İstanbul yaza caz notalarıyla girecek
İstanbul’da yaz festivaller sayesinde notalarla başlar. Deniz kokusu gelir, akşamüstleri uzar, gölgeler kısalır; bir de şehrin üstüne ince bir uğultu çöker: “Bu yaz hangi konserlere yetişeceğiz?” İstanbul Caz Festivali, tam da bu soruyu soranların festivalidir. Çünkü burada yalnızca caz yok; cazın komşuları var. Soul, funk, folk, blues, elektronik dokunuşlar, akustik sadelik… Bir türün sınırlarını değil, bir şehrin kulağını büyüten bir program bu.
Festivalin ilk üç günü, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda büyük bir “açılış üçlemesi” gibi. Üç farklı ruh hâli, üç ayrı seyir zevki. Marcus Miller’ın sahneye çıkışı, çoğu zaman bir bas solosundan fazlasıdır: bir anlatı başlar. Bu kez anlatı, Miles Davis’in 100. yılı etrafında kurulan We Want Miles! projesiyle daha da anlamlı. Bu konserin heyecanı, “nostalji”den değil; caz tarihinin canlı bir miras olarak yeniden kurulmasından geliyor. (30 Haziran)
Ertesi akşam, Harbiye bambaşka bir renge boyanıyor: Soul’un yükselen yıldızı Thee Sacred Souls ilk Türkiye konseriyle festivalde. Analog kayıt ruhu, 60’ların yumuşaklığı, Latin ritimleriyle sızan bir sıcaklık… (1 Temmuz)
Üçüncü gece: Robert Plant. Led Zeppelin’in “ses hafızası” diyelim; ama Plant’i tek bir döneme sıkıştırmak da haksızlık. Saving Grace ve Suzi Dian ile sahnede kurduğu dünya; folk, country, blues, gospel etrafında dolaşan, bir bakışta sade görünen ama derinleşince katmanlanan bir hikâye. (2 Temmuz)
Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi adresine geçiniz...
Baharın rengi CI BLOOM ile İstanbul yeniden çiçekleniyor
İstanbul’da bahar yalnızca ağaçlarda değil, sergi duvarlarında da açar. Şehrin kültür takvimine dikkatle bakanlar bilir; nisan ayı, yeni isimlerin, cesur üretimlerin ve keşif duygusunun ayıdır. Contemporary Istanbul tarafından hayata geçirilen CI BLOOM, beşinci yılında artık bir “yan etkinlik” değil; kendi başına güçlü bir sanat buluşması. Büyük ölçekli fuarların gölgesinde kalmadan, genç ve dinamik yapısıyla çağdaş sanatın en güncel nabzını tutuyor.
Lütfi Kırdar Rumeli Salonu’nda kurulacak bu geçici sanat kenti, dört gün boyunca koleksiyonerleri, sanat profesyonellerini, küratörleri ve meraklı izleyicileri aynı zeminde buluşturacak. Baharın enerjisi dediğimiz şey belki de tam olarak bu: Yeni olanla karşılaşma cesareti. Bu yıl CI BLOOM’un en dikkat çekici yönlerinden biri, ekonomik koşullar gözetilerek oluşturulan destek modeli. Katılım ücretlerinin yüzde 30 azaltılması ve döviz kurunun TL bazında sabitlenmesi, galerilerin kur riskinden korunarak fuara katılımını sağlıyor. Bu yalnızca teknik bir düzenleme değil; sanat ekosistemine dair bir tavır. Sanat dünyası, özellikle son yıllarda kırılgan bir dengede ilerliyor. Böyle dönemlerde asıl mesele büyümek değil; birlikte ayakta kalabilmek. CI BLOOM’un yaklaşımı, galerilerle rekabet eden değil, onlarla birlikte büyüyen bir model öneriyor.
Ayasofya’dan Arsenale’ye: Bir kültür köprüsü
Ahmet Ertuğ’un objektifi, yarım asrı aşkın süredir taşın hafızasını, kubbenin yankısını, mermerin sessizliğini kayda geçiriyor. Onun fotoğraflarında mimari yalnızca bir yapı değil; zamanın kendisi. Venedik’te, Avrupa’nın en prestijli fotoğraf mekânlarından Le Stanze della Fotografia’da açılan ve 6 Nisan’a dek sürecek Beyond the Vanishing Point sergisi, ilk kez bir Türk sanatçıyı ağırlıyor. Bu cümle bile başlı başına tarihsel bir eşik. Sergide Ayasofya’nın merkez kubbesi, kırk penceresinden süzülen ışık halkasıyla âdeta havada asılı duruyor. O görüntüye bakarken insan yalnız İstanbul’u değil, Bizans’tan bugüne uzanan bir mimari aklı izliyor. Aynı salonda Roma’nın Pantheon’u… Kusursuz geometrisiyle Batı mimarisinin zirvesi. Rönesans’ın sarmal estetiğini taşıyan Villa Farnese… Ve Venedik’in kalbinde La Fenice Tiyatrosu’nun iç mekân görkemi… Ertuğ, Doğu ile Batı’yı yan yana koymuyor; aralarındaki görünmez hattı görünür kılıyor.
Venedik’teki kültür yolculuğu bununla sınırlı değil. Trendyol Sanat, bu yıl 9 Mayıs-22 Kasım arasında yapılacak 61. Venedik Bienali kapsamındaki Türkiye Pavyonu’nun eş sponsoru olarak da yer alıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı koordinasyonunda gerçekleşen pavyon, Arsenale’de konumlanıyor.
Zaman katmanları arasında bir mimarlık yolculuğu
İstanbul Bilgi Üniversitesi bu yıl 30 yaşında. Ve bu özel yılı, kentin hafızasıyla temas eden bir sergiyle karşılıyor. Mekânın kendisi başlı başına bir anlatı: Eski Silahtarağa Elektrik Santrali, bugün santralistanbul Enerji Müzesi olarak yaşıyor. Endüstriyel mirasın çağdaş kültür mekânına dönüşmüş hâli… İşte tam bu çok katmanlı bağlam içinde, çağdaş mimarlığın uluslararası alandaki güçlü isimlerinden Sergei Tchoban’ın işleri yer alıyor. Sergi, daha önce 2025 Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali’nde izleyiciyle buluşmuştu; şimdi İstanbul’da, tarihsel bir yapının kalbinde yeni bir anlam kazanıyor.
Çikolatanın podyumu İstanbul’da
1994’te Paris’te doğan ve bugün 35’ten fazla destinasyonda düzenlenen Salon du Chocolat, yalnızca bir fuar değil; çikolatanın kültürel yolculuğunu anlatan bir platform. Türkiye’de Sözen Group temsilciliğinde ikinci kez düzenlenecek İstanbul edisyonu, bu yıl “İlham Veren Lezzetler” temasıyla yola çıkıyor. Çikolata burada yalnızca bir tat değil; bir tasarım malzemesi, bir ifade biçimi, bir sahne performansı. Bu yılın dikkat çeken isimleri arasında dünya çapında tanınan pastry ve çikolata şefleri var:
Antonio Bachour, Gianluca Fusto, Andrea Tortora. Bu isimler yalnızca tarif paylaşmayacak; trendleri, sürdürülebilirlik yaklaşımlarını, kakao zincirindeki dönüşümleri ve çağdaş pastacılığın yönünü konuşacak. İstanbul, iki gün boyunca bir ustalık atölyesine dönüşecek.