Tarım konusunda pek çok makale yazdım, pek çok yerde anlattım. Fırsat buldukça da yapılması gerekenlerle ilgili görüşlerimi paylaşıyorum. Çünkü teknoloji ile birlikte dünyanın gelecek için en kritik sektörü tarım-gıda diyebilirim. Teknoloji rekabet liginde ayakta kalmanız, değer üretebilmeniz için kritik. Tarım-gıda ise aç kalmamak, sürdürülebilir bir hayat kaynağı oluşturmanız için önemli. Tarım ve gıdadaki dönüşümler de teknolojiye biraz bağlı. Yani bu konular iç içe geçmiş halkalar gibiler. Tabii zeytinciliği özel olarak önemsiyorum. Sonrasında gelen birkaç konudan biri arıcılık ve bal üretimi. Yıllar önce bu konudaki fikrim netleşmişti. Bal öyle yol kenarından alınacak bir ürün değil. Doğallığının da işlenmesi önemli! Bunları hep yazdık ama yine konuşmakta yazmakta fayda var. İklim değişimi artık dünyada yönetilmeyen plansız kontrolsüz üretime fırsat vermiyor. Bu bal üretimi için de kritik görünüyor.
Bal hasadı başlıyor!
Bilmiyorum biliyor musunuz, bugünlerde nisan başında bal hasadı başlayacak. Yüzlerce aile bir ‘bal göçü’ başlatacak. Bir belgesel konusu bu hasat göçleri… Ama ben bunları anlatmayayım çünkü balcılığa gönül vermiş, önemli birkaç şirketten biri olan Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen ile sohbetimizde aktardı ve çok güzel yeni projeleri ‘Yaşasın Arılar Departmanı’ hakkında da bilgi verdi. Onlar gibi 1-2 şirket daha var. Sektörde onlar da olmasalar düzgün bal yiyeceğimiz yok.
Kozan tesisleri, üretim rakamları
Anavarza Bal, Türkiye'nin bal sektöründe stratejik bir konuma sahip olan ve 1979 yılından beri faaliyet gösteren bir aile şirketi. Şirketi Can Sezen şöyle anlatıyor: “Şirketimizin tesisleri, Türkiye'nin ilçe bazında en fazla bal üreten bölgesi olan Adana Kozan’da yaklaşık 15.000 metrekarelik bir alanda yer alıyor. Yıllık kapasitesi 8.500 ton olmasına rağmen, şu an için yılda yaklaşık 3.000 ton dolum ve paketleme yapıyoruz. Organize perakende verilerine göre Anavarza Bal, Türkiye'de bal sektöründe ikinci sırada yer alıyor”.
Türkiye’nin üretim profili
Can Sezen Türkiye’nin bal üretim profilini şöyle çiziyor: “Türkiye, bal üretimi ve kovan sayısı bakımından dünya genelinde Çin ve Hindistan ile ilk üç sırada yer alıyor. 2025 yılı verilerine göre yaklaşık 5 bin ton bal üretimi gerçekleşiyor ve bu sektörden geçimini sağlayan 100 bin arıcı ailesi bulunuyor. Ancak bu potansiyele rağmen kovan başı verimlilikte ciddi bir sorun yaşanıyor. Dünya ortalaması kovan başı 21 kilogram seviyelerindeyken, Türkiye’de bu rakam 17,5 kilogramdan 12,5 kilograma kadar gerilemiştir”. Can Sezen bu verim kaybının temel sebebini ise şöyle anlatıyor: “Türkiye'de uygulanan gezici arıcılık yöntemi "baba usulü" ve organizasyonsuz bir şekilde yürütülüyor. Arıcılar, çiçek nektarı takibinde bilimsel veriler yerine "amcaoğlu" tavsiyeleriyle hareket ediyor. Bu da bazı bölgelerde kapasite üstü yığılmalara, bazı bölgelerde ise kaynakların boşa gitmesine neden oluyor”. Can Sezen, “Çin gibi ülkelerdeki arıcılar; arı sütü, propolis, polen ve arı zehri gibi katma değerli ürünleri de üreterek toplam gelirlerini artırıyor. Türkiye’de ise arıcıların bu ürünlere yönlendirilmesi hem dünya fiyatlarıyla rekabet hem de üreticinin zenginleşmesi için şart” diyor.
Sahteciler, yöntem değiştiriyor!
Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen, sektörün en büyük yaralarından birinin, tüketicinin "doğal bal" algısının suistimal edilmesi olduğunu söylüyor. Yol kenarlarında, cami önlerinde satılan ve kontrolsüzce pazarlanan ballar büyük riskler barındırıyor”. Sezen, “Doğallık, tek başına bir gıda güvenliği kriteri değildir” diyor. Şöyle anlatıyor: “Bir balın doğal olması, onun antibiyotik, ağır metal veya pestisit kalıntısı içermediği anlamına gelmez. Arının hangi bahçeden ne aldığı, asfalt kenarından kurşun toplayıp toplamadığı ancak laboratuvar ortamında tespit edilebilir”.
Türkiye'de paketleme yapan 500'e yakın firma bulunmasına rağmen, dünya standartlarında akredite laboratuvar altyapısına sahip firma sayısı oldukça az. Can Sezen konunun dinamik bir şekilde geliştiğini şöyle aktarıyor: “Hile yöntemleri o kadar gelişmiştir ki, "beta-fruktofuranonaz" gibi enzimlerle üretilen sahte balların tespiti için sürekli yeni analiz yöntemleri geliştirilmesi ve tebliğlerin güncellenmesi gerekiyor. Bakanlığın yayınladığı taklit-tağşiş listelerinde bal ve zeytinyağının başı çekmesi, denetimlerin ve laboratuvar analizlerinin hayatiyetini kanıtlıyor”.
Gelecek Vizyonu: Yaşasın Arılar
Sektörün geleceği için sadece üretim değil, farkındalık da kritik bir role sahip. Can Sezen, “Arıların dölleme fonksiyonu olmazsa, bugün soframıza gelen sebze ve meyvelerin dörtte üçü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olur. Bu bağlamda, arıcıların eğitimini destekleyen, iklim krizini takip eden ve sektörün tüm paydaşlarını bir araya getiren ‘Yaşasın Arılar Departmanı’ı devreye aldık. Bu sivil oluşumların kurulması stratejik bir adımdır” diyor. Arıyı ekosistemin kilit taşı olarak gören Anavarza Bal, bu kaybı yavaşlatmak ve doğanın döngüsünü korumaya yardımcı olmak adına stratejik ve kurumsal bir yapı kurmuş. “Yaşasın Arılar Departmanı” arılarla ilgili küresel koruma protokollerini Türkiye’ye entegre etmek için çok yönlü çalışmalar yürütecek. Departman aynı zamanda, saha uygulamaları, tedarik zinciri eğitimleri, akademik iş birlikleri ve etki ölçümleme süreçleriyle arıcılık ekosistemi için; kalıcı, etkisi ölçülebilir ve raporlanan bir yapı kurmayı hedefliyor.
Sonuç olarak arılar geleceğimiz
Türkiye, 500'den fazla endemik bitki çeşidiyle dünya bal pazarında lider olabilecek bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Ancak bu zenginliği ekonomik bir güce dönüştürmek için; vahşi sulamadan vazgeçilmesi, lojistik planlamanın dijitalleşmesi ve üreticinin teknolojiyle buluşturulması gerekiyor. Tarım, artık sadece bir çiftçilik faaliyeti değil, bir ülkenin en stratejik güvenlik meselesi.