Dış düzen ve düzensizlik döngüsünü şekillendiren, pek çok vakadan süzülerek elde edilmiş dinamikleri ve ilkeleri inceledik. Şimdi ise barıştan savaşa geçişin o ikonik dinamiğine dair tarihteki en taze örneği sunan İkinci Dünya Savaşı vakasına kısaca göz atmak istiyorum. Her ne kadar bu tek bir örnek olsa da; üç büyük döngünün -yani para ve kredi döngüsü, iç düzen/düzensizlik döngüsü ve dış düzen/düzensizlik döngüsünün- nasıl bir araya gelip birbirini tetikleyerek katastrofik bir savaşın koşullarını hazırladığını ve yeni bir dünya düzeninin temellerini nasıl attığını açıkça göstermektedir. Bu döneme ait hikayeler başlı başına ilgi çekici olsa da; asıl önemleri, bugün neler olup bittiğini ve önümüzde nelerin uzandığını anlamamıza yardımcı olacak dersler barındırmalarından gelir. En önemlisi; Amerika Birleşik Devletleri ve Çin, şu an akla gelebilecek her şekilde askeri bir savaşa evrilebilecek bir ekonomi savaşının içindeler. Dolayısıyla, 1930’lar ile günümüz arasında yapılacak kıyaslamalar, gelecekte bizi nelerin beklediğine dair paha biçilmez iç görüler sunarken, korkunç bir savaştan nasıl kaçınılabileceğine dair de yol göstermektedir.
Almanya örneği
Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından üzerine yıkılan devasa savaş tazminatlarının altında ezilmiş olsa da, 1929 yılına gelindiğinde Young Planı sayesinde bu boyunduruktan kurtulmaya başlıyordu; zira bu plan hem borç yükünü hafifletiyor hem de yabancı askerlerin 1930’a kadar Almanya’dan çekilmesini öngörüyordu. Ancak küresel buhran Almanya’yı tam kalbinden vurdu; işsizlik yüzde 25’lere tırmandı, iflaslar birbirini izledi ve yoksulluk her yanı sardı. Sağ kanadın en etkili figürü olan Adolf Hitler, halkın iliklerine kadar hissettiği “milli aşağılanma” duygusunu ustalıkla işleyerek milliyetçi bir öfkeye dönüştürdü; Versailles Antlaşması’nı ve bu antlaşmayı dayatan ülkeleri baş düşman ilan etti. 25 maddelik milliyetçi bir program hazırlayarak kitleleri bu hedef etrafında topladı. Ülke içindeki çatışmaların son bulması ve düzenin yeniden tesisi arzusuyla, komünizmden korkan sanayicilerin de desteğini alan Hitler, Ocak 1933’te şansölye olarak atandı. Sadece iki ay sonra, Nazi Partisi parlamentoda (Reichstag) en çok koltuğu ve desteği kazanan güç haline geldi.
Hitler, savaş tazminatlarını ödemeyi reddedip Milletler Cemiyeti’nden ayrılarak 1934 yılında Almanya’nın dizginlerini tamamen eline aldı. Şansölyelik ve cumhurbaşkanlığı makamlarını kendinde birleştirerek ülkenin “mutlak lideri” (Führer) konumuna yükseldi. Demokrasilerde, liderlere olağanüstü yetkiler tanıyan yasal açıklar her zaman mevcuttur; Hitler bu açıkların tamamını birer silaha dönüştürdü.
Hitler, Almanya’nın ekonomisini ayağa kaldırırken de aynı otokratik/faşist yaklaşımı devasa mali ve parasal teşvik programlarıyla harmanladı. Devlet işletmelerini özelleştirdi ve kurumsal yatırımları teşvik ederek “Ari Almanların” yaşam standartlarını agresif bir biçimde yükseltmek için kolları sıvadı. Örneğin; otomobili her kesim için ulaşılabilir kılmak amacıyla Volkswagen’i kurdurdu ve meşhur Otobanı (Autobahn) inşa ettirdi. Katlanarak artan kamu harcamalarını finanse etmek için bankaları devlet tahvilleri almaya zorladı. Oluşan borçlar, şirket karlarından ve Merkez Bankası’nın (Reichsbank) borcu para basarak fonlamasıyla (monetarizasyon) ödendi.
İç borç yöntemi
Bu mali politikalar, genel hatlarıyla Hitler’in hedeflerine ulaşmasında oldukça işe yaradı. Bu durum; eğer borçlanılan para üretkenliği artıran ve borç servisini karşılayacak nakit akışını sağlayan yatırımlara dönüştürülürse, kendi para biriminden borçlanmanın ve bütçe açıklarını artırmanın ne denli verimli olabileceğine dair çarpıcı bir örnektir. Borç servisi yüzde 100 karşılanamasa bile, bir ülkenin ekonomik hedeflerine ulaşması açısından bu yöntem oldukça maliyet-etkin olabilir.
Bu politikaların ekonomik yansımalarına gelince; Hitler 1933’te iktidara geldiğinde işsizlik oranı %25 gibi korkunç bir seviyedeydi. 1938’e gelindiğinde ise bu oran sıfıra inmişti. Hitler’in dümene geçmesini takip eden beş yıl içinde kişi başına düşen gelir %22 artarken, 1934 ile 1938 yılları arasında reel büyüme yılda ortalama %8’in üzerine çıktı. Aşağıdaki grafiklerde de göreceğiniz üzere; Alman hisse senetleri, 1933 ile sıcak savaşın patlak verdiği 1938 yılları arasında, istikrarlı bir yükseliş trendiyle yaklaşık %70 oranında değer kazandı.
