Pera Müzesi’nde Halil Paşa’nın yaşamına ve resmine yeni bir bakış
Beyoğlu’ndaki Pera Müzesi’nin yeni sergisi, Türkiye resim tarihinin önemli isimlerinden Halil Paşa’nın yaşamını ve sanatını yeniden düşünmemizi sağlıyor. 23 Ağustos 2026’ya kadar görülebilecek “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı”, yalnızca bir resim seçkisi değil; aynı zamanda bir hayatın, bir dönemin ve bir sanat anlayışının izini süren kapsamlı bir anlatı.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde açılan sergi, Dr. Özlem İnay Erten’in küratörlüğünde hazırlanmış. Portreler, natürmortlar ve peyzajlar; arşiv belgeleri, fotoğraflar ve desen defterleriyle birlikte sunuluyor. Böylece Halil Paşa’nın üretimi yalnızca sanat tarihinin içinde değil, yaşadığı çevre ve dönemle birlikte okunabiliyor.
Halil Paşa, Osmanlı resim tarihinde önemli bir yere sahip olan Asker Ressamlar Kuşağı’nın en üretken temsilcilerinden biri. Sergi, onun akademik disiplinle izlenimci duyarlılığı bir araya getiren resim diline özellikle dikkat çekiyor. Sanatçının portre, natürmort ve peyzaj arasında kurduğu geçişler; ışık ve renk kullanımındaki özgün yaklaşımı; özellikle İstanbul kıyılarını konu alan resimlerde belirginleşen atmosfer etkisi, serginin kronolojik akışı içinde öne çıkan başlıklar arasında. Ancak sergi yalnızca bir zaman çizelgesi izlemiyor. Halil Paşa’nın yaşamındaki mekânlar, ilişkiler ve üretim çevreleri de anlatının parçası haline getirilmiş. Böylece izleyici, ressamın sanatını şekillendiren kültürel ve toplumsal bağlamı da görebiliyor.
Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi adresine geçiniz...
Rahmi M. Koç Müzesi’nde savaşın içinden geçen demiryolu hikâyeleri
Müzeler bazen geçmişi anlatır, bazen de yaşadığımız çağın tanıklığını üstlenir. İstanbul’daki Rahmi M. Koç Müzesi’nde açılan “Iron People” fotoğraf sergisi, ikinci türden bir anlatı sunuyor. Sergi, Ukrayna’da savaşın ortasında görev yapan demiryolu çalışanlarının hikâyesini gözler önüne seriyor. Hollandalı ödüllü fotoğrafçı ve belgesel yapımcısı Jelle Krings’in objektifinden çıkan kareler, yalnızca bir savaşın dramatik sahnelerini değil, insanın zor zamanlarda kurduğu dayanışma ağlarını da gösteriyor. Hollanda ve Ukrayna İstanbul Başkonsolosluklarının iş birliğiyle Türkiye’ye getirilen sergi, 22 Mart’a kadar Rahmi M. Koç Müzesi’nin Tersane Binası’nda ziyaret edilebiliyor.
Savaş başladığında Ukrayna’da demiryolları yalnızca bir ulaşım sistemi olmaktan çıktı. Bir kurtarma hattına dönüştü. Sergi, savaş süresince 230 bin demiryolu çalışanının gösterdiği olağanüstü çabayı anlatıyor. Bu çalışanlar, saldırılar ve yıkımın ortasında tren hatlarını açık tutarak 6,5 milyon sivili güvenli bölgelere ulaştırmayı başardı. Krings’in fotoğrafları, bu mücadelenin farklı anlarını yakalıyor: Bombalanmış istasyonlar, gece boyunca çalışan makinistler, tren vagonlarında bekleyen aileler ve rayların üzerinde süren hayat.
İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserlerinde genç yetenekler sahnede
Kültür kurumlarının en kıymetli görevlerinden biri, yeni kuşak sanatçıların yolunu açmaktır. İş Sanat’ın uzun yıllardır sürdürdüğü Parlayan Yıldızlar konserleri de tam bu düşünceden doğmuş. Kariyerlerinin başındaki genç müzisyenlere sahne deneyimi kazandıran bu konser dizisi, klasik müzik dünyasının geleceğine dikkat çekiyor. 9 Mart Pazartesi akşamı saat 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda gerçekleşecek konserde iki genç sanatçı sahneye çıkacak: piyanoda Barış Tümkaya, fagotta ise Öykü Kebir. Ücretsiz olarak düzenlenen konser için dinleyiciler Biletix üzerinden rezervasyon yaptırabiliyor.
