Serkan Aksüyek
Son haftalarda İzmir iş dünyasındaki tartışma konuları arasında, Çiğli ilçesindeki İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin (İAOSB) genişleme sahası ve yaratacağı etkiler yer alıyor. OSB yönetimi, mülkiyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ait olan ve toplamda 3 milyon 235 bin metrekare büyüklüğündeki iki dev parseli bölge sınırlarına eklemeyi ve yüksek teknoloji yatırımlarını bu alana kazandırmayı hedefliyor.
AKP’nin İzmir milletvekilleri tarafından da desteklenen bu satın almanın hangi kaynakla ve hangi finansman modeliyle yapılacağı sorusu ise an itibarıyla askıda kalıyor. Derin bir ekonomik krizle boğuşan ve zarar etme pahasına üretimini ve ihracatını gerçekleştiren sanayicinin aidatlarından oluşan İAOSB bütçesinde bulunan 1,5-2 milyar TL civarındaki nakit varlığın, bu arazinin alınmasında çok yetersiz kalacağını bugünden söylemek güç değil. Bu durumda ya sanayicilerin aidatlarına hatırı sayılır bir oranda zam yapılacak ya da bugün yüzde 45 seviyesinde olan ticari kredi faizleriyle borçlanma yoluna gidilecek.
Bir de can havlindeki kamu yönetiminin durumunu düşünmek gerekiyor. Bütçe açığı tarihi rekorlar kıran ve emeklisine vereceği bayram ikramiyesine zam yapmamak için akla karayı seçen ekonomi yönetiminin, bu arazileri olabilecek en yüksek fiyatla sanayicilere satmak isteyeceğini, evvel emirde cebine girecek parayı önemseyeceğini tahmin etmek güç değil.
KONTROL VE MÜLKİYET FARKI
İAOSB Yönetim Kurulu Başkanı Cenk Karace, arazinin Milli Savunma Bakanlığı'nın kontrolünde olduğunu belirtirken, “Sanayi Bakanlığı ile çalışmaları yapıyoruz. Arazi Milli Savunma Bakanlığı'nın. Sıfır bedel ödeyerek olmuyor. Bu iş devlet nezdinde yürüyor. Bizim şahsi işimiz değil. OSB'ler de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı. Bir bedel ödenmesi gerekiyor çünkü arazi Milli Savunma Bakanlığı'nın kontrolünde olan bir yer” diyor.
Sayın Karace’nin açıklamasında netlik kazanması gereken çok nokta var… Birbirine sınırdaş olan 2 milyon 846 bin ve 389 bin m2 büyüklüklerindeki arazilerin ölçeği, İAOSB’nin mevcut arazisinin yüzde 52’sine (Bu büyüklüğün, İzmir’deki pek çok OSB’den daha büyük olduğunu da belirtelim) karşılık geliyor. Arazilerin kontrolü Çiğli 2’inci Ana Jet Üssü’ne iniş kalkış yapan uçakların yaklaşma alanında kalması nedeniyle Milli Savunma Bakanlığı’na ait. Bu doğru, ancak mülkiyet Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda. Dolayısıyla herhangi bir şahıs mülkiyetinin karışmadığı arazilerin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na “organize sanayi bölgesi yapılmak kaydıyla” tahsis edilmesinin önünde hukuki bir engel yok.
NASIL BİR FİNANSMAN MODELİ?

Yaptığı açıklamalarda “bölgeye yüksek teknoloji şirketlerinin ve bacasız sanayinin ilgisinin çok yüksek olduğunu” ifade eden Sayın Karace’nin beyanlarından yola çıkarsak, firma başvurularının ön tahsis yoluyla alınması ve yapılacak altyapı çalışmasının kendi kendisini finanse eder şekilde yönetilmesi pekâlâ mümkün. OSB’nin kasasındaki ve sanayicinin cebindeki paraya el sürmeden ya da olabilecek en asgari ölçekte kullanarak bu modeli kurgulamak bir varsayımdan ötede anlam taşıyor. Aksi halde planlanan senaryo, sanayicinin parasıyla özelleştirme yapmaktan farklı bir anlam taşımıyor.
