ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaş, Başkan Donald Trump’ı hem iç politikada, hem de uluslararası alanda zora sokmaya başladı.
İç politikada Trump’ın siyasi mirası, Amerika’yı yeniden büyük yapalım (MAGA) politikası dağılmaya başladı. Bizzat Trump’ın göreve atadığı, en sıkı MAGA destekçilerinden olan ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent görevinden istifa etti. Kent’in istifa ederken yazdığı mektup ABD’nin İran macerasını yerden yere vuran ifadelerle dolu.
“Vicdanım elvermediği için İran’da devam eden savaşı destekleyemem. İran, ülkemiz için acil bir tehdit oluşturmuyordu ve bu savaşı İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır” diyen Kent, açık açık Trump’ı İsrail Başbakanı Netanyahu’nun “çıkarlarına alet olmakla” suçladı.
Kent’in geçmişine bakıldığında, bunun sıradan bir istifa olmadığını görmek mümkün. Sıkı bir Cumhuriyetçi olan Kent, eşini 2019’da Suriye’de bir IŞİD saldırısında kaybetmiş eski bir asker. Üstelik İran savaşına kadar Kent, Trump’ın MAGA politikalarının tümüne destek veren bir isimdi.
Netanyahu seçim kazanma derdinde
Kent’in Trump’ı adeta “Netanyahu’nun oyuncağı olmakla” suçlaması boşuna değil; İsrail’de sonbaharda seçim var ve Başbakan Netanyahu bu seçimlere hiç olmadığı kadar güçsüz giriyor;
- Netanyahu, hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle iyice sıkışmış durumda. O kadar ki, ABD Başkanı Trump bile İsrail Cumhurbaşkanı’ndan yetkisini kullanıp Netanyahu’yu affetmesini istedi. Cumhurbaşkanı affetmiyor ama Netanyahu “savaşı” bahane ederek sürekli hakkındaki yolsuzluk duruşmalarını erteletiyor.
- İran savaşını bahane eden Netanyahu, gözünü Lübnan’a dikmiş durumda. Güney Lübnan yeniden İsrail işgali altına girdi, Beyrut ise yoğun bombardıman altında. Netanyahu ancak “İsrail topraklarını genişletebilirse” seçim kazanabileceğini farkında.
- Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısı Netanyahu hükümetinin istihbarat başarısızlığı olarak kabul ediliyor. Seçimlerde bunun da hesabının sorulması büyük ihtimal.
Tüm bunlardan kurtulmanın yolu ise Netanyahu açısından ülkeyi savaşa sokmaktan geçiyor. İran’ı tek başına yenemeyeceği için de, yanına Trump’ın ABD’sini alması hiç şaşırtıcı değil. Üstelik Gazze’de İsrail’in soykırıma varan operasyonları nedeniyle ABD’de yeni neslin İsrail’in desteğinin düştüğünü de hesaba katmak gerek. Gallup’un araştırması 65 yaş üstü Amerikalılarda, İsrail desteğinin yüzde 92 olduğunu, gençlerde ise bu oranın yüzde 19’a kadar düştüğünü gösterdi. Netanyahu, bir sonraki nesil Amerikan politikacılarından, Trump’tan bulduğu desteği almayacağının farkında.
Müttefikler de ABD Başkanı’nı yalnız bıraktı
Trump’ın İran tarafından ticarete büyük ölçüde kapatılan Hürmüz Boğazı’nın açılması için müttefiklerine yaptığı yardım çağrısının kimse tarafından dikkate alınmaması da önemli. Trump’ın “Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yardım etmezlerse NATO’yu kötü bir gelecek bekliyor” tehdidine NATO müttefikleri, “İran savaşının NATO ile ilgisi olmadığını” vurgulayarak yanıt verdiler.
ABD’nin Asya’daki müttefikleri, Avustralya, Japonya ve Güney Kore de, Trump’ın “Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolü kullanan Asya ülkeleri de elini taşın altına koymalı” çağrısına olumlu yanıt vermedi.