Beden, doğa ve kutsal üzerine çağdaş bir sergi
İstanbul’un eski semtlerinden Pera, her zaman sanatın dolaştığı bir mahalle olmuştur. Galeriler, müzeler, sanatçı atölyeleri… Zaman zaman da beklenmedik mekânlar bu sanat haritasına katılır. Casa Foscolo Hotel de bunlardan biri. Neo-klasik mimarisiyle dikkat çeken bu tarihî yapı, şimdi çağdaş sanata ev sahipliği yapıyor. İlayda Babacan Art Projects (IBAP) tarafından gerçekleştirilen “İçimizde Büyüyen Orman” başlıklı grup sergisi, tam da bu mekânda izleyiciyle buluşuyor. 15 Mart’a kadar görülebilecek sergi, IBAP’ın gerçekleştirdiği ikinci proje olma özelliğini taşıyor ve çağdaş sanata odaklanan küratoryal yaklaşımın devam ettiğini gösteriyor.
"Mutfak benim için bir mühendislik”
Genç yaşta uluslararası yarışmalarda Türkiye’ye ödüller kazandıran Şef Serkan Bozkurt, bugün Maslak’taki Chef’s Table Mutfak Akademisi’nde yeni kuşak şefler yetiştiriyor. Mutfak onun için sadece yemek yapılan bir yer değil; matematiği, kimyası ve tekniği olan bir disiplin. Bozkurt’la hem kendi mutfak yolculuğunu hem de gastronomi eğitimine getirdiği yaklaşımı konuştuk.
Mutfak hikâyeniz nasıl başladı?
1990 senesinde Türkiye’de açılan ilk aşçılık okulu olan Bolu Mengen’deki Anadolu Aşçılık Meslek Lisesi’ni, okul henüz mezun bile vermemişken kazanan ilk öğrencilerden biriyim. Ortaokulu orada okudum. Daha sonra liseyi Tekirdağ Turizm Otelcilik Lisesi’nde tamamladım. Ailem İstanbul’da olduğundan her iki okulda da yatılıydım.
Bolu Mengen aslında ilk başta aşçılık hedefiyle gidilmiş bir okul değildi. O dönem İngilizce öğrenmeye çok meraklı bir çocuktum. 1990’lı yıllarda İngilizce öğrenmenin iki yolu vardı ya iyi bir kolejde okuyacaksınız ya da Anadolu Lisesi kazanacaksınız. Ben de o yüzden o okula gittim. Ama oradaki atölyeleri, üst sınıfları, yapılan işleri görünce bu mesleğin bana göre olduğunu düşündüm. Bir çocuk için “ileride ne yapacağım?” sorusu vardır ya, o sorunun cevabını orada buldum.
Akdeniz mutfağının zarif dili, Hindistan’ın renkli düğün atmosferinde yankı buldu
Gastronomi bazen bir restoranın mutfağında değil, dünyanın bambaşka bir köşesinde kurulan büyük sofralarda hikâyesini anlatır. Hindistan’ın Hyderabad kentinde gerçekleştirilen ve yaklaşık 1200 davetlinin katıldığı görkemli bir düğün organizasyonu da böyle bir hikâyeye sahne oldu. Akdeniz mutfağı bu kez bir Hint düğününün merkezindeydi. Davetin gastronomik imzasını ise Türkiye’den Şef Ufuk Evrim Karadağ attı. Büyük bir açık hava organizasyonunda hazırlanan bu sofranın arkasındaki hazırlık sürecini ve menünün hikâyesini Karadağ ile konuştuk.
Hyderabad’daki bu davet nasıl geldi?
Oldukça büyük ve prestijli bir düğün organizasyonu planlanıyormuş. Organizasyon ekibi gastronomik tema olarak Akdeniz mutfağını tercih etmiş… Bu menüyü hazırlamak için beni davet ettiler. Yaklaşık 1200 davetlinin katıldığı bir açık hava davetinden söz ediyoruz. Bu ölçekte bir organizasyon hem heyecan verici hem de ciddi bir sorumluluk demek.