Tarihsel olarak zayıf dolar dönemlerinde gelişmekte olan piyasalar, gelişmiş piyasalara kıyasla daha güçlü performans gösterme eğilimindedir. Döngüsel olarak yatırımcılar daha yüksek getirili alanlara kayar.
Trump’ın ABD başkanlık döneminde küresel piyasalarda en dikkat çekici gelişmelerden biri ABD dolarındaki zayıflama eğilimi oldu. Bu eğilim yalnızca döviz piyasalarını değil, gelişmekte olan ülkelere fon akımlarından altın ve kripto varlıklara, dolar cinsi borç stokundan Türkiye’nin dış ticaret dengesine kadar geniş bir alanı etkiliyor. Bugünkü yazımda zayıf dolar politikasının arkasındaki nedenleri, küresel yatırım tercihlerinde yarattığı dönüşümü, Türkiye ekonomisi açısından doğurduğu fırsat ve riskleri ve nihayetinde ABD açısından bu politikanın sürdürülebilir olup olmadığını değerlendireceğim.
Trump neden zayıf dolar istiyor?
Trump’ın ekonomi ekibinin doların değer kaybetmesini istemesinin ardındaki temel neden ekonomik büyümeyi destekleme isteğidir. Ekonomi ekibine göre zayıflayan dolar Amerikan ihracatının rekabet gücünü artırırken iç üretimi teşvik edebilir.
Ancak bu tercihin arzulanan çıktılar üzerindeki etkisi tartışmalı iken etkileri de tüm dünyaya kur, ticaret ve finansal akımlar kanallarıyla sirayet ediyor.
Küresel yatırım akımlarında yön değişimi
Doların zayıflaması ABD finansal varlıklarının görece cazibesini azaltıyor. Bu durum yatırımcıları alternatif piyasalara ve daha yüksek getiri arayışına yönlendiriyor.
Tarihsel olarak zayıf dolar dönemlerinde gelişmekte olan piyasalar, gelişmiş piyasalara kıyasla daha güçlü performans gösterme eğilimindedir. Döngüsel olarak yatırımcılar daha yüksek getirili alanlara kayar. Özellikle Asya ve Çin piyasalarında değerlemelerin uzun vadeli ortalamaların altında seyretmesi bu ilgiyi daha da artırıyor.
Nitekim yılbaşından bu yana gelişmekte olan ülkelere güçlü fon girişleri gözlendi. Türkiye’ye yönelik girişler EM ortalaması kadar kuvvetli olmasa da Borsa İstanbul’da dikkat çekici değer artışları yaşandı.
Güvenli limanlar ve alternatif varlıklar
Jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde güvenli liman özelliğini koruyan altın, 2025’in en çok kazandıran varlıklarından biri oldu. 2026 yılı değerli madenlerde kar satışlarıyla başlamış olsa da jeopolitik belirsizliklerin sürmesi ve doların zayıf seyri altın ve gümüşe olan ilgiyi canlı tutabilir.
Birçok yatırım bankasının emtia fiyat tahminleri de bu varsayıma dayanıyor.
Benzer bir eğilim, yüksek risk–yüksek getiri kategorisinde değerlendirilen kripto varlıklarda da gözleniyor. Küresel likiditenin arttığı ve doların zayıfladığı dönemler alternatif varlıklara yönelimi hızlandırabiliyor.
Dolar borçluları için avantajlı dönem
Zayıf dolar döngüsünün en önemli kazananları dolar cinsi borçlanmış olan devletler ve şirketlerdir. Kur değer kaybederken ve enflasyon yüksek seyrederken borcun gelire oranı gerileyebiliyor. Türkiye’de bunun somut örneklerini gördük. Yabancı para cinsi kamu borcunun milli gelire oranında pay kısmı reel kur artışıyla sınırlı yükselirken, payda yüksek enflasyon sayesinde çok daha hızlı arttı. Benzer bir bilanço rahatlaması özel sektörde de yaşandı.
Türkiye: Dış ticaret açısından fırsat
ABD’nin dolar politikası Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırıyor. İthalatımızın büyük ölçüde dolara endeksli olması, buna karşılık en büyük ticaret ortağımız olan AB’ye euro bazlı ihracat yapmamız, Euro/dolar paritesi üzerinden fiyat avantajı yaratıyor.
Ancak bu avantajdan kalıcı biçimde yararlanmanın ön koşulu, yurt içinde enflasyonun düşük ve öngörülebilir olmasıdır. Geçtiğimiz yıl ihracat performansına Euro/dolar kur etkisinden arındırarak baktığımızda arzu edilen ivmenin yakalanamadığını gördük.
Enflasyona çift yönlü etki
Doların zayıflaması enflasyon üzerinde iki farklı kanal üzerinden çalışır.
Birincisi doğrudan etki. İthal girdi fiyatlarını sınırlayarak dezenflasyon sürecine katkı sağlar.
İkincisi dolaylı etki. İç talep güçlü kalırsa tüketim kaynaklı ithalat artışı üzerinden enflasyonu yeniden yukarı çekebilir.
Son dönemde ekonomi yönetiminin ithalatı sınırlayıcı düzenlemelerle bu ikinci kanalı baskılamaya çalıştığını görüyoruz.
ABD bu politikayı ne kadar sürdürebilir?
Asıl soru ABD açısından bu politikanın sürdürülebilir olup olmadığıdır. Düşük kur üzerinden büyümeyi hızlandırma stratejisi beklenen etkiyi yaratmazsa ve enflasyonist baskıları artırırsa politika seti zorlanabilir.
Halihazırda rekor seviyelerde bulunan ABD borç stokunun, artan Hazine faizleriyle birlikte mali yükünün ağırlaşması da mevcut yaklaşımın yeniden değerlendirilmesini gündeme getirebilir.
Özetle zayıf dolar küresel ölçekte yeni fırsatlar yaratıyor. Ancak bu fırsatların kalıcı kazanca dönüşmesi her ülkenin kendi makroekonomik disiplinine bağlı. Türkiye açısından ise yine aynı başlığa dönüyoruz: düşük ve öngörülebilir enflasyon.
