Dr. HAKAN YURDAKUL
En az teşvik alan 1. Teşvik Bölgesi’ndeki illerde kişi başı GSYH yüksek, en çok teşvik alan 6. Teşvik Bölgesi’ndeki illerde ise düşük. Bir başka deyişle teşvik sınıflandırması, sadece mevcut durumu tescil ediyor, illerin verimliliğiyle, yani dönüşüm kapasiteleriyle ilgilenmiyor.
Hangi soruyu sorduğumuz, ne bulacağımızı da belirler.
Bir ilin ekonomisini değerlendirirken genellikle aynı soru sorulur: “Ne kadar üretiyor?" Bu soru da çoğunlukla GSYH büyüklüğü, ihracat hacmi ve kişi başına düşen gelir ile cevaplanır. Doğrusu, bu değerlendirme mantığı meşrudur, gereklidir ve politika yapımında da vazgeçilmez bir referanstır. Ancak bunun kaçınılmaz yan etkileri de vardır: Büyük ve kaynak zengini iller her sıralamada zirvede yer alırken, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin büyük bir kısmı "az gelişmiş" yaftasından kaçamaz. Bu yafta da zamanla değiştirilebilecek bir gerçeklikten çıkarak yazgıya dönüşür, çaresizlik olarak içselleştirilir. Gelişemeyeceğine inanılan, yani ekonomik umudun azaldığı bölgelerde insan sermayesi hem nicelik hem de nitelik açısından erir. Üretim ve yatırımla sağlıklı bir ilişki kurulması ve sonuçta da bu kısır döngüden çıkılması giderek zorlaşır.
Dönüşüm Verimliliği Endeksi projesi; bir ilin ekonomisinin sadece çıktılarıyla değil, o çıktıları ürettiği süreçleriyle de ölçülmesi gerektiği önermesiyle ortaya çıktı. Bunu da mevcut “Ne kadar üretiyor?" sorusunu şu şekilde genişleterek yapmaya çalıştı: “Ne kadar kaynakla ne kadar üretiyor?” Böylece hem illerin birbirleriyle daha özdeş bir temel üzerinden karşılaştırabilmesi hem de kalkınma için odaklanılması gereken alanların belirlenmesi kolaylaştı. Bir ilin kaynağına kıyasla az ya da çok üretmesi durumlarında nereye ve nasıl bakılması gerektiğini, bütün bir ekonomik döngüyü sadece çıktı miktarıyla anlamaya çalışan bir değerlendirme mantığından daha açık bir şekilde belirlenebildi.
Projede, 2013–2024 dönemine ve 81 ile ait 14 farklı veri kaynağından derlenen 240.000'i aşkın gözlem verisi kullanıldı. Her ilin kaynak kalitesi, altyapı kapasitesi, ulaşım erişilebilirliği ve ekonomik performansı ölçüldü. Bu bileşenler tek bir verimlilik göstergesinde birleştirildi. Böylece ulaşılan Dönüşüm Verimliliği skoru da çıktıdan (performans) girdinin (kaynak kalitesi) çıkarılmasıyla hesaplanmış oldu. Bu skorlarda pozitif sonuç, ilin kaynaklarının üzerinde performans gösterdiğini, yani verimli olduğunu; negatif sonuç ise sahip olunan kaynakların tam olarak çıktıya dönüştürülemediğine, yani verimli olmadığını gösterdi.
İllerin performans ve dönüşüm verimlilik skorlarıyla gösterildiği iki harita; dönüşüm verimliliğinin sadece çıktılara dayanan değerlendirmeye kıyasla ne kadar farklı okumalar sağladığını gösteriyor. Aslında bu haritalar projenin hem amacını hem de sonucunu özetliyor: Gelişmiş denen bazı illerin aslında ciddi verimsizlik sorunlarıyla karşılaştığını, az gelişmiş denen bazı illeri ise aslında gayet verimli olduklarını gösteriyor. Çok genel bir okuma olarak; 81 ilin 66'sı girdileriyle uyumlu çıktı üretemiyor, verimsizlik sorunlarıyla boğuşuyor. Üstelik bu verimsizlik sorunu sadece Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde değil, Ege'de, Akdeniz'de ve İç Anadolu'da da karşımıza çıkıyor. Özetle; kimin “gelişmiş” ve kimin de “az gelişmiş” olduğu soruyu nasıl sorduğunuza bağlı olarak değişiyor.
Diğer tarafta proje çalışması, mevcut teşvik bölgesi sınıflandırması ile il bazındaki kişi başı GSYH arasındaki istatistiksel ilişkinin son derece güçlü (r = -0,83) olduğunu gösterdi. Teşvik sistemi, neredeyse tamamen çıktı büyüklüğüne dayanıyor. En az teşvik alan 1. teşvik bölgesindeki illerde kişi başı GSYH yüksek, en çok teşvik alan 6. teşvik bölgesindeki illerde ise düşük. Bir başka deyişle teşvik sınıflandırması, sadece mevcut durumu tescil ediyor, illerin verimliliğiyle, yani dönüşüm kapasiteleriyle ilgilenmiyor. Teşvik bölgeleri bazında dönüşüm verimliklerine bakıldığında ise en az teşvik alanların ortalamada kaynaklarını daha az verimli kullanabildikleri, en çok alanların ise daha verimli oldukları görünüyor. Yani, belki de bazı illerin bulundukları teşvik bölgelerini yeniden ve bu sefer başka girdileri de kullanarak değerlendirmek gerekiyor. Teşvik sistemi, bölgesel farklılıkları gidermek için bütüne doğru yerden bakıyor olabilir, ama her şeye tam olarak bakmıyor gibi de duruyor.
