Yapay zeka gazeteciliğe de geldi. Ama mesele gazetecilik değil. Oxford Internet Institute’un AI in the News çalışması çok net bir şeyi ortaya koyuyor: Yapay zeka haber üretiminden çok daha fazlasını dönüştürüyor. İçeriğin filtrelenmesi, sıralanması, önerilmesi ve görünür kılınması artık algoritmaların kontrolünde. Bilgi ekosistemi yapısal bir yeniden tasarım sürecinden geçiyor ve bu yeniden tasarımın merkezinde güç var.
Platform şirketleri raporda “landlord” yani ev sahibi olarak tanımlanıyor altyapıyı, veriyi ve hesaplama kapasitesini kontrol ediyorlar. Haber kuruluşları ise bu ekosistemde giderek kiracı konumuna sürükleniyor. Zero click results gibi uygulamalar kullanıcıyı kaynağa yönlendirmeden bilgiyi özetleyerek sunuyor. Bu yalnızca bir ürün tercihi değil ekonomik değer akışının yeniden yönlendirilmesi demek.
Soruyu doğru sormamız gerekiyor: Yapay zeka bilgi üretimini mi demokratikleştiriyor yoksa değeri mi merkezileştiriyor? Yeni ekonomi perspektifi tam da burada devreye giriyor. Onarıcı ve dağıtıcı ekonomi değerin yalnızca üretim hızına değil, kime aktığına, nasıl paylaşıldığına ve hangi kamusal amacı güçlendirdiğine bakar.
Bugün yapay zeka verimlilik vaat ediyor ama rapor açıkça söylüyor: Bu verimlilik otomatik değil. Büyük dil modelleri düşünmüyor olasılık hesaplıyor. Gazetecilikte bağlam kurma, anlam üretme, kamusal önemi tartma kapasitesi hâlâ insana ait. Bu bize şunu gösteriyor: Yapay zeka emeği tamamen ikame etmiyor aslında emeği yeniden konumlandırıyor.
Yapay zeka altyapıları kamusal yatırım alanı görülmeli Mesele şu: Yapay zekadan doğan üretkenlik kazancı kime ait olacak? Platformlara mı yoksa kamusal bilgi altyapısına mı? Eğer bu kazanç birkaç büyük teknoloji şirketinin bilançosuna yazılıyorsa bu adil değil. Bu dijital çağın yeni bir tekel ekonomisi. Ama eğer bu kazanç yerel haber odalarının güçlenmesine, araştırmacı gazeteciliğin desteklenmesine, veri altyapısının kamusal erişimine ve yurttaşların bilgiye güvenli erişimine hizmet ediyorsa o zaman yapay zeka kamusal değeri büyütebilir. Onarıcı ekonomi yalnızca doğayı değil bilgiyi de kapsar. Bilgi ekosistemi bir müşterek yani öyle olmalı. Eğer algoritmalar kamusal alanı şekillendiriyorsa bu alanın yönetişimi de kamusal değer ilkelerine dayanmalı.
Dağıtıcı ekonomi perspektifi ise şu soruyu sorar: Güç ve veri yoğunlaşmasını nasıl kırarız? Raporda rekabet hukuku ve veri koruma yasalarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ben buna bir adım daha ekliyorum: Yapay zeka altyapılarının kamusal yatırım alanı olarak görülmesi gerekiyor. Nasıl ki geçmişte demiryolları, enerji ve telekom altyapıları kamusal stratejik alanlardı bugün de veri ve algoritma altyapıları öyle.
Bu yalnızca teknoloji politikası değil sanayi politikası. Bu yalnızca medya meselesi değil demokrasi meselesi. Piyasa tek başına kamusal alanı koruyamaz. Ama devlet de mevcut haliyle büyük bir katalizör ve inovatör olabilme kapasitesine rağmen tek başına inovasyonu taşıyamaz. Hibrit, işbirlikçi, çok paydaşlı bir mimariye ihtiyaç var. Kamu, özel sektör ve sivil toplum birlikte değer tasarlamalı ama değer ölçümü yalnızca finansal getirilerle değil toplumsal etkiyle yapılmalı.
Bilgi üretiminden doğan değer kim için üretilecek? Eğer cevabımız kamusal değer ise o zaman yapay zekayı yalnızca bir verimlilik aracı olarak değil demokratik altyapı olarak tasarlamak zorundayız. Çünkü geleceğin bilgi ekonomisi ya platform kapitalizminin yeni katmanı olacak ya da kamusal değeri büyüten yeni bir ekonomik tasarımın başlangıcı. Ve bu tasarım teknik değil politik bir tercihtir.