“Kastamonu Sofraları” İstanbul’da yeniden kuruldu
Geçtiğimiz akşam Karaköy’de kurulan bir sofrada yalnızca yemek yemedik. Kastamonu’nun yüzlerce yıllık hafızasının, saray mutfağına uzanan izlerinin ve toprağından çıkan ürünlerin küçük bir bölümünün hikâyesini dinledik. Ve bir kez daha karar verdim ki bazı sofralar yalnızca karın doyurmaz; bir coğrafyayı anlatır.
İstanbul’da Kastamonu mutfağı denildiğinde çoğu kişinin aklına etli ekmek ya da Kastamonu pastırması gelir. Oysa Kastamonu, geçmişte Bolu ve Mengen’i de içine alan geniş bir coğrafyanın merkezinde yer alıyor; saray mutfağı için önemli bir malzeme ve usta kaynağı olarak öne çıkıyordu.
Kastamonu’nun kültürel ve tarihi değerlerini görünür kılmak amacıyla çalışan Dünya Mirası Kastamonu İnisiyatifi Derneği (DMKİ) tarafından Nadir Gastronomi Platformu’nda gerçekleştirilen “Kastamonu Sofraları” gecesi, bu büyük mirası yeniden görünür kılmayı amaçlıyordu.
2017 yılında İstanbul’da yaşayan Kastamonulular tarafından kurulan dernek, yıllardır kentin kültürel mirasını, gastronomisini, arkeolojik değerlerini ve tarihini daha geniş kitlelere ulaştırmak için çalışmalar yürütüyor. Derneğin dönem başkanı Zeynep Esen, açılış konuşmasında yaklaşık 35 üyeden oluşan yapılarının temel amacını şöyle özetliyordu:
“Önce ülkemizin yerel değerlerine sahip çıkmak, ardından bu değerleri en nitelikli biçimde tanıtmak.”
Esen’in üzerinde özellikle durduğu konu, gastronominin yalnızca yemekle ilgili olmadığıydı. Amaç; üreticiden sofraya uzanan zinciri görünür kılmak, yerel ürünleri hak ettikleri değere kavuşturmak ve Kastamonu mutfağını yeni kuşaklarla buluşturmaktı. Bu gecenin, uzun soluklu bir “Kastamonu Sofraları” projesinin ilk adımı olduğunu da müjdeliyordu.
Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi adresine geçiniz...
Bir şehrin gastronomik hikâyesi sofraya geldiğinde…
Bir önceki yazımda da vurguladığım gibi bazı yemekler vardır; yalnızca damakta iz bırakır. Bazıları ise hafızada. Nadir Gastronomi Platformu’nda düzenlenen Kastamonu Sofraları gecesinde servis edilen menü ikinci gruba giriyordu. Çünkü masaya gelen her tabak yalnızca bir tarif değil, bir coğrafyanın hikâyesiydi. “Kastamonu Sofraları” iradesi, tabağa geldiğinde Şef Aydın Demir’in yorumuyla tam bir lezzet manifestosuna dönüşüyordu. Aydın Şef’in mutfağımıza yaklaşımı dikkat çekici. Yerel ürünleri modernleştirirken onların karakterini değiştirmiyor; malzemenin özüne sadık kalmayı tercih ediyor. Malzemeyi deforme etmeden, onun tabiatına hürmet ederek çağdaş bir sunum hazırlıyor.
Bu yemekte de Kastamonu mutfağını bir füzyon gösterisine dönüştürmek yerine, onun kendi hikâyesini daha çağdaş bir dille anlatmayı tercih etti. Coğrafi işaretli Taşköprü sarımsağından coğrafi işaretli siyez ununa, yabani otlardan Üryani eriğine kadar her malzeme kendi kimliğini koruyarak tabağa taşınmıştı. Bir anlamda Kastamonu’nun geçmişi modern gastronomi diliyle yeniden konuşuyordu.
