Siyaset gündemi, CHP’den Yeni Parti’ye geçen siyasetçiler ile o dönemde CHP yöneticisi olan, şimdiki Yeni Parti yöneticilerinin belirleyip aday yaptığı isimlerin AK Parti’ye geçmesi tartışmalarının arasına sıkışmış görünüyor.
İki tarafın laf yarıştırdığı bu sürecin sonu, Sedat Bozkurt’a göre muhtemelen şöyle sonuçlanır: CHP ile Yeni Parti arasında bölünen her bir oy, Cumhur İttifakı’na milletvekili seçiminde milletvekilliği, yerel seçimlerde ise belediye başkanlığı kazandırır.
Ben de bir ek yapayım: Cumhurbaşkanlığı seçimi de bu durumda mevcut iktidarın lehine sonuçlanır…
Fakat bu aritmetik işlemlerden, CHP-Yeni Parti çekişmelerinden kafayı kaldırıp Terörsüz Türkiye sürecine, bu sürece bağlı olarak yapılacak anayasa değişikliklerine ve bu süreçte CHP ile Yeni Parti’nin nasıl bir politika izleyeceklerine bakmak zorunlu hâle gelmiş durumda.
İki partinin programlarına bakarsanız hemen hemen aynı cümleleri görürsünüz. Dolayısıyla süreç, her iki partide de programlardan bağımsız olarak, günlük siyasetin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde tavır alınarak yürütülmeye çalışılacak. Bu arada çerçeve yasa ve çevresinde dönen tartışmalara da çok takılmamak lazım. Zira bu işin, deyim yerindeyse, peşrev faslı. Asıl tartışma; kimin ne istediği, ne yaptığı, anayasa değişiklikleri sürecinde ortaya çıkacak...
Misal, DEM Parti İmralı Heyeti’nin önceki gün İmralı’da gerçekleştirdiği görüşme sonrasında Öcalan’ın bu hafta Meclis’e gelecek olan çerçeve yasaya dair açıklaması şöyleymiş: “Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur. Önemli olan bu adımın doğru anlaşılması ve herkesin sürecin başarısı için sorumluluk üstlenmesidir.”
Öte yandan, misal, Prof. Birgül Ayman Güler şöyle yazdı:
“Eşit vatandaşlık = etnik vatandaşlık demek.
Anadil meselesi = Birden çok resmî dillilik demek.
Yerel yönetim meselesi = idari vesayetin kaldırıldığı özerk yerellikler demek…
Bu bir siyasi proje.
Çok milletli ‘millet’, çok resmî dilli devlet, eyaletçilik projesi.
TR için zararlı!”
Prof. Hasan Ünal da ekledi:
“Çok doğru.
Etnik vatandaşlık, birden fazla resmî dil ve otonomi anlamına gelen yerel yönetimler temelli bir devlet yapısı, bu coğrafyada bir sonraki aşamada gerçekleşecek bölünmenin resmîleşmiş altyapısıdır.
Kimse hikâye anlatmasın... Özellikle de son yıllarda her kötülüğün üstünü örtmek için kullanılan demokrasi, özgürlükler diye başlayan cümlelerle lafa başlamasın...”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çerçevesi net:
“Terörün bitmesi ve üniter devlet yapısı kırmızı çizgimizdir. Bu bağlamda; silahın siyasetin dışına çıkmasına evet. TBMM merkezli sürece evet. Hukuk devletine evet. Eşit yurttaşlığa evet. Demokratik siyasetin güçlenmesine evet. Üniter yapının korunmasına evet. Bölgesel barışa evet.”
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ise diyor ki:
“…Terörsüz Türkiye sürecindeki duruşumuz ilkesel.
…Biz ne AK Parti ile ne MHP ile ne DEM’le AK Parti’nin geleceğini, Tayyip Bey’in bir daha adaylığını, anayasa değişikliğini falan filan konuşmadık.
…Ben Tayyip Erdoğan’ın siyasi geleceğiyle ilişkilendirilmiş bir sürece destek falan vermem.”
Oysa aynı partinin Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu şöyle diyor:
“Hayatımın her döneminde; çatışmadan, şiddetten, silahtan, ölümden ve kandan beslenenlere karşı; barıştan, kardeşlikten, adaletten, insan haklarından ve bir arada yaşama iradesinden yana mücadele içinde oldum.
Bugün de kritik bir eşikte aynı kararlılıkla barışı, demokratik siyaseti ve birlikte yaşamı savunuyor, bu değerlerin karşısında duranlarla mücadele ediyorum…”
Dediğim gibi, peşrevlere fazla kulak asmamak lazım. Asıl, çerçeve yasadan sonra sonbaharda gündeme gelecek anayasa değişiklikleri ve o değişikliklerdeki tavırlar; önümüzdeki seçimin taraflarını da sonuçlarını da Türkiye’nin yeni yönetim biçimini de belirleyecek.
Dikkat!