“Acem mülkünü verseler, gönül mülküne değmez.” Bu cümle, İran’ın ne kadar zengin bir ülke olarak algılandığıyla ilgili Türk kültür alanında sayısız örneği görülen ifadelerden birisidir. Yunus Emre’ye atfedilse de muhtemelen aslında anonimdir. Divan edebiyatı da tasavvuf edebiyatı da, halk deyişleri de “Acem Mülkü” ifadelerinden geçilmez. Yani İran, tüm tarih boyunca her zaman zenginliği ile meşhurdu. Buna karşın İran bugün pek zengin değil ve Batı’nın sert ekonomik yaptırımlarına tabi.
İran’a yönelik saldırılarla başlayan savaşın ekonomimize olası etkilerini inceliyor ve yazıyoruz ama bunlar genellikle kısa vadeli (altın ve petrol fiyatlarındaki hareket, dövize gelebilecek baskı gibi) veya en fazla orta vadeli (enflasyonda artış, dış ticarete baskı gibi) etkiler ve tabii hepsi de olumsuz. Öte yandan bu etkilerin süresini ve şiddetini savaşın gidişatı ve sonu belirleyecek ki savaşın sonu konusunda da rivayet muhtelif.
Savaşın hangi koşullarda sona ereceğini bilmesek bile, şu an İran yaptırımlarını ve bu yaptırımların kritik noktalarını hatırlamanın tam zamanıdır, çünkü bu yaptırımların ekonomik etkisi yukarıda sayılan unsurların çoğundan daha büyük ve devamlı.
İsterseniz İran yaptırımlarını ana hatlarıyla bir hatırlayalım. ABD iran’a dönük yaptırımlarını 1979’da başlattı. 2006’da hem Avrupa Birliği hem de BM nükleer silahlanma nedeniyle bu yaptırımlara katıldı. Zaman zaman kapsamı genişletilen yaptırımlar, 2018’den sonra ABD tarafından en ağır haline getirildi.
Bu yaptırımların Türkiye ekonomisine ve finans sistemine etkisini anlamak için bazı kritik noktaların üzerinden geçmemiz gerekiyor.
1- BM yaptırımları bizi de bağlıyor: Türkiye BM’nin üyesi olduğu için BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla uygulanan yaptırımlar Türk şirketlerini/bankalarını da bağlıyor. AB ve ABD yaptırımları ise hukuken bağlayıcı değil ama ticari açıdan bağlayıcı.
2- İkincil yaptırımlar da var: ABD sadece kendi banka ve şirketlerinin değil, tüm Dünyanın kendi koyduğu yaptırımlara uymasını istiyor. Uymayanlara da yaptırım veya ceza uygulayacağını söylüyor. Buna ikincil yaptırımlar diyor. Buna karşın AB yaptırımlarının sadece kendi banka ve şirketleri için bağlayıcı söylüyor, yani ikincil yaptırım uygulamıyor İran konusunda.
3- İran yaptırımları yoğurt üfletiyor: Yaptırımlar elbette tüm İran kişi ve kurumlarına uygulanmıyor. Bazı mallar (örneğin bazı teknoloji ürünleri, nükleer maddeler vb) bazı kurumlar (örneğin Devrim Muhafızları) ve bazı kişiler (örneğin siyasi/askeri liderler vb) yaptırıma tabi ama bu yaptırımları yazıldığı gibi birebir uygulamak çok zor. Ayrıca bir Türk bankası bunu birebir uygulasa bile, ABD ve AB kökenli muhabir bankalar yaptırımları daha geniş uygulayıp, işlem reddi yapabiliyorlar. Buna “derisking” deniyor. Türkçeye “yoğurdu üflemek” diye çevirebiliriz. Bu yüzden İran yaptırımları olduğundan daha geniş uygulanabiliyor.
4- Çin petrol ve petrokimya sektörüne dönük uygulamalar yakın zamanda arttı: ABD 2025 yılında bazı Çin rafinerilerine İran’dan petrol aldığı gerekçesiyle yaptırım uygulamaya başladı. Ocak 2026’da da İran’dan Çine petrol taşıyan bazı nakliye firmaları kapsama alındı. Bu uygulamanın muhtemelen iki hedefi var: Hem İran petrol satmasın hem Çin (İran’dan) petrol almasın isteniyor.
Bu savaşın hangi sonuçla biteceğine dair bir fikrimiz yok ama iki senaryoya bakabiliriz. İran rejiminin mevcut konumunu koruduğu ve yaptırımların daha da sıkılaştırıldığı bir senaryo gerçekleşirse, bunun ekonomik etkisi pek önemli olmaz, çünkü yaptırımlar fiilen zaten çok geniş uygulanıyorlar.
Buna karşın İran’ın Batı ekonomik alanına alındığı ve yaptırımların kaldırıldığı bir senaryoda Türkiye’nin İran ile ekonomik ilişkilerinin çok olumlu etkilendiği ama aynı zamanda ABD’nin hem Orta Doğu’da hem de küresel petrol arzında kontrolünü daha da artırdığı bir Dünya ortaya çıkacak. Bu Dünyada Çin’in rekabet gücü de oldukça düşecek. Böyle bir Dünyanın Türkiye’ye ne getirip ne götüreceğini şimdiden düşünmeye başlamamızda büyük fayda var.
Savaş hangi sonuçla biterse bitsin, Türkiye için en güçlü ve kalıcı ekonomik etki İran yaptırımlarının durumundan gelecektir.