TÜİK, adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden elde edilen verilerle, 2025 yılında Türkiye nüfusunun 86 milyon 92 bin 168 kişi olduğunu açıkladı. Buna göre 2025 yılında nüfusumuz 427 bin 224 kişi artarken, nüfus artış hızı da binde 4,97 olarak hesaplanıyor. Bir önceki sene binde 3,42 olan nüfus artış hızının 2025’te az da olsa yükselmiş olması dikkat çekiyor. Ne var ki, nüfusumuzun 2020 öncesine kıyasla çok düşük bir hızda büyüdüğünün altını çizmek gerekiyor. TÜİK verisine göre, 2008-2019 arasındaki 12 yılda Türkiye’nin nüfus artış hızı yıllık ortalama binde 13,7 olurken, 2020’de pandemiyle bu oran binde 5,5’e düştükten sonra, 2022-2025 ortalaması binde 4,1’e kadar geriliyor.
Pandeminin ve giderek zorlaşan ekonomik koşulların nüfus artış hızında düşüşe neden olması bir yere kadar anlaşılır olsa da, Türkiye’de yaşanan kırılma bunların çok daha ötesinde bir soruna işaret ediyor. Şu ana kadar ülkemizdeki doğurganlık hızındaki sert düşüş ve buna bağlı olarak nüfus artışımızın neredeyse durma noktasına gelmesinin nedenlerine ilişkin, konunun uzmanlarından tatmin edici bir açıklama görmedim. Bu konuyu uzmanlarına bırakıp, demografik trendlerde meydana gelen bu kırılmanın ekonomik büyümemiz açısından ne anlama gelebileceği üzerinde durmak istiyorum.
Büyüme dediğimizde fiziksel bir olgudan bahsediyoruz
Ekonomik büyüme dediğimizde temelde anlamamız gereken şey, ülkedeki tüm bileşenlerin bir sene boyunca ürettikleri nihai mal ve hizmetlerin, bir önceki seneye göre artmış olup olmadığıdır. Bir başka ifadeyle, büyüme dediğimizde parasal değil, fiziksel bir olgudan bahsediyoruz. Yani, bu sene geçen seneye göre daha çok araba, buzdolabı, ayakkabı, domates, buğday, süt, yumurta ürettik mi? Daha çok bankacılık işlemi yaptık mı? Lokantalar daha çok tabak yemek, oteller daha çok oda sattı mı? Berberler daha çok saç kesti, terziler daha çok elbise dikti mi? Eğer bu sorulara evet yanıtını verebiliyorsak, o zaman ekonomimiz büyüdü diyebiliyoruz.
Peki daha fazla mal ve hizmet üretebilmek için neye ihtiyacımız var? Bunu cevaplayabilmek için üretimde kullanılan temel unsurlara bakmamız lazım. Bunlardan ilki işgücü. Ülkedeki nüfus artıyor ve buna bağlı olarak çalışacak insan sayısı da artıyorsa, bu büyüme potansiyeli açısından güzel haber. İkincisi, üretim yapabilecek fiziksel mekân, alet, makine, teçhizat vs artıyor mu? Fiziksel sermaye dediğimiz bu unsurlar, yapılan yatırımlarla artıyorsa, bu da büyüme için güzel haber. Üçüncüsü, üretim tesislerinin üzerine kurulacağı toprak. Ülkelerin sınırlarının değişmediği varsayımıyla, toprak dediğimiz üretim faktörünün, en azından kısa ve orta vadede büyümeyeceğini varsayabiliriz. Dördüncü unsur, ülkenin sahip olduğu doğal kaynaklar. Bazı ülkeler bu konuda daha şanslı iken, Türkiye gibi bazı ülkeler daha şanssız. Doğal kaynakların da bir seneden ötekine çok büyük değişim göstermesi pek kolay değil. Bu unsurların en verimli bir şekilde kullanılması sağlayan ise, üretimde kullanılan teknolojik seviyedir. Teknolojiden kastım, sadece güncel hayatta kullanılan anlamındaki bilgisayar teknolojisi değil. Bundan çok daha kapsamlı bir bakış açısıyla, üretim süreçlerinde kullanılan topyekûn bilgi ve bilinç seviyesinden bahsediyorum.
Şimdi konumuza dönelim. Türkiye’nin ekonomik büyüme hikayesini destekleyen en önemli unsurlardan bir tanesi, genç ve yüksek hızda büyüyen bir nüfusa sahip olmasıydı. Genç ve büyüyen nüfus hem üretim hem de tüketimde müthiş bir dinamizm potansiyeli sunuyordu. Karşılaştırmak gerekirse, 2015’te ortanca yaş Avrupa Birliği’nde 42,8 iken (yani nüfusun yarısından fazlası 42,8 yaştan daha yaşlıyken) bizde ortanca yaş 31,0 olarak hesaplanıyordu. O yıllarda nüfus artış hızımız Avrupa Birliği ortalamasının iki katının üzerinde seyrediyordu. Bugüne geldiğimizde, 2025 verilerine göre Türkiye’de ortanca yaş 34,9’a yükselmiş durumda. Bu dönemde Avrupa’daki ortanca yaş da 44,9’a yükselmiş ama ortanca yaşın artış hızı bizde belirgin şekilde daha yüksek. Hiç kimse Türkiye nüfusunun bu kadar hızlı yaşlanmasını beklemiyordu. Bu gerçekten hafife alınacak bir konu değil.
Nüfus artışı, artık en rahat olduğumuz konu değil
Daha fazla üretmek için daha çok insan, bunun da ötesinde daha yüksek becerilerle donanmış insan; daha çok yatırım ve buna bağlı olarak fiziksel sermaye; daha yüksek teknoloji ve bilgi seviyesi, daha yenilikçi ve girişimci bir toplum lazım. Bundan beş sene önceye kadar, yukarıdaki tüm unsurlar içinde en rahat olduğumuz konu, nüfusumuzun artıyor olmasıydı. Artık değil. Bunun üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekiyor, hem de acilen.