Devam edelim… Yüksek deprem riski altındaki İzmir’in en kötü zemininde yapılması planlanan ve kent merkezine çok ciddi bir ek yapı yükü bindirecek proje için meslek örgütlerinin, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, çevre örgütlerinin görüşlerinin ne ölçüde alındığı belli değil. Önümüzde Basmane çukuru, İnciraltı’nın planlaması, Balçova arsa mağdurları gibi hukuksal ihtilafı yıllardır süren örnekler varken, olası bir dava yağmurunda sürecin ne şekilde ilerleyeceği belirsizliğini koruyor.
DEV ARITMA İLE KOMŞU
Bir başka konuşulmayan gerçek ise şu: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Çiğli Arıtma Tesisi, genişleme bölgesi olarak tanımlanan bu araziye sınır komşusu konumda. Arıtma tesisinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından geçen yıl yapılan yatırımla dördüncü faz devreye alınmıştı. Tesis an itibarıyla Türkiye’nin en büyük arıtma tesisi olma özelliğine sahip. Kentin agresif büyümesine paralel olarak İBB tarafından beşinci faz genişlemesinin hazırlıkları sürüyor. Gelecek yıllarda ise altıncı faz devreye alınmak zorunda kalınacak. Bölgeye yatırım yapmayı planlayanların, tüm bu faktörleri en ince detayına kadar düşünmek zorunda olduğunu da kaydetmek gerekiyor. İAOSB Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Karace 3,2 milyon m2 büyüklüğündeki dev arazi için her ne kadar “bataklık değil” dese de bölgenin yakınındaki Sasalı bölgesinde ikamet eden herkes, en önemsiz bir yağmurda bile bu arazilerin su altında kaldığını yıllardır görüyor ve biliyor.

SORUNLU ZEMİN
Görüşlerine başvurduğum, Bayraklı bölgesindeki gökdelenlerin zemin iyileştirme çalışmalarında görev alan tecrübeli inşaat mühendisleri, “her arazide yapılaşma yapılabileceğini ancak buna benzer gevşek zemine sahip bataklık alanlarda altyapı maliyetinin, normalin üç katına kadar çıkabileceğini” özellikle belirtiyor.
Ve asıl önemli olan nokta: “Genişleme” olarak adlandırılan bu “satın alma girişimi” hakkında İAOSB’de üretim yapan 600’den fazla firmanın patronları yeteri kadar bilgi sahibi mi? Böylesine hayati kararların gündem maddelerinde yer aldığı son iki genel kurul toplantısı 50-60 kişilik hazirunla gerçekleştiridi. Katılımcıların tümünün oy kullanma yetkisine sahip sanayici olmadığı bilgisini de vermek gerekiyor.
YATIRIMCI AYRIMI NEYE GÖRE?
Bir diğer izaha muhtaç durum da şu: OSB yönetimi “bu arazide yapılacak olası yatırımların yüksek teknoloji üreten bacasız sanayi olacağını” belirtiyor. Ancak bu ayrımın hangi mevzuata göre gözetileceği belirsizliğini koruyor. Arazideki tüm satın alma, altyapı ve parselasyon süreçlerinin sorunsuz tamamlandığı ve yönetiminin mevcut OSB’de olduğu varsayılsa bile yürürlükteki mevzuata göre OSB yönetiminin yatırımlar için ayrım gözetmesi son derece sorunlu bir alan yaratıyor.
30 Mayıs 2025 tarihli 9903 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile yeniden düzenlenen yatırım teşvik sisteminde, yüksek teknoloji yatırımları “il ayrımı olmaksızın” yüksek dereceli teşvik imkânlarından zaten yararlanabiliyor. Arazinin çok yakınında yer alan askeri havalimanı ve bugün için yedekte tutulan sivil havalimanına iniş kalkışlara engel olmayacak şekilde gabari (yükseklik) sınırlaması getirilse dahi, İAOSB bir “İhtisas OSB” olmadığı için, yatırımcı ayrımı gözetilmesinin teorik olarak mantıksal çerçevesi olması gerekiyor.
Ezcümle…
Akıl almaz zorluklarla ayakta kalmaya çalışan sanayiciye ait kaynağın, sonu belirsiz ve pek çok hukuki ihtilafa yol açabilecek bir maceraya sürüklenmemesi için tüm soruların yanıtlanması gerekiyor.