YENER KARADENİZ/İSTANBUL
İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) ağustos ayı Meclis toplantısında Türkiye’nin sanayi politikaları ve planlama yaklaşımı masaya yatırıldı.
Güzem Yılmaz Ertem moderatörlüğündeki panelde Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü Halil İbrahim Öztop, Aile Şirketlerinde Yönetim Kurulu Üyesi A. Fatih Tamay, İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomi ve Yönetim Danışmanı Prof. Dr. Sinan Alçın ve Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu sanayide devletin rolü, kalkınma planları ve finansmana ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Panelin açılışında Türkiye’nin planlama sistemindeki dönüşüme dikkat çeken Ertem, 2011’de Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatıldığını, ardından Kalkınma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı dönemlerine geçildiğini hatırlattı. 2023’te açıklanan 12. Kalkınma Planı’nda sanayinin büyüme modelinin merkezine yerleştirildiğini belirten Ertem, “2023 yılında bunu bu kadar önceliklendirmişken, 2026’da sanayisizleşmeyi konuşuyoruz” dedi.

Öztop: Devlet oyunun kurallarını doğru koymalı
Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü Halil İbrahim Öztop ise Türkiye’nin sanayide yeni kapasite oluşturabilmesi için planlamaya ihtiyaç olduğunu söyledi. “Bence planlama şart” diyen Öztop, enerji ve savunma sanayisini devletin doğru planlama ve alım mekanizmalarıyla kapasite yarattığı iki önemli örnek olarak gösterdi. Enerjide alım garantilerinin finansmanı ve özel sektör yatırımlarını harekete geçirdiğini kaydeden Öztop, devletin oyunun kurallarını doğru çizmesi halinde finansmanın da yatırım alanlarına aktığını söyledi. Savunma sanayisinde de kamunun alıcı rolünün güçlü bir üretim kapasitesi oluşturduğunu belirten Öztop, devletin özel sektörün yerine geçmesinden ziyade yatırım ortamını ve kuralları belirleyen, gerektiğinde risk paylaşan bir konumda olması gerektiğini ifade etti. Kalkınma Bankası’nın teknoloji şirketlerinde daha fazla risk alması gerektiğini de dile getiren Öztop, Türkiye Kalkınma Fonu’nun yaklaşık 170 milyon dolarlık büyüklüğe sahip olduğunu belirterek, “Risk alacaksak şirkete ortak olarak risk alacağız veya risk paylaşım yöntemiyle buna ortak olacağız” dedi. Teknoloji yatırımlarının doğası gereği başarısızlık riskinin yüksek olduğuna işaret eden Öztop, “Bazı şirketlerde para batırabiliriz. Teknoloji şirketlerine yatırım yaptığınız zaman bunların bazılarının batacağı aşikar. Bir tanesi sizi ihya edecek” ifadelerini kullandı.
Tamay: Planlama sürecinde odalar ve STK'lar da rol almalı
Panelin en dikkat çekici eleştirileri ise Fatih Tamay’dan geldi. Türkiye’nin planlama konusunda geçmişten gelen önemli bir birikime sahip olduğunu söyleyen Tamay, sorunun plan yapmaktan çok planların performansının ölçülmemesi olduğunu savundu. 12. Kalkınma Planı’ndaki hedeflere işaret eden Tamay, 2028 için 375 milyar dolarlık mal ihracatı ve 100 milyar dolarlık turizm geliri gibi hedeflerin ortaya konulduğunu hatırlatarak, bunların gerçekleşme ihtimalini sorguladı. Özel sektörde stratejik planların düzenli olarak performans kriterleriyle izlendiğini belirten Tamay, kamu planlarında da aynı mekanizmanın kurulması gerektiğini söyledi. Tamay, planlama sürecinde sanayi ve ticaret odaları ile STK’ların daha fazla rol alması gerektiğini vurgulayarak, “Stratejik planlar wish list olmaması lazım. ‘Böyle olursa iyi olur’ şeklinde stratejik plan olmaz. Elimizdeki kaynaklar, güçlü ve zayıf yönlerimiz belli. Fırsatları ve tehditleri dikkate alan bir plan ortaya çıkarmamız gerekiyor” diye konuştu.
Hangi sektörlerde büyüyeceğiz, hangi alanlardan çıkacağız, önceden belirlenmeli
Türkiye’nin hangi sektörlerde büyüyeceğinin yanı sıra hangi alanlardan çıkacağını da açık şekilde belirlemesi gerektiğini savunan Tamay, tekstil sektörünü örnek gösterdi. Kalkınma planlarında tekstilden vazgeçileceğine ilişkin bir hedef bulunmadığı halde sektörün ciddi sıkıntılar yaşadığını belirten Tamay, “Tekstil sektörünü ‘tu kaka’ yapacağız veya artık burada hiçbir destek vermeyeceğiz, hatta bu sektör hiç olmasa da olur dedik mi? Hiçbir yerde yazıyor mu? Demedik. Dediğimizi yapmalıyız, demediğimizi de demeliyiz” dedi.
Orta Vadeli Plan, daha gerçekçi ve katılımcı hazırlanmalı
Tamay, Orta Vadeli Program’a ilişkin özel sektörün yaklaşımını anlatırken ise dikkat çekici ifadeler kullandı. Şirket yönetim kurullarında OVP’nin gündeme dahi alınmadığını savunan Tamay, “OVP yayınlandı diyorlar. Biz OVP’yi yönetim kurullarında hiç konuşmuyoruz. Çünkü o rakamlara inanmıyoruz” dedi. Tamay, OVP’nin daha gerçekçi ve katılımcı hazırlanması halinde şirketlerin de stratejilerini programa göre şekillendirebileceğini belirterek, bunun Türkiye açısından kaynak ve zaman israfını azaltacağını söyledi.