Papa bile “dini karıştırmayın” dedi
Dünyanın görebileceği en popülist siyasetçilerden olan Trump, imajını güçlendirmek için dine sarılmaktan da çekinmedi. Trump Beyaz Saray’da İran’da zafer için dua ayinleri düzenlemeye başladı. Trump’ın Savaş Bakanı Pete Hegseth ise işi, “ABD’nin İran’daki savaşının Tanrı tarafından korunduğunu” söylemeye kadar vardırdı.
Trump yönetiminin Hristiyan dinini, İran’daki Mollaların ise İslamı savaşa alet etme çabasına ise tepki hiç beklenmedik yerden, tarihin ilk Amerikalı Papası olan Papa 14’üncü Leo’dan geldi. Papa, pazar ayininde yaptığı konuşmada Ortadoğu’daki çatışmada sivillerin öldürülmesini, okulların ve hastanelerin hedef alınmasını açık sözlerle eleştirerek, “öldürme işine Tanrı’nın adını karıştıranları da kınadığını” ifade etti. Papa, taraflara ateşkes çağrısı da yaptı.
Gerald Ford uçak gemisinde neler oluyor?
Trump yönetimini sıkıştıran bir başka olumsuz gelişme ise ABD’nin en büyük ve modern uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford’da yaşananlar.
Daha önce Venezuela’da Maduro’nun devrilmesinde kullanılan, ardından da İran savaşına katılmak üzere bölgeye gönderilen uçak gemisinde önce tuvalet krizi çıktı. Tam tuvalet krizi aşılmıştı ki, mürettebat yatakhanelerinde yangın yaşandı. Geminin alel acele Yunanistan’ın Girit adasındaki Amerikan donanma üssüne çekilip tamir edileceği dillendirilmeye başlandı. Yangının neden çıktığı konusunda ise pekçok spekülasyon var; geminin İran’ın attığı füzeler tarafından vurulduğu da, Mayıs 2025’ten bu denizde ve görevde olan mürettebatın isyan bayrağı çekip yatakhaneleri bizzat ateşe verdiği de konuşuluyor. ABD yönetiminin “yangın konusunda bir soruşturma açılacağını” ifade etmesi, ikinci şıkkı daha büyük ihtimal haline getiriyor gibi.
“Hızlı zafer” için sırada Küba mı var?
ABD Başkanı, yaklaşan Kasım seçimleri öncesinde İran’da elde edemediği “hızlı zafer” ihtiyacı için gözünü Küba’ya dikmiş görünüyor. Haftalardır ABD ablukası altındaki Küba’da enerji krizi baş gösterdi. O kadar ki, elektrik olmaması nedeniyle acil ameliyatlar bile yapılamaz hale geldi.
Maduro devrilmeden önce Küba’nın en büyük destekçilerinden biri Venezuela’ydı. Venezuela’dan Küba’ya her gün yaklaşık 35 bin varil petrol geliyor, bu da ülkenin enerji ihtiyacının karşılanmasında kullanılıyordu. Maduro sonrasında Venezuela, ABD’nin “peyki” haline gelince, Küba da bu enerji kaynağından mahrum kaldı.
New York Times gazetesi ise Trump yönetiminin Küba’da Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel’i devirip, yerine Castro ailesinden bir ismi geçirmenin peşine düştüğünü yazdı. Amaç, Venezuela’da olduğu gibi baştaki kişiyi devirip, sistemi -ABD yanlısı olmak koşuluyla- devam ettirmek. Eğer başarırsa Trump, kasım seçimleri öncesinde hem iç kamuoyuna satabilecek bir “zafer” elde eder hem de ABD’nin arka bahçesinde o çok sevdiği, Gazze’de de kurmayı hayal ettiği, “tatil cennetlerinden” birini yaratmasının önü açılır. Her şey Küba halkının dayanma gücüne bağlı.
