Başkan değişikliğinin ardından ilk FOMC toplantısını geride bıraktık. Öyle olmasına oldu ama gelecek açısından önemli değişikliklerin de sinyalleri takip edildi. Şu an için görünen o ki Greenspan, Bernanke, Yellen ve hatta Powell’ın temsil ettiği ekol çok büyük oranda değişecek. Hem anlayış hem yaklaşım açısından bunu görebiliyoruz. Warsh, ilk toplantıdan bir takım bakış açılarındaki farklılaşmayı ifade etti bile. Örneğin, üyelerin beklentilerinden oluşan Dot Plot belki de 2027 itibarıyla hayatımızda olmayacak. Bir diğer gelişme, Bernanke’nin ayrı boyuta taşıdığı iletişim tarafında olacak gibi duruyor. Başkan, ilk basın toplantısında kendi durduğu noktaya dair hiçbir renk vermedi. İletişimi de büyük oranda kapalı tuttu.
Dot Plot’un getiri-götürü hesabı biraz karışık. Tartışmalı da. Geçmişte de başkanların hepsi basın toplantılarının mutlaka bir yerine noktacıkların, üyelerin şahsi düşüncelerinden oluştuğunu ve kurumsal yaklaşım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini mutlaka eklerlerdi. Bu da bizim açımızdan hem bakmak zorunda olduğumuz hem de önem atfederken mesafe koymamız gerektiğini hatırlamamız gereken bir nokta olarak belirirdi. Ancak, tamamen devre dışı kaldığı bir senaryoda yerine farklı bir şey gelmez ise merkez bankacılığında amiral pozisyonunda yer alan Fed için yönlendirici hasar olmakla birlikte, kredibilite nezdinde de hasar yaratacaktır. Bu, gelişmekte olan ülkeler evreni için de çok ciddi bir risk.
Yılın ikinci yarısına Haziran FOMC toplantısından elimizde ne kaldı diye soracak olursanız, sanılandan biraz daha şahin Fed riskinden söz etmek mümkün. Nitekim kısa vadeli tahvil faizleri, dolar endeksi, piyasa fiyatlamaları ve genel işlemci yaklaşımının bileşimi, bu düşünceyi destekliyor. Öte yandan enflasyondaki seyrin ne ölçekte geçici-kalıcı olacağı ve bunun zamana yayılma etkisi, tüm bu düşünceleri havada bırakabilir. Her ne kadar genel kanı ‘daha şahin Fed’ riskinden yana ise de Warsh’un bahsettiği AI ve verimlilik etkisi başlıklarına biraz daha fazla eğilecek bir Fed pozisyonu, sonraki para politikası hamlesi açısından net olmamızı sınırlıyor.
Tüm bunların ışığında varlıkların haftalık fiyatlamaları ise nette bozulma olduğunu göstermiyor. Global hisse senetleri, ABD dahil ve hariç grupta, gelişmekte olan ülkeler sınıfında ve Türk varlıklarında, yükseliş eğilimlerinin devamına işaret etti. İçeride, sanayiden banka kesimine doğru pozisyon değişimi devam ederken, tahvil faizlerindeki gerileme ve ülke risk primindeki azalış, bu süreci destekliyor. Geçmiş dönem Hazine eğilimlerini hatırladığımızda, CDS’in geldiği seviyelerin Türkiye dış borçlanma isteğinde ek olumlu katalizör olarak belirebileceğini düşünmek yanlış olmaz. Bu nedenle, açılan fırsat penceresi ve nasıl değerlendirilmek isteneceğini takip edeceğimizi ekleyelim. Başarılı bir dış borçlanma, kıpırdanacak yabancı ilgisi ile birlikte kısa vadeli iyimserliği destekleyebilir.