle Hindistan ile imzalanan son anlaşma, önümüzdeki dönemde ciddi sorunlar doğurabilir.
- Küresel iklim de bu belirsizliği daha da ağırlaştırıyor. ABD’nin gümrük tarifelerini artırdığı, İran ve Rusya ile ticaret yapan ülkelere ek vergiler getirmeyi planladığı bir ortamda ihracatçının manevra alanı giderek daralıyor. Diğer pazarlarda da sıkı bir rekabette karşılaşma riski artıyor.
- SAFE, AB’nin savunma ve güvenlik alanında oluşturduğu yeni ve kritik bir finansman aracıdır. Türkiye’nin bu mekanizmanın dışında kalması, Avrupa savunma mimarisinden dışlanma riskini doğururken, bu durum Türkiye açısından jeopolitik ve stratejik açıdan olumsuz sonuçlar barındırıyor. Türkiye başvuruda bulunmuş olsa da, AB Komisyonu’nun süreci ağırdan alması belirsizliği artırmaktadır.
Kısacası, Türkiye–AB ilişkileri kritik bir dönemeçte bulunuyor. Yalçındağ’ın altını çizdiği gibi bu ilişki sadece diplomatik bir başlık değil; ekonomik entegrasyon, ortak üretim ve karşılıklı bağımlılık anlamına geliyor. Bu nedenle yaşanan her belirsizlik, ihracatçılar ve sanayiciler için doğrudan risk demek.
İhracatçıların meselesine dönersek; evet kur önemli ancak asıl mesele bu değil. Avrupa Birliği ile ticaret, Irak’la ya da başka bir pazarla yapılan ticarete benzemez. Oralardaki kayıplar zamanla telafi edilebilir. Avrupa Birliği ise hem hacmi hem niteliği itibarıyla kolay ikame edilemeyecek bir ortak. Biz de onlar için ikamesi zor bir ortağız ama sorun AB’nin bunu bilmiyor olması. Brüksel’e giden mektuptaki vurgu önemli: “Jeopolitik olarak parçalanmış bir dünyada Avrupa’nın rekabetçiliği, güncellenmiş bir AB-Türkiye Gümrük Birliği ile de artırılacaktır.”