Bu araştırmadan hareketle yapılan çalışmaların dikkat çekici bulgularından biri, genç yaşta geleceğe ilişkin daha belirgin kariyer beklentilerine sahip olmak ile ilerleyen yıllardaki mesleki sonuçlar arasındaki ilişkiydi.
On altı yaş civarında gelecekte yapmak istediği işe ilişkin daha net beklentileri olan gençlerin ilerleyen yaşlarda kariyer açısından daha iyi sonuçlara ulaşma olasılıklarının da daha yüksek olduğu görüldü.
Bu bana basit ama önemli bir şeyi düşündürüyor:
Hayal, kariyerden önce geliyordu.
Bizim kuşağımızda çocuklara çok erken yaşlardan itibaren aynı soru sorulurdu:
“Büyüyünce ne olacaksın?”
- Doktor
- Öğretmen.
- Mühendis.
- Pilot
Çocuğun verdiği cevap birkaç yıl sonra değişebilirdi elbette. Ama belki de önemli olan cevabın doğru çıkması değildi.
Çocuğun önünde gelecekte dönüşebileceği bir insan görüntüsü vardı.
Doktor ve öğretmenin saygı gördüğünü görüyordu. Mühendisin yaptığı karmaşık işlerle çevreyi değiştirdiğini duyuyordu. Kendini gelecekte o insanın yerine koyabiliyordu.
Sonra üniversite tercihleri yaklaşınca ailelerde başka bir klasik soru başlardı:
“Beş-altı yıl sonra hangi meslek revaçta olacak?”
Çünkü bugün üniversiteye giren çocuğun dört-beş yıl sonra mezun olacağını biliyorduk.
Geleceği hiçbir zaman tam olarak bilemedik. Ama en azından tahmin edebileceğimize inanıyorduk.
Bir dönem mühendislik yükselirdi. Bir dönem finans. Sonra bilgisayar mühendisliği, yazılım, veri bilimi...
Çocuğun önüne az çok bir yol haritası koymak mümkündü.
Şimdi ise beş yıl bile çok uzun.
Bugün üniversiteye başlayan bir genç 2030-2031 yıllarında mezun olacak.
O tarihte hangi mesleklerin revaçta olacağını bilmiyoruz.
Daha önemlisi, bugün bildiğimiz bazı mesleklerin beş yıl sonra bugünkü biçimleriyle yapılıp yapılmayacağını bile bilmiyoruz.
Bazı işleri YZ devralacak. Bazı meslekler ortadan kalkmayacak ama içlerindeki görevlerin önemli bir bölümü otomatikleşecek. Bugün adını bile bilmediğimiz yeni işler ortaya çıkacak.
Ve biz çocuklarımıza hâlâ aynı soruyu soruyoruz:
“Büyüyünce ne olacaksın?”
Artık bu sorunun cevabını çocuk kadar anne baba da bilmiyor.
Bir taraftan araştırmalar bize genç yaşta geleceğe ilişkin bir hayale sahip olmanın önemli olduğunu söylüyor.
Diğer taraftan çocuklarımıza:
“Sen iş hayatına başladığında bugün henüz var olmayan meslekler olacak.”
diyoruz.
Peki insan henüz var olmayan bir şeyin hayalini nasıl kurar?
Bir çocuk “doktor olacağım” dediğinde kendisini beyaz önlükle hayal edebilir.
“Pilot olacağım” dediğinde kokpiti görebilir.
Ama “2035 yılında YZ ile birlikte ortaya çıkacak ve bugün henüz adını bilmediğimiz bir işi yapacağım” bir hayal değildir.
En azından henüz değildir.
Geleceğin mesleğini değil, gelecekteki kendini hayal etmek
Belki de artık çocuklara yanlış soruyu soruyoruz.
“Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu, mesleklerin insan hayatından daha yavaş değiştiği dünyanın sorusuydu.
Yeni dünyanın soruları başka olmak zorunda:
- Hangi problemleri çözmek istiyorsun?
- Neyi öğrenmekten hiç sıkılmıyorsun?
- Neyi iyi yapıyorsun ve daha iyi yapmak istiyorsun?
- İnsanlara nasıl bir değer yaratmak istiyorsun?
Çünkü mesleklerin isimleri değişebilir ama insanın yönü aynı kalabilir.
Doktorluk değişebilir; insanların daha sağlıklı yaşamasına katkıda bulunma isteği kalır.
Gazetecilik değişebilir; araştırma, gerçeği bulma ve anlatma arzusu kalır.
Yazılımcının yaptığı işler değişebilir; problem çözme ve bir şey inşa etme isteği kalır.
Belki de çocuklarımıza artık meslek değil, istikamet seçmeyi öğretmemiz gerekiyor.
Geleceğin mesleğini hayal edemiyorsa gelecekteki kendisini hayal edebilir.
- Nasıl düşünen biri olmak istiyor?
- Ne üretmek istiyor?
- Hangi problemlerin peşinden gitmek istiyor?
- Nasıl bir hayat yaşamak istiyor?
Ve Daniş Navaro'nun “özne olmak” kavramı tam burada yeniden önem kazanıyor.
Çünkü mesleğin adı değişebilir ama insanın kendi hayatının öznesi olma ihtiyacı değişmiyor.
Geleceğin girişimcilerini nerede yetiştireceğiz?
Bir taraftan geleceğin daha küçük organizasyonlara doğru gideceğini söylüyoruz.
YZ sayesinde birkaç kişinin bugün onlarca kişinin yaptığı işi yapabileceğini, küçük ve çevik girişimlerin çoğalacağını, girişimciliğin öneminin artacağını düşünüyoruz.
Kulağa heyecan verici geliyor.
Ama girişimcilik boşlukta doğmuyor.
Girişimci olmak için yalnızca iyi bir fikre sahip olmak yetmiyor.
Önce bir yerde çalışmış olmak gerekiyor.
Her sabah kalkıp işe gitmek, belirli bir saatte orada bulunmak, bir işi zamanında bitirmek, bazen yapmak istemediğiniz işi de yapmak gerekiyor.
Bir ekibin parçası olmayı, bir yöneticiyle çalışmayı, müşteriyle uğraşmayı, hata yapmayı ve hatanın sonucuyla yaşamayı öğrenmek gerekiyor.
Ve belki hepsinden önemlisi:
Problem görmeyi öğrenmek gerekiyor.
Pek çok girişimin başlangıcında yıllarca bir sektörde çalışmış bir insanın fark ettiği basit bir problem vardır:
- “Bu neden böyle yapılıyor?”
- “Bunun daha kolay bir yolu yok mu?”
- “Müşteriler neden sürekli bundan şikâyet ediyor?”
- “Neden kimse buna bir çözüm üretmiyor?”
Problem görülür.
Çözüm düşünülür.
Sonra cesaret gerekir. Doğru insanlar gerekir. Biraz şans gerekir.
Ve girişimcilik hikâyelerinde bazen yeterince konuşulmayan bir şey daha gerekir:
Para.
