Nisan ayında açıklanan enflasyon verileri, Türkiye ekonomisinin halen oldukça kırılgan bir fiyatlama davranışı içinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Tüketici enflasyonu aylık bazda yüzde 4,2 ile piyasa beklentilerinin yaklaşık 1 puan üzerinde gerçekleşirken, yıllık enflasyon da bir önceki aya göre 1,5 puan artarak yüzde 32,4’e yükseldi.
Özellikle enerji fiyatları kaynaklı maliyet baskılarının güçlenmesi, enflasyondaki düşüş sürecinin beklenenden daha zorlu ilerleyeceğine işaret ediyor. İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlikler nedeniyle enerji fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil, ulaştırmadan gıdaya kadar geniş bir fiyatlama alanını etkiliyor.
Önümüzdeki dönemde ise temel soru şu: Bu tablo karşısında para politikası nasıl şekillenmeli?
Enerji fiyatları enflasyonu yukarı taşıdı
Nisan ayında enflasyondaki yükselişte en belirleyici kalem enerji grubu oldu. İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının etkisiyle yurt içi enerji fiyatları nisan ayında yüzde 14,4, savaşın başladığı mart ayından bu yana ise toplam yüzde 20 oranında arttı.
Eşel mobil sisteminin devreye alınmasına rağmen akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş ulaştırma maliyetlerini artırdı. Bunun yanı sıra kamu mali dengeleri üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla hanehalkına yönelik enerji desteklerinin kademeli olarak düşürülmesi, doğal gaz ve elektrik fiyatlarında da yüksek oranlı artışlara neden oldu.
Gıda ve giyim fiyatlarındaki artış devam ediyor
Nisan ayında gıda fiyatları da dikkat çekici şekilde yükseldi. Özellikle ulaştırma maliyetleri ile gübre ve yem başta olmak üzere uluslararası tarımsal girdi fiyatlarındaki artışlar, gıda enflasyonunu yukarı taşıdı.
Üstelik fiyat artışları yalnızca işlenmemiş gıda ürünlerinde değil, işlenmiş gıda grubunda da belirginleşti. Bu durum, maliyet geçişkenliğinin giderek daha geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.
Öte yandan uzun süredir kamuoyunun gündeminde olan giyim ve ayakkabı grubunda da sert fiyat artışları yaşandı. Böylece enflasyon baskısı daha geniş sektörlere yayılmış oldu.
Üretici fiyatları da baskının süreceğine işaret ediyor
Yurt içi üretici fiyat endeksi, özellikle enerji kalemleri öncülüğünde, nisan ayında yüzde 3,2 arttı. Üretici fiyatlarındaki yüksek seyir, önümüzdeki aylarda tüketici fiyatları üzerindeki maliyet baskısının devam edebileceğine işaret ediyor.
Tüm bu gelişmeler sonucunda tüketici enflasyonunun ana eğiliminde de yukarı yönlü bir bozulma gözlendi.
Merkez Bankası hedefleri güncellemeli
Yılın ilk dört ayında gerçekleşen toplam enflasyon yüzde 14,6’ya ulaştı. Bu tablo, Merkez Bankasının yıl sonu için öngördüğü yüzde 16’lık ara hedefin ve yüzde 21’lik üst bandın ulaşılabilir olmadığını gösteriyor.
Bu nedenle Merkez Bankasının, içinde bulunduğumuz olağanüstü jeopolitik ve ekonomik koşulları da dikkate alarak, yıl sonu enflasyon hedefini daha gerçekçi ve ekonomik aktörler tarafından daha inandırıcı bulunacak bir seviyeye güncellemesi politikaların etkisi açısından faydalı olacaktır.
Aksi halde piyasa beklentileri ile resmi hedefler arasındaki farkın açılması, para politikasının kredibilitesi açısından ilave risk oluşturabilir.
Faiz, rezerv ve kur dengesi daha kritik hale geldi
Para politikası açısından bir diğer önemli başlık ise faiz-rezerv-kur dengesi olarak karşımıza çıkıyor.
Reel efektif döviz kuru nisan ayında aylık bazda yüzde 1,5, yılın ilk dört ayında ise yüzde 7,4 arttı. Rezerv kullanımıyla birlikte nominal kurdaki değer kaybının sınırlanması, risk ortamının yüksek olduğu dönemlerde kur şoklarının enflasyona yansımasını azaltabiliyor.
Ancak bunun da önemli bir maliyeti bulunuyor.
Reel kurdaki yükseliş dış ticaret açığını artırırken, ihracatçı sektörlerin rekabet gücü üzerinde baskı oluşturuyor. Nitekim yılın ilk çeyreğinde dış ticaret açığı 28 milyar dolara ulaşarak 2023’ten bu yana en yüksek seviyesini gördü.
Kurun uzun süre reel olarak değerli kalması, bir yandan ithalatı teşvik ederken diğer yandan mevcut kur rejiminin sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları da artırabilir.
Yeni bir kalkınma hikâyesine ihtiyaç var
Gelinen noktada yalnızca para politikasına odaklanan bir yaklaşımın yeterli olmadığı görülüyor.
TEPAV Para Politikası Değerlendirme Notlarımızda da vurguladığımız üzere, geniş toplum kesimleri tarafından benimsenebilecek, ekonomide yeni bir yön değişimi algısı oluşturabilecek ve “ülkede önemli değişiklikler oluyor” hissini güçlendirecek yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç bulunuyor. Türkiye’nin bundan sonraki dönemde fiyat istikrarını, üretim yapısını, dış ticaret dengesini ve rekabet gücünü birlikte ele alan daha kapsamlı bir ekonomi politikasına yönelmesi kritik önem taşıyor.