İran’ın da durumu iyi değil
ABD Başkanı Trump savaş konusunda yaptığı son açıklamalarda, ““Neyse ki, İran’ın askeri gücünü yerle bir ettik, donanmaları gitti, hava kuvvetleri gitti, uçaksavar ve radar sistemleri gitti ve belki de en önemlisi, neredeyse her seviyedeki liderleri gitti, artık bizi, Ortadoğu’daki müttefiklerimizi veya dünyayı bir daha asla tehdit edemeyecekler” ifadesini kullandı.
Durum İran açısından Trump’ın söylediği kadar kötü olmasa da, Tahran’daki Molla rejiminin de büyük kayıplar verdiği açık. Son olarak “rejimin dengesi” olarak kabul edilen dini lider danışmanı Ali Laricani öldürüldü.
İran’da halkın büyük ölçüde şikayetçi olduğu, protestolarla da bunu gösterdiği Molla rejimi nin ise daha da kesinleşeceğine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Denge unsuru Laricani gitti, rejimi 30 seneden fazla ayakta tutan Ali Hanamey gitti. Rejimin başına ise neredeyse tüm ailesini Amerikan saldırıları altında kaybetmiş, daha genç ve daha keskin Mücteba Hamaney geçti.
Savaşın üçüncü haftasında manzara şu; ABD daha önce Irak’ta ve Afganistan’da yaşadığı çıkmaza düşmüş durumda; Amerikalılar çatışmaları büyük ölçüde kazanıyorlar, ancak savaşı kaybediyorlar. İran elindeki görece ucuz dronlarla, füzelerle, ABD’nin muazzam savaş aygıtına büyük zarar veriyor. Ancak unutulmamalı ki İran açısından bir “ölüm-kalım savaşı” bu. İran, daha önceden belirlenmiş “mozaik savunma” doktrinine geçti. Bu doktrin, yereldeki komutanların merkezden gelecek talimatlara ihtiyaç duymadan savaşmaya devam etmelerini öngörüyor. Devlet sistemi etkinliğini yitirirken, yerini “derebeyliklere” bırakan bir sistem bu. İran’ın geleceğine etkisi olacağı çok açık.
Trump alelacele “zafer” ilan edip, güçlerini geri çekse bile İran büyük yara aldı. Üstelik komşulara atılan füzelerin yarattığı tahribatın da, zaten İran’ın Araplarla var olan husumetini iyiden iyiye körükleyeceği kesin. Kazananı olmayan bir savaşa dönüyor gibi İran savaşı.
Tayvan ve Kıbrıs’a dikkat!
Dünya İran savaşına odaklanmışken, iki kritik adanın, Tayvan ve Kıbrıs’ın etrafındaki askeri hareketlilik dikkat çekici.
Tayvan Savunma Bakanlığı, ada çevresinde 26 Çin askeri uçağı ve 7 savaş gemisi tespit edildiğini açıkladı. Oysa Çin’in, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki sıkıntı nedeniyle rezervlerindeki petrolü tasarruflu kullanma adına Tayvan etrafındaki askeri hareketliliği düşürmesi bekleniyordu. Bunun aksinin gerçekleşmesi, Çin de fırsattan istifade Tayvan’ın kontrolünü geri mi alacak sorusunu akla getiriyor.
Kıbrıs’ta ise ABD’nin İran savaşıyla bağlantılı olarak tüm Ada çevresindeki hava sahasında NOTAM ilan etmesi Doğu Akdeniz’de hassas olan dengeleri hareketlendirdi.
ABD’nin 12 Nisan saat 23.59’a kadar ilan ettiği NOTAM’a karşılık KKTC de, kendi hava sahasını da kapsayan bu NOTAM’ın geçersizliğini ve KKTC Hava Sahasında tek yetkilinin KKTC olduğunu belirten Karşı NOTAM yayınladı. İran savaşı dünyaki tüm fay hatlarında kırılma yaratacak gibi...
