Bir sahneden bin renge
İstanbul Modern, Cumhuriyet dönemi kültür tarihinin kurucu kadın figürlerinden Semiha Berksoy’un çok yönlü üretimini, Flormar sponsorluğunda 6 Eylül tarihine kadar izleyiciyle buluşturuyor. “Tüm Renklerin Aryası”, Berksoy’un sahne sanatlarından görsel sanatlara, sinemadan edebiyata uzanan üretimini 200’ü aşkın yapıtla bir araya getiriyor. Bu sergi, kronolojik bir biyografi anlatısı sunmak yerine, Berksoy’un kişisel mitolojisini ve sahneyle kurduğu derin bağı merkezine alan tematik bir kurguya yaslanıyor. Erken dönem desenlerden opera sahnesinden ilhamla üretilmiş resimlere, otoportrelerden çarşaf resimlerine uzanan geniş bir seçki, izleyiciyi sanatçının iç dünyasında gezintiye çıkarıyor.
Serginin merkezinde yer alan ve sahne atmosferine doğrudan gönderme yapan “Kırmızı Oda”, Berksoy’un resimlerinde operatik dramatizmin nasıl vücut bulduğunu gösteriyor. Annesi Fatma Saime Hanım’a adanan çalışmalar, otoportreler ve gündelik kumaşlar üzerine yapılan resimler, sanatçının hayatla sanat arasındaki sınırları bilinçli olarak silen tavrını görünür kılıyor.
Bir odada 1910 doğumlu sanatçının 1935’te yayımlanan öyküsü “Mezardan Gelen Mektup” karşılıyor izleyiciyi; bir diğerinde Türkiye’nin ilk sesli filmi İstanbul Sokaklarında ve rol aldığı Söz Bir Allah Bir’den kesitler… Fotoğraflar, efemeralar, ses kayıtları ve görüntüler, Berksoy’un üretimini yalnızca “eser” olarak değil, yaşayan bir sahne olarak kuruyor.
Bu haberin devamı ve köşemizdeki diğer yazıların ayrıntıları için lütfen https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi adresine geçiniz...
Yatırımdan deneyime ağırlamanın yeni haritası FSUMMIT’te
Uzun süre ağırlama sektörünü yalnızca “iyi hizmet” kavramı üzerinden okuduk. Oysa bugün geldiğimiz noktada tablo çok daha karmaşık ve bir o kadar da heyecan verici. Konaklama, gastronomi, teknoloji, yatırım ve destinasyon yönetimi; birbirinden bağımsız başlıklar olmaktan çıktı, ortak bir ekosistemin parçalarına dönüştü.
Bu dönüşümün buluşma noktalarından biri olan Uluslararası Turizm Gastronomisi Yatırımları ve Ağırlama Zirvesi FSUMMIT, altıncı yılında, “Ağırlama Sisteminde Ekosistem” temasıyla sektörü bir kez daha Antalya’da bir araya getiriyor. 12–13 Şubat tarihlerinde NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek zirve, ağırlamayı bir hizmet alanı değil; değer üreten, sürdürülebilir ve entegre bir sistem olarak ele alıyor. Değişen misafir profilleri, dijitalleşmenin hızlanması, sürdürülebilirlik baskısı ve yerel kaynakların önemi… Tüm bu başlıklar, ağırlama sektöründe iş yapma biçimlerini kökten dönüştürüyor. FSUMMIT 2026, tam da bu noktada şu soruların peşine düşüyor:
Bir destinasyon nasıl markaya dönüşür? Gastronomi bu hikâyenin neresinde durur? Teknoloji deneyimi mi hızlandırır, yoksa anlamını mı derinleştirir?
Zirve boyunca; ekosistem temelli iş modelleri, gastronomi ve destinasyon markalaşmasının kesişim alanları, teknolojinin operasyonel verimlilik ve misafir deneyimi üzerindeki etkisi, sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluk başlıkları, alanında uzman konuşmacılar tarafından çok yönlü biçimde ele alınacak.
