Jeopolitik riskler, yapay zekâ, kapsayıcı büyüme, iklim krizi... Herkes endişeli, herkes çözümden yana. Ama Davos’ta çözüm nadiren bulunur.
Dünya Ekonomik Forumu bu yıl Davos’ta “A Spirit of Dialogue” yani “Diyalog Ruhu” temasıyla toplandı. Diyalogsuzluğun güçlendiği bir dönemde böyle bir temayı duymak kulağa hoş geliyor. Zaten Davos’un en güçlü yanı da budur. Bu küçük İsviçre dağ kasabasında hep kulağa hoş gelen temalar havada uçuşur.
Katılımcı listesi bu yıl da etkileyici. Trump’tan Ursula von der Leyen’e, Çin’den Avrupa’ya, teknoloji devlerinden yapay zekâ öncülerine kadar birçok isim var. Yaklaşık 65 devlet ve hükümet başkanı, yüzlerce CEO, binlerce iş insanı, sivil toplum temsilcileri ve genç liderler Davos'ta toplandı. Küreselleşmenin can çekiştiği bir dönemde küresel fotoğraf en azından Davos'ta tamamlanmış görünüyor.
Oturumlardaki temalar da çok iddialı: Kapsayıcı büyüme, insan odaklı dönüşüm, gezegenin sınırları... Ama Davos’un kronik bir sorunu var. O da çok konuşulup az somut sonuç üretilmesi.
Önemli buluşmaların mekanı
Katılımcı ve gazeteci olarak 2005’ten 2018’e kadar aralıksız her ocak ayında Forum'a katıldım. Bu tecrübeye dayanarak Davos'un orijinal fikirlerin ve çözümlerin üretildiği bir yer olmaktan çok, önemli buluşmaların mekanı olduğunu söyleyebilirim.
Paneller parlaktır, konuşmalar cilalıdır, öngörüler cesurdur ama çoğu zaman tutmaz. 2008 krizini neredeyse kimse göremedi. Brexit “imkansızdı”. Trump “kazanamazdı”. IMF’nin eski baş ekonomisti Ken Rogoff’un dediği gibi: “Davos’taki konsensüsün genellikle tersi olur.”
Bu yıl da benzer bir tablo var. Jeopolitik riskler, yapay zekâ, kapsayıcı büyüme, iklim krizi... Herkes endişeli, herkes çözümden yana. Ama Davos’ta çözüm nadiren bulunur. Çünkü paneller çoğu zaman sponsorlukların gölgesinde, herkesin duymaktan hoşlandığı cümlelerle tasarlanır.
Peki o halde, o kelli felli insanlar on binlerce dolar ödeyip, ulaşımı zor, 11 bin nüfuslu küçük bir dağ kasabasına neden gidiyorlar? Yüz yıl önce olsaydı “verem tedavisi için” derdik. Çünkü bu kasaba eskiden sanatoryum ve sağlık merkezleriyle bilinen ve özellikle tüberküloz tedavisi için önde gelen adreslerden biriymiş. Ama şimdi tüberküloz da tehdit olmaktan çıktı. O halde neden geliyorlar?
Cevap basit: Diyalog için. Ama sahnedeki diyalog için değil.
Davos’un gerçek gücü panellerde değil, panel dışındaki buluşmalarda, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerdedir. Tarihte birçok kritik siyasi ve ekonomik sürecin, iş birliklerinin, satın almaların ve ortaklıkların ilk adımı Davos’ta atıldı. O yüzden iş dünyası o kadar zahmete katlanıp Davos'a gidiyor.
Davos çözüm üretmez ama süreci başlatır
Davos, tarihte birçok kritik buluşmaya ev sahipliği yaptı. Doğu ve Batı Almanya liderleri ilk kez burada yan yana geldi. Özal ile Papandreu’nun “tarihi el sıkışması” Davos’ta oldu. Mandela ile De Klerk, Peres ile Arafat ilk kez aynı karede burada yer aldı. Yani Davos, çözüm üretmez ama süreci başlatır.
Elitist mi? Kesinlikle. Küresel eşitsizlikleri çözer mi? Hayır. Ama küresel güç dengelerini okumak isteyenler için hala çok öğretici. Gücün kimde olduğunu, sermayenin nereye aktığını, kimin kiminle konuştuğunu görmek isteyenler için eşsiz bir vitrin.
O yüzden Davos’a bakarken şunu ayırmak lazım. Sahnede anlatılan hikaye başka, kuliste yazılan hikaye başkadır. Ve genellikle dünya, kuliste yazılan hikayeye göre şekillenir.
Her Davos yazısında olduğu gibi bunda da Jamie Dimon’ın meşhur sözünü hatırladım: “Davos, milyarderlerin milyonerlere orta sınıfın neler hissettiğini anlattığı yerdir.”
Ben bu yıl gidemedim ama CNBC-e'den Berfu Güven'in yayınları ve röportajları ile uzaktan izliyorum. Panelleri değil, satır aralarını, söylenenleri değil, söylenmeyenleri takip etmeye çalışıyorum. Berfu da sadece panelleri değil, kulisleri de takip ediyor ve aktarıyor. Çünkü Davos’ta asıl hikaye sahnede değil, kuliste yazılır.