Avrupa, gerek sosyolojik gerekse inovasyon açısından Amerika'nın ve hatta Uzak Doğu'nun ne kadar gerisinde olduğunun farkında dahi değil. ABD her zamanki gibi dinamik. Bu anlamda tek gerçek rakibi Asya üçlüsü: Çin, Japonya ve Güney Kore.
Bu yaz oldukça hareketli ve mükâfatlı geçti. Mayıs sonunda bir konferans vesilesiyle Güney Kore’yi ziyaret etme şansım oldu. Seul, gerek kültürü gerekse insanların alçak gönüllülüğü ve üniversitelerinin olgunluğu ile beni mest etti. En iyi makale ödülü ziyaretimi taçlandırdı.
Haziran sonunda ise İspanya’nın Granada şehrine seyahat ettim. Hem sahadan inovasyon yöneticilerine hem de bizim gibi akademisyenlere ev sahipliği yapan ISPIM konferansında başka bir çalışmam yine en iyi makale ödülüne layık görüldü. İspanya’nın Endülüs bölgesi (Granada, Malaga, Sevilla, Kordoba) gerçekten görülesi. Konferansta, Türkiye’nin ikinci elektrikli otomobilinin tasarımını üstlenen dünyaca ünlü tasarımcı Frank Stephenson ile uzun uzun sohbet etme şansımız oldu. Ferrari, MINI Cooper ve Beetle gibi efsane tasarımlara imza atan Stephenson’ın çocukluğu Türkiye’de geçmiş, son derece mütevazı birisi.
İki hafta önce ise dünyanın en büyük yönetim bilimleri konferansı olan Academy of Management (AOM) için Philadelphia’ya uçtum. 17 bin akademisyenin katıldığı, beş gün süren konferansın ardından bir kuzey şehrini (New York), bir de güney şehrini (Atlanta) ziyaret ettim.
ABD her zamanki gibi dinamik
Avrupa’da yaşayan ve uzun yıllar ABD’de bulunmuş biri olarak itiraf etmeliyim ki Avrupa, gerek sosyolojik gerekse inovasyon açısından Amerika’nın ve hatta Uzak Doğu’nun ne kadar gerisinde olduğunun farkında dahi değil. Bu yazıda Amerika seyahatimden notlarımı paylaşmak istiyorum:
- ABD her zamanki gibi dinamik. Bu anlamda tek gerçek rakibi Asya üçlüsü: Çin, Japonya ve Güney Kore. Ancak son ikisi kültürel anlamda oldukça “Americanized”. Dolayısıyla gerçek bir tehdit söz konusu değil.
- Yapay zekâ her yerde. Hem konferans oturumlarını hem de ekonominin neredeyse tüm alanlarını domine etmiş durumda. Borsaları dalgalandıran temel kaldıraç. Yeni girişimlerin hepsi YZ modelleri geliştiriyor. TV’de CNBC spikerlerinin dahi YZ tartışmalarına bu kadar vakıf olması oldukça şaşırtıcı.
- Malum, Amerika’da her aksiyon iş odaklı (business oriented). Kapitalist bir ülkede bu olağan. Ancak insanların sisteme bu kadar kusursuz mental entegrasyonu bence sorunlu.
- New York, tartışmasız Amerika’nın en renkli ve asi şehri. Şehrin her köşesinde bir devinim. Kültürel olarak son derece çeşitli. İstediğiniz müziği, müzeyi, mekânı ve mutfağı bulabilirsiniz. Diğer taraftan tam anlamıyla tezatların sentezi. Dahilerle deliler birlikte. Bu kadar yaratıcı ve kriminal tipi bir arada tutmak ve yaşatmak da bir meziyet.
Atlanta’nın dönüşümü dikkat çekiyor
- Atlanta, 10-15 yıl öncesine göre çok daha modern bir metropole dönüşmüş. Master için gittiğim yıllarda (2004) yeterince global bir şehir olmamasından şikâyet ederdik. Tablo şimdi oldukça farklı. Dünyanın en yoğun havalimanına sahip olması, ekonomi için büyük bir itici güç ve ciddi bir çekim yaratıyor. Delta Hava Yollarının merkez üssü Atlanta. Bunun dışında Coca-Cola, CNN ve UPS gibi dev markalar bu şehirde doğdu. Tüm bunların üzerine teknoloji şirketleri taşınmış, startup ekosistemi büyümüş. Sosyoloji biraz değişmiş olsa da Atlanta hâlâ Güney’in incisi. Umarım San Francisco gibi ruhunu kaybetmez.
Ezcümle, Amerikan ekonomisinin çöktüğüne dair ciddi bir gösterge yok. Ekonomistler için malum bir mevzuyu sahada yerinde görmek iyi oldu.