Evet, başlık Erich Maria Remarque’in “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” romanından mülhem…
Günlerdir, haftalardır Ankara’nın ezeli ve ebedi tartışmaları yine gündemin ön sıralarını işgal ediyor…
Tartışmanın iki düzlemi var. Biri iktidar partisi içindeki gelişmeler, diğeri CHP-Yeni Parti ayrılığından sonraki tablo…
Bu tartışmalara biraz üstten bakıp “aslında ne oldu” sorusuna yanıt aramak yerine, olup biten olayları tekil gelişmeler gibi değerlendirip bunların detaylarına yoğunlaşmak genel bir tavır. Ama böyle yapınca o detaylar, tartışmaların kaynağını anlamaktan ziyade kafaların daha da karışmasına yol açıyor. Bu da ortaya kaotik bir tablo ve giderek siyasetten de, başta siyasi partiler olmak üzere siyasi kurumlardan da hızla soğuyan bir seçmen kitlesi yaratıyor. Nitekim yapılan kamuoyu araştırmalarında (yapan şirket fark etmeksizin) neredeyse yüzde 40’lara yaklaşan umutsuz bir seçmen kitlesi görüyoruz. Kuşkusuz seçimler yaklaştıkça bu oran azalacaktır. Ancak seçime katılma oranı düşük olursa ve katılanların da ciddi bir bölümünün geçersiz oy kullandığını görürsek şaşırmamak lazım.
Durum Remarque’ın romanının kahramanı Paul Bäumer’in ruh hali gibi. O da yaşama bağlılığını, yaşama sevincini öylesine yitirmiştir ki bu yaşam dolu genç, önünde uzanan upuzun bir ömre bakıp “Varsın aylar, yıllar geçsin. Nasılsa bana getirecekleri bir şeyleri kalmadı” diyebilmektedir sonunda.
Tabii bu tablo şu an için geçerli, o gün geldiğinde tekrar tabloya bakmak gerekecek…
Neyse biz dönelim Ankara’ya…
İktidar cephesinde olan şu:
AK Parti çevresi “Erdoğan sonrasında ne olacak” sorusu etrafında dönüp duruyor…
Yok, yanlış anlamayın; bu soruyu soran Erdoğan’ın kendisi ya da yakın çevresi, misal ailesi değil. Zaten yakın zamanda da (AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümünde) “Tayyip Erdoğan olarak siyasette 50 yılı geride bıraktım. Allah ömür ve sağlık verirse daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım” demişti. Kendisi açısından yol haritası gayet net. Kafası net olmayanlar: parti yöneticilerinden milletvekillerine, eski yeni bir sürü siyasetçi. Hatta bazıları partiyi “AKP’lilerden temizleyip, AK Partilileri öne çıkarmak” gerektiğini öne sürüyor. Bu durum, bir dönem partinin içinde etkin bir şekilde yer alıp sonra çeşitli nedenlerle çemberin dışında kalan siyasi figürlerin kendilerine yeni roller biçme arayışından da kaynaklanıyor. O yüzden kimi parlamenter sisteme geri dönüşü (ki bu konuyu ayrıca yazacağım), kimi partinin kurucu değerlerine geri dönmesini, kimi mevcut yapıyı rehabilite etmeyi öneriyor. Kimi uluslararası ittifaklar peşinde, kimisi de elde ettikleri servetlerine güvenerek kanaat önderliğine soyunmakta… Hâl böyle olunca mevcut yönetimin yapacağı tek hamle (doğal olarak) parti içini konsolide etmeye çalışmak oluyor. Düne kadar iktidar ilişkilerini kullanarak var olanların şimdi parti içinde parti gibi davranmalarına müsamaha edilmeme kararı alınınca, herkesi hayrete düşüren adli/mali operasyonlar kaçınılmaz oluyor. Sanırım bu operasyonlar, partideki mutlak güç ve yapı tekrar tartışılamaz hâle getirilinceye kadar sürer.
Gelelim muhalefet kanadına… Orada da bir başka altüst oluş malumunuz. Görünen, CHP’den ayrılan kişiliğin ahalinin bütün teveccühüne rağmen partileşemediği gerçeği. Bunun en somut örneğini Çerçeve Yasa konusundaki ikircikli tavırda gördük. İdeolojik netlik, bir dahaki seçimde makamı korumak derdiyle yer değiştirince böyle bir tablo da kaçınılmaz oluyor. Atandığı/seçildiği ilçe başkanlığını “İYİ Parti”nin bir organı zanneden siyasetçi ile ne kadar olacaksa o kadar oluyor.
Bu arada hem Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bürokratlarına hem de Yeni Parti’nin kimi milletvekillerine yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve benzeri uygulamalar gündeme geldiğinde durum biraz daha belirsizliğe yuvarlanır. Sonunda CHP kurultayını baz alarak yeniden bir araya gelmenin hesapları yapılırsa da kimse şaşırmamalı.
Tabii muhalefet cephesi deyince sadece CHP-Yeni Parti eksenini düşünmemek lazım. Bir de diğer muhalefet partileri var. Oradaki hava ise daha çok iki ana aksın açmazlarını değerlendirerek bir üçüncü cephe/ittifak yaratılıp yaratılamayacağı üzerine yoğunlaşıyor. Çerçeve Yasa ile ortaya çıkan milliyetçi tepkilerden başlayıp genel memnuniyetsizliği oya kanalize etmeye çalışan bu cephenin nereye doğru evrileceği ise bilinen bir ismin adı altında (misal Mansur Yavaş) yan yana gelip gelemeyeceklerine bağlı…