Kastamonu’yu yeniden görünür kılmak için el ele verdiler
Kastamonu Sofraları gecesinde konuşulanlar yalnızca yemekler değildi. Masada Kül Çöreği, Taşköprü sarımsağı, siyez ya da Tosya’nın Sarı Kılçık Pirinci kadar başka bir konu daha vardı:
Kastamonu’nun kendini yeniden anlatma çabası. Dünya Mirası Kastamonu İnisiyatifi’nin (DMKİ) hikâyesini dinlerken, o gece kurulan sofranın aslında daha büyük bir hareketin parçası olduğunu düşündüm. Çünkü bu girişim yalnızca gastronomiye değil; tarihe, kültüre, arkeolojiye, müziğe, yayıncılığa ve kent hafızasına da dokunuyor.
2017 yılında İstanbul’da yaşayan, Kastamonu ile kök, akrabalık ya da gönül bağı bulunan bir grup aydın, akademisyen ve iş insanı, şehrin doğal, kültürel ve tarihsel mirasına sahip çıkmak amacıyla bir araya geldi.
Bu oluşumun fikir önderliğini Dr. Atıf Uğurlu yaptı. Kurucu yapı içinde Mehmet Reis, Nurdoğan Aymete, Dr. Sedat Kalem, Prof. Dr. Sakine Esen Eruz, Tahir Gündoğdu ve Prof. Dr. Zeki Alpan gibi isimler yer aldı.
Başlangıçta bir inisiyatif olarak yola çıkan bu hareket, zaman içinde kurumsal bir yapıya dönüştü. Atıf Uğurlu’nun üç dönem süren başkanlığının ardından 2020 yılında görevi Ender Yılmaz devraldı. 2023 yılı itibarıyla ise dönem başkanlığına Zeynep Esen geldi. 2024 yılında da inisiyatif resmî dernek statüsü kazanarak DMKİ Derneği adıyla çalışmalarını sürdürmeye başladı.
Zeynep Esen’in anlattıklarında özellikle dikkatimi çeken noktalardan biri, bu yapının kendisini yalnızca hemşehri dayanışması olarak görmemesiydi. DMKİ’nin ilkeleri arasında çok anlamlı bir cümle var:
“Kastamonulu olmak koşulu aranmıyor; Kastamonu’yu sevmek yeterli görülüyor.”
“Kül”e karışan İstanbul
İstanbul’da hâlâ insanı şaşırtabilen geceler var. Geçtiğimiz akşam bunlardan birini yaşadım. İş Sanat’ın İş Vapur’da düzenlediği Cem Adrian konserinde, Boğaz’ın ortasında müziğin bir şehri nasıl değiştirebildiğine tanık oldum.
Saat 20.30’da başlayan yolculuğun ilk bölümünde İstanbul, bize o meşhur delişmen yüzünü gösteriyordu. Kuzeyden esen sert rüzgârın güvertelerini yaladığı vapur, Bebek’e doğru ilerlerken birçok kişi şala, örtüye sarılmıştı. Boğaz, kendi bildiğince davranıyor; yaz akşamına rağmen serin yüzünü gösteriyordu.
Dönüş yolunda ise hava değişti. Cem Adrian vapurun burnundaki sade sahnesine çıktığında arkamıza aldığımız rüzgâr da konsere saygı göstererek dinmiş gibiydi. Az önce üşüyen konuklar, piyanodan yükselen ilk notalarla birlikte bambaşka bir atmosferin içine girdi. Karşımızda Ahmet Haşim’in dizelerini hatırlatan bir İstanbul vardı; akşamın renkleriyle seslerin birbirine karıştığı, Boğaz’ın geceye teslim olduğu bir İstanbul...
Karne heyecanı bu yıl da kitapla taçlanıyor
Okuma alışkanlığının küçük yaşlarda kazanılması, özellikle de dijital bir dünyaya doğmuş çocuklarımız için zihinsel kapasitenin gelişmesi, eleştirel düşünme, odaklanma becerilerinin artırılması açısından büyük önem taşıyor. İş Bankası’nın 2007-2008 eğitim-öğretim yılı sonunda ilk ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak başlattığı ve bu yıl 19. yılına giren “Karneni Göster Kitabını Al” kampanyası da bu amaca hizmet ediyor.