Asgari ücret yine gündemde... Bu kez tartışmanın merkezinde yalnızca rakam yok; Türkiye'de bölgesel asgari ücret uygulanabilir mi? sorusu var.
İlk bakışta kulağa ekonomik olarak mantıklı geliyor. İstanbul'da yaşam maliyetiyle Ardahan'daki aynı değil. Turizm bölgelerinde işgücü ihtiyacı farklı, sanayi kentlerinde farklı… O halde neden bütün Türkiye'de tek bir asgari ücret uygulansın?
Fakat bu sorunun cevabı yalnızca ekonomik verilerde değil, ülkenin yönetim yapısında da aranmalı. Çünkü bölgesel asgari ücret daha çok federal ülkelerin tercih ettiği bir model… Federal sistemlerde eyaletlerin kendi ekonomik ve idari yetkileri bulunduğu için ücret politikalarının da bölgesel olarak farklılaşması daha doğal. ABD, Kanada ve Almanya gibi ülkelerde ulusal ve bölgesel ücretlerin bir arada bulunduğu modeller görüyoruz.
Türkiye ise federal bir devlet değil. Bu nedenle "İstanbul'da şu kadar, Ardahan'da bu kadar" şeklinde bir sisteme geçmek, yalnızca ücret hesabı yapmak anlamına gelmez. Önce şu soruların cevabı verilmek zorunda: Bölgeler hangi kriterle belirlenecek? Yaşam maliyeti mi, işsizlik mi, kişi başına gelir mi, verimlilik mi esas alınacak? Ve daha önemlisi, düşük gelirli bölgeler zamanla düşük ücret bölgelerine dönüşürse ne olacak? Bu soruların siyasi sonuçlarını da hesaba katmak gerekiyor.
Türkiye bunu daha önce denedi
Üstelik bölgesel asgari ücret Türkiye için yeni bir fikir değil. 1969-1974 yılları arasında Türkiye'de bölgesel asgari ücret uygulandı. Ancak sistem beklenen sonucu vermedi ve sonrasında ulusal düzeyde tek tip asgari ücret modeline geçildi.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken, geçmişte denenmiş bir modeli yalnızca "bölgesel farklılıklar arttı" gerekçesiyle yeniden gündeme getirmek değil; neden o dönemde başarılı olmadığını da hatırlamak. Üstelik işçi sendikalarının bölgesel asgari ücrete karşı çıkmasının önemli bir nedeni var. Çalışanlar açısından en büyük risk, bölgesel farklılaştırmanın bazı bölgelerde ücretleri yukarı değil aşağı çekmesi.
Türkiye'de zaten asgari ücret, olması gerekenin çok ötesinde bir ağırlığa sahip, yürürlükteki 41 kanunda doğrudan asgari ücrete atıf bulunuyor. Daha önemlisi, asgari ücretin ortalama ücrete dönüşmesi. Asgari ücretle çalışanların oranının yüzde 40'ın altına düşmemesi, ücretlerin biraz üzerinde ise bu oranın yüzde 60'lara yaklaşması, sorunun boyutunu gösteriyor. Asgari ücret artık yalnızca "en düşük ücret" değil, fiilen ücret politikasının kendisi haline gelmiş durumda.
"İşçi bulamıyoruz" sorusunun cevabı burada mı?
İşverenlerin sık sık dile getirdiği "çalışacak işçi bulamıyoruz" şikâyeti de bu tartışmanın önemli bir parçası. Gerçekten işçi mi yok, yoksa mevcut ücretle çalışacak işçi mi yok? Eğer ikinci durum söz konusuysa, problem insanların iş beğenmemesi olmayabilir. Belki de bazı işlerin karşılığı artık asgari ücret değildir. Bunu çözmenin yolu asgari ücrete ince ayar yaparak çalışanın ücretini bölgeye göre aşağı çekmek olmamalı.
Tam tersine, istihdam yaratmakta zorlanan bölgelerde işverenin maliyetini azaltmak daha doğru bir seçenek olabilir. Vergi ve prim teşvikleri artırılabilir, yatırımlar bölgesel olarak desteklenebilir, ulaşım ve altyapı geliştirilebilir. Böylece İstanbul'daki çalışanla Ardahan'daki çalışanın ücretini farklılaştırmak yerine, Ardahan'da yatırım yapmanın maliyeti düşürülebilir.
Asıl sorun asgari ücret değil. Asgari ücretin bölgesel olup olmamasını tartışırken temel meseleyi gözden kaçırmamak gerekiyor. Asgari ücretin amacı, çalışana insanca yaşayabileceği bir tabanın altında ücret verilmesini engellemektir. Bu rakamın ekonomideki bu kadar çok parametreyi bütün ücretleri belirlemesi ise sağlıklı değildir.
Türkiye "orta gelir tuzağı"ndan çıkmaya çalışırken asgari ücret tuzağına da düşmemeli. Çünkü mesele İstanbul'da kaç lira, Ardahan'da kaç lira sorusu değil. Mesele, neden Türkiye'de bu kadar çok çalışanın asgari ücret civarında ücret aldığı. Bu sorunun cevabı verimlilikte, yatırımlarda, nitelikli işgücünde ve üretimin katma değerinde aranmalı. Bölgesel asgari ücret, bazı sorunlara kısa vadeli bir cevap gibi görünebilir. Ancak Türkiye'nin ihtiyacı bölgesel olarak daha düşük ücretler değil, bölgesel olarak daha yüksek üretim ve daha nitelikli istihdam yaratmaktır.
Bir ülke çalışanını düşük ücretli bölgeler arasında paylaştırarak değil, her bölgede daha yüksek katma değer üreterek zenginleşir.