Politika faizini artıramayan TCMB dolambaçlı yollara sapmak zorunda kaldı, kitap dışı çözümlere yöneldi.
Türkiye’nin bir dönemine Dövize Çevrilebilir Mevduatlar (DÇM), bir diğer dönemine ise Kur Korumalı Mevduatlar (KKM) damga vurdu. Her ikisi de kısa vadede “yangın söndürme” işlevi görse de uzun vadede ekonomiye ağır maliyetler yükledi.
DÇM’ler 1960'lı yıllarda döviz baskısı altındaki ekonomiye soluk aldıracak çare olarak görülmüştü. Ancak sonuçta enflasyon olarak geri döndü. Son taksit ödendiğinde dönemin başbakanı Turgut Özal, bu borçları "bilgisizliğin vesikası" olarak tanımlamış ve "İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz" demişti.
Ama gençlerimiz ders almadı...
Liralaşma denildi ama TL'den kaçışı hızlandırdı
Aradan yıllar geçti. “Liralaşma” politikası altında Merkez Bankası’nın izlediği yol, liradan kaçışı hızlandırdı. Negatif reel faiz uygulaması, patlayan enflasyon ve kur şoklarıyla birlikte TL cazibesini kaybetti. Dövizde olan kazandı, lirada kalan kaybetti.
Panik içinde bu gidişatı durdurmak için bu defa KKM diye bir şey icat edildi. Kısa sürede para ve kur politikasının ana aracı haline geldi. Bankacılar müşterilerini KKM’ye ikna etmek için aradı, Merkez Bankası’nın yol vermesiyle yüksek faizler önerildi.
Maliyeti yüksek oldu
Özal, eğer Tükiye bu DÇM'leri ödemek zorunda kalmasaydı, bu paralarla 9.000 ilave okul, 900 orta boy fabrika, 500 hastane ya da 4.000 kilometre otoyol yapılabileceğini; yaklaşık 100 bin kişiye iş yaratılabileceğini söylemişti. KKM'nin Türkiye ekonomisine getirdiği 60 milyar dolarlık yükle neler yapılabileceğini ise henüz hesaplayan çıkmadı; fakat bu da ciddi bir bedel oldu.
Nitekim, KKM’nin sürdürülebilir olmadığı başından belliydi. Ve nihayet geçtiğimiz hafta sonu uygulama tamamen sonlandırıldı.
KKM ile amaç, paranın hızla dövize kaymasını ve TL’nin değer kaybını önlemekti. Oysa bu dolambaçlı ve sakıncalı yola başvurmadan, Merkez Bankası’nın politika faizini artırmasıyla aynı etki çok daha doğrudan ve güçlü bir şekilde sağlanabilirdi; enflasyon da bu kadar artmazdı. Ama politika faizini artıramayan Merkez Bankası dolambaçlı yollara sapmak zorunda kaldı, kitap dışı çözümlere yöneldi.
"İnşallah gençlerimiz bundan ders alır"
KKM otoriteler tarafından “TL tasarruf aracı” olarak değerlendirildi ve ortaya çıkan tablo bizlere ekonominin liralaşmakta olduğu şeklinde sunuldu. Oysa KKM dövize endeksli bir enstrümandı ve dolarizasyonun bir unsuruydu. TL mevduat sahibini korumaktan çok parasını dövizde tutmaya alışmış yabancı para tevdiat sahiplerini rahatlatan bir uygulama oldu.
Nitekim aynı Merkez Bankası'nın yeni Başkanı, uygulamadan iki yıl sonra KKM’nin TL mevduat olmadığını ilan etti. Dedi ki: “Artık Türk Lirası + KKM bölü toplam mevduat değil, Türk Lirası mevduata bakacağız. Türk Lirası mevduat bölü toplam mevduat bizim hedefimiz.”
Sonuçta DÇM’ler de KKM’ler de kriz anında şapkadan çıkarılan tavşanlardı. İlk yanlış, ülkeyi krize götüren hataları yapmak; ikinci yanlış ise panikle kitabına aykırı çözümler üretmek oldu. Madem bu kadar ağır maliyet ödendi, hiç olmazsa rahmetli Özal'ın DÇM'ler için dediği gibi "İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz."