Büyük fikirleri küçük alışkanlıklara çevirirler. İşte ben bu insanlara organizasyonun harcı ve tercümanı diyorum. Çünkü onlar departmanları birbirine bağlar. Stratejiyi uygulamaya bağlar, lideri çalışanlara bağlar. Kültürü yeni başlayanlara bağlar, ve en önemlisi, fikri davranışa bağlar.
Büyük insanları tarihe taşıyan, onları doğru aktaranlardır
Martin Puchner'in Kelimelerle Dünya Tarihi kitabını keyifle okuyorum. Harvard Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat profesörü, dünyanın 4.000 yıllık edebiyat tarihine ilişkin metinlerin günümüze nasıl ulaştığını ve imparatorlukların doğuşuna ve çöküşüne nasıl yol açtığını anlatıyor. Kitapta beni en çok etkileyen konular, büyük yazarların ve büyük fikirlerin hikâyesi yanı sıra başka bir konuydu.
Bunlar tarihin görünmeyen kahramanlarıydı. Çünkü tarihte büyük fikirleri üreten insanlar kadar, onları anlayan, koruyan ve sonraki kuşaklara aktaran insanlar da dünyayı değiştirdi.
Bugün Homeros'u biliyoruz. Yaklaşık üç bin yıl önce anlatılan destanlar, yüzyıllar boyunca sözlü kültürde yaşadı. Daha sonra yazıya geçirildi, kopyalandı, farklı coğrafyalara taşındı ve yorumlandı. Eğer onu anlayan, koruyan ve aktaran Platon olmasaydı, biz Homeros’u bilmiyor olacaktık.
Hz. İsa'nın ise bildiğimiz kadarıyla kendisine ait yazılmış bir kitabı yoktu. Rivayetlere göre yalnızca bir kez yere eğilip parmağıyla kuma bir şeyler yazdı. Bugün onu tanımamızı sağlayan, kendi kaleminden çıkan metinler değil; onu dinleyen, anlayan ve öğretilerini nesilden nesile aktaran havarileridir.
Hz. Muhammed'e ilk vahiy yaklaşık 610 yılında geldi. Vahiyler, hayatı boyunca hem ezberlendi hem de vahiy kâtipleri tarafından yazıya geçirildi. 632 yılında vefatından sonra sahabiler bu metinleri büyük bir titizlikle derledi ve sonraki kuşaklara aktardı. Bugün Kur'an'ın korunarak günümüze ulaşmasında yalnızca vahyin kendisi değil, onu büyük bir sadakatle muhafaza eden ve aktaran insanlar da belirleyici rol oynadı.
Goethe'nin etkisi de yalnızca yazdıklarıyla açıklanamaz. Onun eserlerini okuyan, yorumlayan ve farklı kültürlere taşıyan düşünürler sayesinde fikirleri dünya edebiyatının ortak mirasının bir parçası hâline geldi. Goethe’nin “Dünya Edebiyatı” diye bir kavramdan bahsettiğini, kendisinin anlattıklarını kayda alan Eckerman isimli bir hayranı imiş.
Bu örneklerin ortak noktası şudur:
Büyük fikirler tek başına dünyayı değiştirmez. Büyük fikirlerin büyük taşıyıcıları da gerekir.
Aslında tarih bize çok önemli bir ders veriyor.
Tarihi değiştirenler kadar, onları anlayan insanlar da tarihi değiştirir.
İş dünyasında da durum farklı değildir.
Şirketlerde çoğu zaman strateji eksikliğinden söz ederiz. Daha iyi vizyonlara, daha güçlü liderlere veya daha başarılı danışmanlara ihtiyaç duyduğumuzu düşünürüz.
Oysa çoğu zaman eksik olan bunlar değildir.
Eksik olan, o fikirleri organizasyonun anlayacağı dile çevirebilecek insanlardır.
Yönetim kurulu stratejiyi belirler.
CEO vizyonunu açıklar. Varsa danışmanlar dönüşüm programını tasarlar. Sunumlar hazırlanır, toplantılar yapılır. Belgeler paylaşılır. Ama bütün bunlar tek başına davranışı üretir mi? Üretmez ne yazık ki Çünkü insanlar belgeyi takip etmez.
İnsanlar, kendileri için anlam taşıyan şeyi takip eder
İşte tam bu noktada organizasyonların görünmeyen kahramanları devreye girer. Onlar stratejiyi ekibinin anlayacağı dile çevirir. Şirket kültürünü yeni başlayan çalışana öğretir. Departmanlar arasında köprü kurar. Yanlış anlaşılmaları giderir. Bilgiyi dolaştırır. Çatışmaları yumuşatır. Şirkette yazılı olmayan kuralları davranışlarıyla gösterir. Liderin anlattığı fikri günlük davranışlara dönüştürür.