Dönüşüm verimliliği endeksi ile şaşırtıcı sonuçlar
İllere dönüşüm verimliliği üzerinden bakmak, bazı ezberleri sarsabilir ya da herkesin bildiği ama tam olarak da ifade edemediği bazı gerçekleri belirginleştirebilir:
- Ankara’da beşeri sermaye güçlü, ulaşım altyapısı en iyiler arasında, eğitim ve sağlık göstergeleri yüksek. Ama dönüşüm verimliliği Türkiye'nin en kötülerinden biri. Kamu sektörünün il ekonomisindeki ağırlığı ile performans arasındaki negatif ilişki sorunun kaynağına ilişkin bir fikir veriyor. Kamu ağırlıklı yapılar özel sektör dinamizmini kısıtlıyor ve mevcut kaynaklar verimli bir şekilde performansa dönüşemiyor olabilir.
- İzmir de benzer bir paradoksu farklı bir mekanizmayla yaşıyor. Üniversite kapasitesi, liman altyapısı ve nitelikli işgücü açısından Türkiye'nin en donanımlı illerinden biri. Ama bu birikimi büyük ölçüde hizmet sektöründe yoğunlaşmış, imalat ve ihracata dönüşemiyor. Mesela Gaziantep'in ulaşım skoru İzmir'in yarısından düşük, ama ihracat performansı çok daha yüksek.
- Gaziantep bu projenin gösterdiği en dikkat çekici başarı öykülerinden biri. Kaynak kalitesi orta bandın alt yarısında. Eğitim göstergeleri İstanbul ya da Ankara ile kıyaslanamaz durumda. Ama ihracat/GSYH oranında Türkiye ortalamasının neredeyse iki katına ulaşmış durumda. Başarının arkasında sınır kapısı avantajı, yoğun sanayi bölgesi varlığı ve kuşaklar boyu birikmiş girişimcilik kültürü yatıyor görünüyor. Kaynak kalitesi düşük olan ilin yüksek verimlilikle çalışması, çıktı odaklı sıralamalarda hak ettiği ilgiyi görmüyor olabilir.
Karşılaştırmayı doğru yapmak: Kimi kiminle ölçüyoruz?
Kaynak profili ve altyapı kapasitesi birbirine yakın illeri kümelendirip aralarındaki verimlilik farklarına odaklanmak, çıktı büyüklüğüne dayalı sıralamalardan çok daha kullanışlı bir tablo ortaya koyar. Projede yapılan şey de tam olarak bu. Gaziantep ile Diyarbakır bu mantığın en çarpıcı örneğidir. Coğrafi konum ve beşerî sermaye açısından karşılaştırılabilir iki il; ama dönüşüm verimliliği skorları arasındaki fark çok yüksek. Bu farkı tek bir değişkenle açıklamak elbette mümkün değil, ama altyapı erişimi, sanayi bölgesi yoğunluğu ve yatırım güveni bu açığın başlıca belirleyicileri olarak öne çıkıyor. Dönüşüm verimliliğinin sağladığı şey; Diyarbakır'ın Gaziantep seviyesine ulaşması için neye ihtiyaç duyduğunu hamasi sözlerle değil, netleştirilmiş hedeflerle ifade edilebilmesini sağlaması. Bu tip bir somutlaştırma hem iş çevreleri hem de politika yapıcılar için farklı başlangıç noktaları sağlayabilir.
Sınırlar da var ve rakamlar her şeyi gösteremez
Çok büyük bir veri havuzu kullanılmış olsa da rakamlar, tüm gerçeği değil gerçeğin nerede aranması gerektiğini gösterebiliyor. Rakamlar yerel güven iklimini, bölgesel iş ağlarının ekonomiye katkısını ve sosyal dinamikleri ölçemiyor. Bu boşluk ancak sahada, yerel yönetimler, iş insanları, üniversiteler ve sivil toplumla kurulan diyaloglarla kapatılabilir. Bazı iller için bu çalışmanın saha ayağı için ön çalışmalar devam ediyor. Nicel analiz nereye bakılacağını, saha çalışması ve bilgisi ise ancak bakılınca görünen şeyi ortaya koyuyor. İkisi birlikte, genel kalkınma söyleminin tek başına karşılayamayacağı bir içgörü derinliği yaratıyor.
Bu içgörünün pratikte üç karşılığı var. Birincisi: verimlilik skoru, bir ilin yatırım ortamı için öncü gösterge işlevi görüyor. Yatırımın önündeki engelin altyapıdan mı, kurumsal kapasiteden mi yoksa ulaşımdan mı kaynaklandığını gösteriyor. İkincisi: benzer kaynak profilindeki iller arasındaki karşılaştırma, standart sıralamalar tarafından görünmez kılınan göreceli konumu ve iş birliği ya da taklit ederek öğrenme imkanlarını ortaya çıkarıyor. Üçüncüsü: dönüşüm verimliliği yüksek iller için de girdi (kaynak) potansiyellerine odaklanmalarına yardım ediyor.
Doğru soruyu sormak, doğru yere bakmayı sağlıyor
Türkiye'nin herhangi bir ilini devasız bir az gelişmişlikle etiketlemek ne iyi ne doğru ne de gerçek bir fikir. Bu etiketleme, temel sorunun eksik bırakılmasından kaynaklanıyor. Yarım doktorun candan, yarım imamın dinden etmesi misali, bölgesel kalkınma hedeflerinin gerçekçi ve gerekli bir başlangıca sahip olmasını zorlaştırıyor. Doğru soruyu sormak, doğru yere bakmayı da sağlıyor.
