Her şey bir anlatı dünyada. Tüm medeniyetler, sistemler ve toplumsal dinamikler hikâye anlatılarıyla şekillendi. Şimdi ise ekonomileri, girişim ve yatırım ekosistemlerini, kamu politikalarını, toplum dinamiklerini ve en önemlisi toplumsal hikâyelerimizi tek elde tutma gayretinde olan pek çok yeni oluşuma tanıklık ediyoruz.
Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna kitabında şöyle der: “Perişan bir haldeyim fakat içimde kendimden bile sakladığım bir ümit var.” Bir süredir dünyanın etik değerlerini yaşatmaya çalışan bizler için durum tam da böyle, sevgili okur.
Hakikat zemini kayarken hakikati ve etiği savunmak oldukça zor ama burada ekonominin, jeopolitik risklerin, füzelerin, yaşlı sağcı popülist erkeklerin seslerine öyle çok kulak verdik ki önemli bir alanın gelişimini unuttuk: Medya. Ülkemizde medya denince akla gelen şey iletiler. Bir araç vasıtasıyla birilerine - genellikle hâlâ kitlesel olarak verilen- mesajlar bütünü. Oysa medya koca bir alan ve ekonomiyle birleştiğinde dünün, bugünün ve yarının belirleyicisi ve tasarlayıcısı haline geliyor.
Bugün dünyadaki her şey ama her şey aslında informatik sistemler demek, yani (dijital) bilginin akışıyla var olan, bilgiden türeyen ve türevlenen konular. İklim krizi de, alacağınız market alışverişi de, yapay zekâ araçları da, aklımıza gelecek her şey informatik sistemlerle örtülü. Bugün gerçeklik zemini ortadan kalkarken en çok informatik sistemlerin etkileşimlerine, neye nasıl dönüştüğüne ve dönüştürdüğüne bakmak gerek. Aslında medya, yapay zekâ, politika ve ekonomi kesişiminde ortaya çıkan yeni bir kamusal alan ve bu nedenle yapay zekâ ile ilgili tüm tartışmaların merkezinde yer alması gerekiyor çünkü tartışmaların kalbinde aslında asıl ağsallığını unuttuğumuz medya disiplini mevcut.
Yapay zekâ destekli medya düzeni yalnızca içerik üretmiyor, algoritmalar aracılığıyla görünürlüğü belirliyor, veri üzerinden davranışı öngörüyor ve kamusal alanın sınırlarını yeniden, yeniden, yeniden çiziyor. Demokrasi bu dijital mimarinin içinde yeniden şekillenirken politika giderek daha veri odaklı ve daha pragmatik bir zemine kayıyor. Medya artık gerçekliğin hangi çerçevede algılanacağını tasarlayan bir güç.
Bilgi aktivizmi, enformatik sistemleri toplumsal bakışla incelemek, dünyanın genel tasarısı olan ekonomi ile doğru birleştirmek gerek. Tüm üretilen değerin dağılımı- kullanımı ve medya ağları ile örülüşü birlikte ele alındığında çıkan ilişkiler demokrasiyi elde edip edemeyeceğimizin karar verici göstergelerinden biri haline geliyor.
Çünkü değer artık yalnızca fiziksel üretimden değil, veriden, dikkat ekonomisinden ve dijital ağlardan doğuyor. Eğer bu ağların mülkiyeti, algoritmaların işleyişi ve bilginin dolaşımı kamusal bir perspektifl e ele alınmazsa demokrasi biçimsel olarak var olsa bile içerik olarak yok olacak - ki bu yok oluş çoktan başladı.
Özellikle de bilgi ağlarının kamusal değerini düşünmek hiç olmadığı kadar önemli. Çünkü kamusal değer yalnızca seçim sandığında değil, bilginin nasıl üretildiğinde, nasıl paylaşıldığında ve kimler tarafından kontrol edildiğinde ortaya çıkıyor. Bugün ekonomi ile medyayı yeni gelecek okumalarında birlikte ele almak zorundayız. Yatırım kararlarını, girişimcilik ekosistemlerini, inovasyon diye anlatılan mekanizmaları ve teknolojik gelişmeleri yalnızca büyüme rakamları üzerinden değil, hangi anlatıyı güçlendirdiği ve hangi toplumsal tahayyülü beslediği üzerinden de değerlendirmeliyiz. Gerçeğin gerçek olup olmadığını bilmeden yeni bir dünya hikâyesi kurmak artık imkânsız.
Belki de asıl mesele yeniden etik bir anlatı kurabilmekte. Çünkü yeni medya araçları ve algoritmalar yeni dünyalar kurar ve bugün informatik sistemlerle örülü medya ve ekonomi düzeninde hangi anlatının baskın çıkacağı yalnızca teknolojik değil aynı zamanda etik ve politik bir tercih.