Aslında onlar organizasyonun tercümanlarıdır.
Ve aynı zamanda organizasyonun harcıdır.
Betonun içinde hangi kum tanesinin binayı ayakta tuttuğunu göremezsiniz. Ama harç olmadan en sağlam taşlar bile duvar oluşturamaz. Büyük organizasyonlar yalnızca yıldız çalışanlarla kurulmaz. Onları birbirine bağlayan insanlarla kurulur.
Bilgiyi bağlayan...
Departmanları bağlayan...
Kültürü bağlayan...
Güveni bağlayan...
Ve en önemlisi, fikri davranışa bağlayan insanlarla.
Bugün şirketlerde en çok konuştuğumuz kişiler CEO'lar, kurucular ve vizyoner liderlerdir.
Oysa organizasyonların gerçek gücü çoğu zaman görünmeyen insanlarda saklıdır.
Belki bir ekip lideridir.
Belki deneyimli bir uzmandır.
Orta kademe yönetici ya da Ara kademe yöneticidir.
Belki de resmi olarak yönetici bile değildir.
Ama insanlar ilk önce ona gider.
Yeni başlayanlar şirketi ondan öğrenir.
Farklı ekipler birbirini onun sayesinde anlar.
Krizlerde güveni o taşır.
Kültürü o yaşatır.
İşin ilginç yanı, bu insanlar çoğu zaman en görünür olanlar değildir.
Kriz çıkarmadıkları için dikkat çekmezler.
Sessizce köprü kurarlar.
İnsanları birbirine bağlarlar.
Bilgiyi dolaştırırlar.
Organizasyonun dağılmasını engellerler.
İşte bu yüzden liderlerin en önemli görevlerinden biri, organizasyonun bu tercümanlarını fark etmek, geliştirmek ve elde tutmaktır.
Çünkü onlar ayrıldığında yalnızca bir çalışan ayrılmaz.
Kurumun hafızasının, güveninin ve kültürünün bir parçası da birlikte gider.
Çoğu zaman bunun değeri ise ancak gittikten sonra anlaşılır.
Tarih bize gösterdiği şu ki, büyük insanlar dünyayı değiştirebilir.Ama onları anlayan, koruyan ve başkalarına aktarabilen insanlar olmasaydı, dünya onların değiştirdiğini bile öğrenemezdi.
Büyük fikirlerin yalnızca üretildikleri için yaşamadığını gösteriyor. Onları anlayan, yorumlayan ve yaşadıkları dönemin insanlarına tercüme eden kişiler vardı. İş dünyasında da durum farklı değildir. Bir CEO vizyon açıklayabilir. Liderin anlattığı vizyonu alır, kendi ekibinin anlayacağı dile çevirirler.
"Müşteri odaklı olacağız." cümlesini günlük davranışlara dönüştürürler.
"Veriyle karar vereceğiz." hedefini toplantı alışkanlıklarına dönüştürürler.
"Çevik olacağız." sözünü çalışma biçimine dönüştürürler.
Kısacası, büyük fikirleri küçük alışkanlıklara çevirirler. İşte ben bu insanlara organizasyonun harcı ve tercümanı diyorum. Çünkü onlar departmanları birbirine bağlar. Stratejiyi uygulamaya bağlar Lideri çalışanlara bağlar. Kültürü yeni başlayanlara bağlar. Ve en önemlisi, fikri davranışa bağlar.

Büyük Organizasyonlar İyi Tercüme Edilmiş Fikirlerle Kurulur
Büyük organizasyonlar yalnızca iyi fikirlerle kurulmaz.
İyi tercüme edilmiş fikirlerle kurulur.
Tarih boyunca büyük insanları ölümsüzleştirenler, onları doğru anlayıp doğru aktaran insanlardı.
Bugün de büyük organizasyonları geleceğe taşıyanlar, liderlerin fikirlerini ekiplerinin anlayacağı dile çeviren, onları günlük davranışlara dönüştüren ve organizasyonun en küçük birimine kadar yaşatan insanlardır.
Belki de organizasyonların gerçek kahramanları, en çok konuşanlar değil; en çok bağ kuranlar ve en iyi tercüme edenlerdir.
Her organizasyonda üç grup vardır:
- Fikri üretenler.
- Fikri uygulayanlar.
- Ve ikisi arasında tercümanlık yapanlar.
İşte organizasyonların kaderini çoğu zaman bu üçüncü grup belirler.
Homeros'u, Hz. İsa'yı, Hz. Muhammed'i ve Goethe'yi gelecek kuşaklara taşıyanlar da aslında kendi dönemlerinin tercümanlarıydı; sadece kelimeleri değil, fikirleri ve anlamı aktardılar.
