2026 yılına güçlü başlayan risk iştahı, Şubat ayıyla birlikte yerini daha temkinli bir iyimserliğe bıraktı. Küresel tarafta Trump ve jeopolitik gündeme ilişkin başlıkların şimdilik geri planda kalması, piyasaların odağını yeniden makro verilere, Fed’in faiz indirim sürecine ve yapay zekâ yatırımlarının ekonomik karşılığına çevirdi. Yurt içinde ise ana gündem değişmedi: Dezenflasyon süreci ve faiz indirim beklentileri.
TCMB’nin son Enflasyon Raporu sunumunda enflasyonda ana eğilimin mart ayından itibaren gerilemeye devam edeceği beklentisi korunurken, mart ayına yönelik faiz indirimi beklentilerinin yeniden canlandığı görülüyor. Bu tablo, piyasalarda yön arayışının hâlâ faiz patikasına bağlı olduğunu gösteriyor.
Bu gelişmelerin fiyatlara yansıması dikkat çekici. Yurt içinde on haftadır devam eden yabancı yatırımcı girişleri ve faiz indirimi beklentilerinin korunması, bankacılık ve BIST30 öncülüğünde BIST100’ün 14 bin seviyesinin üzerine çıkarak rekor tazelemesini sağladı. Tahvil tarafında ise yüksek gelen ocak enflasyonunun ardından oluşan satış baskısının tersine döndüğü görülüyor. Yurt dışında kıymetli madenlerde ocak ayındaki sert hareketlerin ardından daha sakin bir seyir hakim. Hisse piyasalarında ise teknoloji içinde yazılımdan donanıma doğru bir rotasyon yaşanırken, teknoloji dışı alanlarda enerji, altyapı, hammadde ve tüketim hisselerine yönelim öne çıkıyor. Yılın başından bu yana “Muhteşem Yedili” hisselerde görülen değer kaybı da Nasdaq ve S&P 500 endekslerini aşağı çekiyor.
Bu ortamda nasıl pozisyon almalı?
Mevcut koşullar, agresif risk almaktan ziyade esnek kalmayı ödüllendiriyor. Para piyasası fonları bu nedenle hâlâ portföylerde önemli bir “park alanı” işlevi görüyor. Mevduatın üzerinde getiri sunmaya devam etmeleri, yatırımcıya fırsat gördüğü anda hisse ya da değişken fonlara geçiş için likidite sağlıyor.
Borçlanma araçları fonlarında ise aceleci davranmak riskli olabilir. Enflasyonun seyri netleşmeden vade riskini büyütmek olası dalgalanmalarda zarar yazdırabilir. Uzun vadeli tahvil tarafında oynaklığın artma ihtimali nedeniyle daha seçici ve kademeli ilerlemek daha sağlıklı görünüyor.
Altın tarafında kısa vadede veri akışı ve küresel belirsizlikler belirleyici olmaya devam ediyor. Altın, portföyde agresif getiri aracı olmaktan çok beklenmedik risklere karşı bir sigorta işlevi görüyor. Bu nedenle kademeli ve sabırlı bir yaklaşım öne çıkıyor.
Yurt dışı fonlarında ise teknoloji ve yapay zeka teması etrafında oluşan algı değişimi dikkat çekiyor. Tek bir temaya yoğunlaşmak yerine savunma, sağlık, altyapı, enerji ve tüketim gibi farklı alanları içeren dengeli sepetler, hatta coğrafi çeşitlendirme sunan fonlar daha sağlıklı bir risk yönetimi sağlıyor. Bu dönemin stratejisi “tam risk almak” değil; likiditeyi koruyarak fırsatlara hazır olmak.
Neden değişken fonlar öne çıkıyor?
Dalga boyu yüksek bir piyasada tek bir varlığa odaklanmak yerine esnek kalabilen araçlar değer kazanıyor. Dezenflasyon beklentileri borsayı desteklerken, jeopolitik riskler ve enflasyon, büyüme vb. sürprizleri oynaklığı artırıyor. Böyle bir zeminde değişken fonların öne çıkmasının nedeni, yatırımcıya hem yükselişe katılma hem de riskten kaçınma imkanını aynı anda sunabilmesi.
Son haftalarda para girişlerinin de bunu doğruladığı görülüyor. Hisse fonlarına giriş devam ederken, değişken fonlara yönelen paranın önemli kısmı hisse ağırlıklı “atak” değişken fonlara gidiyor. Yatırımcı borsa hikayesini satın alıyor, ancak bunu minimum hisse taşıma zorunluluğu olan klasik hisse fonları yerine yöneticinin portföy dağılımını esnetebildiği bir yapı üzerinden yapmayı tercih ediyor.
Değişken fonların cazibesi tam da burada yatıyor. Hisse fonları yüksek oranda hisse taşımak zorundayken, değişken fonlar hisse, tahvil, likit varlık ve altın gibi enstrümanlar arasında denge kurabiliyor. Bu da trendin sürdüğü dönemlerde getiriden vazgeçmeden, olası geri çekilmelerde hasarı sınırlayan bir tampon görevi görüyor.
Bugünün piyasasında değişken fonlar, “borsadan payımı alayım ama tüm riskimi tek sepete koymayayım” diyen yatırımcı için en rasyonel ara katman haline gelmiş durumda. Getiri arayışını sürdürürken belirsizliği yönetebilme imkanı sunmaları, onları mevcut konjonktürde öne çıkarıyor.
Özetle, 2026’nın ilk aylarında piyasalar “yüksek getiri” kadar “esneklik” kavramını da ödüllendiriyor. Dalga boyunun yükseldiği bu dönemde kazananlar, yönü tahmin edenler değil; değişen koşullara hızlı uyum sağlayabilenler olacak.