1935 yılına gelindiğinde Hitler, askeri yığınağa hız vererek “Ari Almanlar” için zorunlu askerlik sistemini başlattı. Almanya’nın askeri harcamaları, dünyadaki diğer tüm ülkelerden çok daha hızlı bir ivmeyle tırmanıyordu; zira Alman ekonomisinin çarklarını döndürebilmek için artık çok daha fazla kaynağa ihtiyacı vardı ve bu kaynakları ele geçirmek için askeri gücünü kullanmaya kararlıydı.
Japonya’nın yolu
Tıpkı Almanya gibi, Japonya da ekonomik buhranın sillesini yedi ve buna tepki olarak otoriter bir rotaya saptı. Japonya buhran karşısında özellikle savunmasızdı; zira yeterli doğal kaynaklara sahip olmayan bir ada ülkesi olarak, temel ihtiyaçlarını ithal edebilmek için ihracat gelirlerine muhtaçtı. 1929 ile 1931 yılları arasında ihracatı yarı yarıya düşen Japonya, ekonomik bir yıkıma sürüklendi. 1931’de ülke tam anlamıyla iflas etti; altın rezervlerini tüketmek, altın standardını terk etmek ve para birimini dalgalanmaya bırakmak zorunda kaldı. Değer kaybeden yen, Japonya’nın satın alma gücünü yerle bir etti. Bu feci koşullar ve derinleşen servet uçurumu, sağ ve sol kutuplar arasında bir kavgayı tetikledi. 1932’ye gelindiğinde; düzenin ve ekonomik istikrarın zorla tesis edileceği umuduyla, sağ kanat milliyetçiliği ve militarizminde devasa bir tırmanış yaşandı. Japonya; ihtiyaç duyduğu doğal kaynakları (petrol, demir, kömür, kauçuk) ve insan gücünü (köle işçiliği) diğer ülkelerden zorla çekip almak için yola çıktı; 1931’de Mançurya’yı işgal ederek Çin ve Asya içlerine yayılmaya başladı.
Takip eden yıllarda Japonya’nın tepeden inmeci, faşist “komuta ekonomisi” daha da güçlendi; hem Doğu Asya ve Kuzey Çin’deki mevcut üslerini korumak hem de diğer ülkelere yönelik askeri harekatlarını desteklemek amacıyla devasa bir askeri-endüstriyel kompleks inşa etti. Tıpkı Almanya’da olduğu gibi, çoğu Japon şirketi kağıt üzerinde özel mülkiyette kalsa da, neyi ne kadar üretecekleri tamamen hükümetin mutlak kontrolü altındaydı.
Faşizm nedir?
Faşizmi anlamak için, bir ülkenin yönetim biçimini belirlerken yapmak zorunda olduğu şu üç büyük seçimi göz önüne alın:
Karar Alma Mekanizması: Aşağıdan yukarıya (demokratik) mı, yoksa yukarıdan aşağıya (otokratik) mı?
Üretim Araçlarının Mülkiyeti: Kapitalist mi, yoksa komünist mi? (Sosyalizm tam ortadadır.)
Öncelik Düzeni: Bireyci mi (bireyin refahını her şeyin üzerinde tutan), yoksa kolektivist mi (bütünün refahını her şeyin üzerinde tutan)?
Bu kategorilerin her birinden “gücü” önceleyen tercihleri seçin. İşte faşizm; otokratik, kapitalist ve kolektivisttir.
Faşistler; hükümetin özel şirketlerin üretimini yönlendirdiği, bireysel arzuların ulusal başarının gölgesinde kaldığı yukarıdan aşağıya otokratik liderliğin, ülkeyi ve halkı daha zengin, daha güçlü kılmanın en iyi yolu olduğuna inanırlar.
Savaşa giden yol
1929’daki Büyük Çöküş’ü takip eden küresel buhran, neredeyse tüm ülkelerde servet paylaşımı üzerine devasa iç çatışmalar doğurdu. Bu kaos ortamı, ülkeleri daha popülist, otokratik, milliyetçi ve militarist liderlere ve politikalara sığınmaya itti. Bu savrulmalar, ülkelerin içinde bulundukları koşullara ve demokratik ya da otokratik geleneklerinin köklülüğüne bağlı olarak, farklı dozlarda sağa veya sola doğru gerçekleşti. Almanya, Japonya, İtalya ve İspanya’da ekonominin yerle bir olması ve demokratik geleneklerin zayıflığı, aşırı iç çatışmalara ve sağ kanat popülist/otokratik liderlerin (faşistlerin) yükselişine zemin hazırladı. Tıpkı farklı zaman dilimlerinde, yine ağır şartlardan geçen ve demokrasi tecrübesi bulunmayan Sovyetler Birliği ile Çin’in sol kanat popülist/otokratik liderlere (komünistlere) yönelmesi gibi...
Bu yazı, Ray Dalio’nun ‘It’s Official: The World Order Has Broken Down’ başlıklı yazısının, Polletika editörlerinin kontrolünde yapay zeka kullanılarak Türkçe’ye kazandırılmış özet bir halidir. Orijinal yazıya dair yönlendirme sayfanın en altında mevcuttur.
Orijinal Yazı: https://x.com/raydalio/status/2022788750388998543?s=48&t=1ly-ZuOJnYt1Arb6_Ev8Zw