Alçın: Sanayi bir tür metamorfoz geçiriyor, dönüşüme ihtiyaç var
İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Ekonomi ve Yönetim Danışmanı Prof. Dr. Sinan Alçın da sanayide yaşanan sıkıntının geçici olmadığına dikkat çekti. İSO’nun sanayi verilerinin 27 aydır eşik değerin altında seyrettiğini belirten Alçın, “Bu, konjonktürel değil, yapısal bir durgunluk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de sanayi bir tür metamorfoz geçiriyor ve dönüşüme ihtiyaç var” dedi. Tekstil ve hazır giyimde teknik tekstile geçişi bu dönüşümün örneklerinden biri olarak gösteren Alçın, Türkiye’nin Avrupa’nın tedarikçisi olarak güçlenen mevcut sanayi modelinde de sınıra gelindiğini savundu. Avrupa ekonomisinin yavaşladığını ve küresel rekabetin sıkıştığını kaydeden Alçın, sanayinin daha bütüncül bir yapıya dönüşmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin 40 yıl önce “erken tarımsızlaşma” sorunu yaşadığını, bugün ise “erken sanayisizleşme” riskinin tartışıldığını belirten Alçın, “İmalat sanayinin dışa bağımlılık oranı yüzde 70’lerde. Ham maddenin tamamını üretemiyoruz. 1980’lerde Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri enerji bağımlılığıydı, 2026’da da aynı sorunu konuşuyoruz. Demek ki burada bir şeyi değiştirmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
Genel teşvik zaman zaman fayda değil, zarara yol açabiliyor
Sanayi desteklerinde genel teşvikler yerine seçici politikalar uygulanması gerektiğini vurgulayan Alçın, geçmişte Kredi Garanti Fonu (KGF) üzerinden dağıtılan kaynakları örnek gösterdi. 2018’de KGF kapsamında 320 milyar liralık kredi dağıtıldığını belirten Alçın, “Bu şirketler düzeldi mi? Hayır. Sadece o para kaybolmuş oldu” dedi. Alçın, teşviklerin bölgesel inovasyon ve kümelenme stratejileriyle yönlendirilmesi gerektiğini belirterek, Gaziantep, İzmir ve Eskişehir gibi bölgelerin farklı üretim yapılarına göre ayrı politikalar geliştirilmesini önerdi. Ar-Ge’de de kamunun daha güçlü rol üstlenmesi gerektiğini kaydeden Alçın, temel araştırmanın devlet veya kamu destekli enstitüler tarafından yürütülmesi, özel sektörün ise geliştirme ve ticarileştirme aşamasında devreye girmesi gerektiğini söyledi. “Genel teşvik zaman zaman fayda değil, zarara yol açabiliyor. Kaynak heba oluyor” diyen Alçın, sanayi politikasında devlet, özel sektör ve akademi arasında daha güçlü bir eşgüdüm kurulması çağrısında bulundu.
Birikim sivil teknolojiye aktarılmalı
Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu ise Türkiye’nin savunma sanayinde oluşturduğu teknolojik birikimin sivil alanlara taşınmasının yeni bir rekabet avantajı yaratabileceğini söyledi. GPS ve sesli asistanlar gibi bugün yaygın kullanılan teknolojilerin askeri projelerden doğduğunu hatırlatan Tiryakioğlu, Türkiye’de de alım garantileri ve yerlileştirme politikaları sayesinde savunma sanayinde önemli mesafe alındığını belirtti. Tiryakioğlu, “Türkiye savunma teknolojisini satabilir hale geldi ve uluslararası rekabet gücü elde etti. İyi bir planlama ve stratejik yönlendirmeyle askeri teknolojiyi sivil teknolojiye dönüştürme potansiyeli çok yüksek” dedi.
Girişimci devlet misyon belirlemeli
Türkiye'nin geçmişte yerli teknoloji üretiminde önemli fırsatlar yakaladığına dikkat çeken Tiryakioğlu, 1990'lı yıllarda geliştirilen yerli cep telefonu teknolojisini örnek gösterdi. Söz konusu teknolojinin küresel ölçekte dikkat çektiğini ancak daha sonra lisansının iptal edildiğini belirten Tiryakioğlu, sürecin devam etmesi halinde Türkiye'nin bugün küresel telefon pazarında rekabetçi bir markaya sahip olabileceğini savundu. Dünyadaki sanayileşme örneklerinde devletin aktif rolüne işaret eden Tiryakioğlu, İngiltere'den ABD'ye, Japonya'dan Güney Kore ve Çin'e kadar birçok ülkenin yerli üretimi korumacı politikalar, kamu kaynakları ve alım garantileriyle geliştirdiğini söyledi. Çin'in de yabancı yatırımlardan edindiği teknolojik birikimi zaman içinde kendi üretim gücüne dönüştürdüğünü kaydetti. Dünyanın artık "belirsizlik ve çoklu krizler çağına" girdiğini belirten Tiryakioğlu, sanayi politikasında savunmanın yanı sıra enerji ve yeşil teknolojilerin de önceliklendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kamu kaynaklarının her alana dağıtılması yerine belirli misyonlara yönlendirilmesini öneren Tiryakioğlu, "Girişimci devlet bir misyon belirlemeli, odaklanmalı ve önceliklendirmeli. Ancak bu şekilde kaynakları etkin kullanabiliriz" diye konuştu.