Dünyada giderek daha fazla şeyi piyasadan satın alıyoruz ama asıl tehlike artık devletin de kendi kapasitesini satın alınabilir bir şeye dönüştürmesi.
Bugün bir devletin gücü yalnızca bütçesinin büyüklüğüyle, bina sayısıyla ya da güvenlik aygıtının sertliğiyle ölçülemez. Asıl soru şu: Kriz anında çalışmaya devam edebiliyor mu? Depremde, salgında, savaşta, büyük bir siber saldırıda ya da yaygın iletişim kesintisinde yurttaşının karşısında gerçekten bir kamu otoritesi olarak durabiliyor mu? Kimliği doğrulayabiliyor, dijital şiddeti regüle edebiliyor, sosyal yardımı ulaştırabiliyor, eğitim kayıtlarını koruyabiliyor, mülkiyet bilgisini güvence altına alabiliyor mu? Yoksa ilk büyük sarsıntıda, yıllardır “dijital dönüşüm” diye sunulan yapının aslında dışarıdan kiralanmış, parçalı ve kırılgan bir sistem olduğumu ortaya çıkıyor?
Oxford Internet Institute’un katkı sunduğu “Government Resilience in the Digital Age” tam da bu nedenle önemli: Çünkü dijitalleşmeyi bir dostlar pazarda görsün meselesi olmaktan çıkarıp devletin sürekliliği meselesi olarak ele alıyor.
Raporun esas uyarısı açık. Bugünün dünyasında dijitalleşme artık tercihe bağlı bir modernleşme başlığından daha çok devletin kriz koşullarında varlığını sürdürebilmesinin temel şartlarından biri. Kritik kayıtların dijital olarak korunması, kamu hizmetlerinin uzaktan da devam ettirilebilmesi, bağlantının yedekli kurulması, siber güvenliğin baştan itibaren sistemin parçası yapılması ve dış tedarikçilere bağımlılığın yönetilmesi artık teknik ayrıntılar değil, doğrudan siyasal kapasite meseleleri.
Burada asıl tartışma teknolojiye sahip olmak değil, teknoloji üzerinde kamusal denetim kurabilmek. Çünkü birçok ülkede yaşanan şey tam anlamıyla dijital devlet inşası değil aksine kamu işlevlerinin özel teknoloji şirketlerine parça parça devredilmesiyle ilgili. (adil sosyal girişimlerin neden önemli olduğu ara notunu buraya bırakmak isterim.)
Veri altyapısı başka yerde, bulut hizmeti başka yerde, güvenlik çözümü başka bir kapalı kutuda, karar destek mekanizması ise denetlenemeyen ticari araçlarda. Böyle bir düzende devlet kendi sinir sistemini kurmuş olmaz aksine onu kontrol et(e)mediği alanlara kiralamış olur. Kiralanan kapasite ise kriz anında ya pahalılaşır, ya kesilir, ya da siyasi ve ekonomik güç ilişkilerine teslim olur. O yüzden mesele yalnızca verimlilik değil. Mesele egemenlik, süreklilik ve kamusal güvence.
Benim itirazım tam da burada başlıyor. Kamu yönetimini yalnızca hız, maliyet düşüşü ve işlem kolaylığı diliyle savunamayız. Bunlar önemli olabilir ama kamu dediğimiz yapı piyasadan farklı olarak önce eşitliği, erişimi, güveni ve devamlılığı üretmek zorunda. Bir hizmetin dijital olması yetmez herkes için erişilebilir, denetlenebilir ve kriz anında da çalışabilir olması gerekir. Yurttaşın devlete erişimi bir uygulamanın performansına, bir abonelik modeline ya da birkaç küresel şirketin operasyonel kararına bağlı hale geliyorsa, ortada güçlü bir dijital devlet değil, dış bağımlılıklarla ayakta duran zayıf bir idari kabuk ve o kabuğun altında savrulan insan hakları vardır.
Bu yüzden internet erişimi de yalnızca teknik bir altyapı başlığı olarak görülemez. Bağlantıyı bugün aynı zamanda eğitim, sağlık hizmeti, hak takibi, kamusal görünürlük hatta yurttaşlığın gündelik zemini olarak okumamız gerek. Bağlantısı kesilen kişi yalnızca çevrimdışı kalmaz kamudan, haktan ve ortak hayata katılımdan da kopar çünkü dijital alanlar artık yeni müştereklerimizden. Raporun bağlantıyı kritik altyapı olarak ele alması bu nedenle önemli çünkü mesele sadece kablo, baz istasyonu ya da veri akışı değil aynı zamanda kamusal hayatın hangi koşullarda devam edeceği.
Kamusal önceliğimiz “daha çok teknolojiye sahip miyiz?” değil “daha fazla kamusal kapasiteye sahip miyiz?” olmalı. Daha dayanıklı, daha hesap verebilir, daha kapsayıcı bir dijital düzen kurabiliyor muyuz? Çünkü kamusal değer üretmeyen hiçbir dijitalleşme, ne kadar parlak görünürse görünsün, demokratik ya da adil bir gelecek vaat etmez. İhtiyacımız olan şey teknolojiye teslim olmuş bir devlet değil, teknolojiyi yurttaş lehine örgütleyebilen bir devlet. Dijitalleşmenin gerçek sınavı da tam burada başlıyor. Ve evet dijitalleşmeye böyle bir kamusal bakış açısı yapay zeka gerçekten korkutucu.