Eşitsizlik perdeye yansıdığında…
Bazı meseleler vardır; rakamlarla anlatılır ama asıl olarak hikâyelerle anlaşılır. Eğitimde eşitsizlik de onlardan biri. Sabancı Vakfı’nın 2016’dan bu yana sürdürdüğü Kısa Film Yarışması, onuncu yılında bu gerçeği sinemanın diliyle görünür kıldı. “Kısa Film Uzun Etki” sloganıyla yola çıkan yarışmanın bu yılki teması, vakfın uzun soluklu öncelik alanlarından biri olan “Eğitimde Eşitsizlikler”di. Yarışmada kazananlar, Sabancı Center’da düzenlenen törenle açıklandı. Ama gecenin asıl kazancı, salonda paylaşılan ortak farkındalıktı. Törende konuşan Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Sabancı Vakfı’nın yaklaşımını net bir çerçeveyle özetledi:
“Sabancı Vakfı olarak stratejimizde eşitsizliklerle mücadeleyi önceliklendiriyoruz. Biliyoruz ki tüm eşitsizliklerin içinde en kalıcı etkisi olan eğitimde eşitsizliklerdir. Çünkü eğitim, her çocuğun en temel hakkıdır.”
Duymayı bilenlere “Islık Çalan Bir Hafıza”
Yapı Kredi Müzesi’nde 7 Haziran’a kadar izleyiciyle buluşan Islık Çalan Hafıza, daha kapıdan girerken bir iddia ortaya koyuyor: Geçmiş sabit değildir; her çağrıldığında yeniden şekillenir. Serginin basın toplantısında konuşan Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen’in şu cümlesi bu yaklaşımı özetliyordu:
“Yapı Kredi Koleksiyonu’ndaki eserlerle çağdaş sanat eserlerinin selamlaştığı, konuştuğu sergimize hoş geldiniz.”
Gerçekten de sergi, konuşan; hatta yer yer fısıldayan, bazen de ıslık çalan bir hafıza alanı kuruyor.
Melike Abasıyanık Kurtiç’in dünyasından yankılar
Galerist’te açılan Kayada Büyüdüm Ben, bir retrospektif ya da anma sergisi olmanın ötesinde; bir düşüncenin, bir form dilinin ve bir sezginin izini sürüyor. Galeri Nev işbirliği ve Galerist ev sahipliğinde; Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin desteğiyle hayata geçen sergi, 2021 yılında kaybettiğimiz Melike Abasıyanık Kurtiç’in sanatsal pratiğini merkezine alıyor. 2024’te Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde gerçekleşen Bir Denizkestanesinin Anıları sergisinin ardından kurgulanan bu yeni buluşma, sanatçının içe doğru yoğunlaşan dünyasından taşan biçimlerin başka pratiklerde nasıl yankılandığını araştırıyor.
Kültür mirasının kalbi İstanbul’da atacak: HERITAGE
Türkiye’nin kültür mirası alanındaki ilk ve tek fuarı olan HERITAGE Istanbul, bu yıl dokuzuncu kez kapılarını açmaya hazırlanıyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yanı sıra, Müzeler ve Kültür Varlıkları Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle düzenlenen etkinlik, 1–4 Nisan tarihleri arasında Yenikapı Avrasya Fuar ve Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilecek. 130’un üzerinde ulusal ve uluslararası katılımcı, 10 bini aşkın ziyaretçi… Ama asıl rakamlar bunlar değil. Asıl mesele, kültür mirasının bu dört gün boyunca aynı masa etrafında konuşulması.
Un, su, sabır ve bir hayal
Nişantaşı’nın en sakin sokaklarından birinde sabahın ilk kokusu kahve değil; ekmek. Mekânın adı Molen. Yeni nesil “fırın–kafe” olarak konumlanan Molen, iyi, temiz ve adil gıda fikriyle hayata geçirilmiş. Mekân, şehir temposunun ortasında bir yavaşlama alanı sunuyor. Sabah ekmekle başlayan gün, öğlen sade tostlar, focaccialar, salatalarla devam ediyor. Menü kısa ama güçlü; iddia gösterişte değil, sadelikte.
Molen’in hikâyesi, pandemi günlerinde ev mutfağında tutulan bir ekşi mayayla başlıyor.
Kurucuları Sajad Huseyininajad ve Elahe Yademellatian, İran asıllı iki turizmci. İstanbul’da yolları kesişmiş, meslektaş olmuş, dostluk evliliğe; evlilik ise bir hayale dönüşmüş.
Pandemi sırasında evde yapılan ekmekler, zamanla bir fikir oluşturmuş. Sajad, MSA’da aldığı fırıncılık eğitiminin ardından, yıllardır aklında olan hayali Elahe’yle birlikte hayata geçirmiş. Aynı dönemde bir de kızları dünyaya gelmiş: Derya. Bu yüzden Molen, yalnızca bir fırın değil; bir doğum, bir başlangıç, bir aile hikâyesi.