6 Şubat sabahı saatler 04.17’yi gösterdiğinde yalnızca fay hatları kırılmadı. Bir ülkenin hafızası ikiye ayrıldı: “Öncesi” ve “Sonrası”.
Resmî verilere göre 6 Şubat 2023’te meydana gelen iki büyük depremde 50 binden fazla insan hayatını kaybetti, 100 binden fazla kişi yaralandı, 11 il doğrudan etkilendi, yaklaşık 14 milyon insanın yaşamı kesintiye uğradı. Yüz binlerce konut yıkıldı ya da ağır hasar aldı. Milyonlarca insan kendini geçici barınma alanlarında buldu.
Bu tabloyu “doğal afet” diye açıklamak kolay. Ama bu ölçekteki kaybı sadece doğaya bağlamak doğru değil. Deprem doğaldı… Yıkımın büyüklüğü doğal değildi.
Mesele sadece fay hattı değildi… Yapı kalitesi, denetim, planlama ve hazırlık kapasitesiydi…
Dayanıklılığı sorgulama günü Aradan 3 yıl geçti. Gündem değişti, başlıklar değişti… Ama depremin yaşandığı 11 ilde, ne de hafızalarımızda enkazın tozu hala kalkmış değil.
Bugün yaptığımız sadece yaşanan acıyı, kayıpları anmak mı? Yoksa yaşadığımız acıdan ders çıkarabildik mi bu sefer? Ya da unuttuk mu yine?
Afetler doğa olayı olabilir, ama felaketler çoğu zaman yönetim meselesidir. Nerede yapılaşacağımıza, nasıl inşa edeceğimize, nasıl denetleyeceğimize biz karar veriyoruz. Bu nedenle, deprem kader değil. Depreme karşı hazırlıksızlık ise hiç değil. Ve bugün Türkiye’de yaşadığımız riskler sadece depremle sınırlı da değil.
Seller, orman yangınları, kuraklık, su krizi dahil çoklu afet çağında yaşıyoruz. Yapılan kamuoyu araştırmaları da bunu gösteriyor. Toplumun yaklaşık yüzde 90’ı düzensiz hava olaylarının arttığını, her 3 kişiden 2’si iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu söylüyor. Yani risk algısı yükselmiş durumda. İnsanlar tehlikeyi görüyor. Ama algı ile hazırlık aynı hızda ilerlemiyor.
Aynı yıl içinde hem deprem hem yangın hem sel yaşayabilen bir ülkede kriz yönetimi artık lüks değil, temel politika olmalı. Bu yüzden 6 Şubat’ı sadece “acıyı hatırlama” günü olarak göremeyiz. 6 Şubat bizim için “dayanıklılığı sorgulama” günü olmak zorunda.
Çaresizliği kabul etmek zorunda değiliz
Bugün aslında en büyük tehlike, yıkımın kendisi değil. Unutma hızımız. Unuttuğumuz için, aynı hataları yeniden yapıyoruz. Ve her “bir sonraki deprem” yine beklenmedik oluyor. Oysa yapmamız gereken şey çok daha basit ve çok daha somut: Geleceğe karşı sorumluluğumuzu gerçekten hatırlamak. Daha güvenli şehirler kurmak, denetimi kâğıt üzerinde değil sahada işletmek, yerel yönetimleri güçlendirmek, ekonomiyi ilk sarsıntıda dağılan kırılgan bir yapı olmaktan çıkarıp dayanıklı hale getirmek. Çünkü bu coğrafyada afetler kaçınılmaz; depremi, yangını, seli durduramayız. Ama çaresizliği kabul etmek zorunda değiliz. Nasıl yaşayacağımızı, nasıl hazırlık yapacağımızı, hayatlarımızı nasıl koruyacağımızı biz belirleyebiliriz. Hafızayı diri tutabildiğimiz sürece umut da var. 6 Şubat’ın bize bıraktığı en net ders belki de bu: Unutmamak.
Çünkü geçmişte de gördüğümüz gibi bu ülkenin sahip olduğu en büyük güç, yeniden inşa gücü oldu her zaman.
