AB ile STA imzalayan ülkeler, Türkiye ile ticaret masasına 1-0 önde başlıyor.
Türkiye, Gümrük Birliği yerine AB ile bir serbest ticaret anlaşmasına dönmeli mi?
Amerika Birleşik Devletleri‘nin pek çok ülke, hatta en sadık müttefikleriyle bile ilişkilerini gergin bir boyuta taşıması, üçüncü ülkeler arasındaki ittifakların hızlanması ve safların daha belirginleşmesi ile yeni bir boyut kazanıyor.
Ticaret müzakerelerini ağırdan alan ve normalde uzun yıllar sürdüren, en ufak detaylar için bu süreyi uzatmakta çekince görmeyen Avrupa Birliği, bir anda MERCOSUR ve Hindistan serbest ticaret anlaşmalarını onayladı. Henüz Çin’den bir adım görmedik ama önümüzdeki aylarda burada da ittifaklarını güçlendirecek yeni ticaret politikası araçları gündeme gelebilir.
Son bir yılda elimizdeki resim şu: ABD hükümeti, gümrük vergilerini, ekonomi ve ticaret ekseni dışında her türlü konu için bir silah olarak kullanırken; Avrupa Birliği, ticareti kolaylaştırıcı ve maliyetleri düşürücü politikalar izlemeye devam ediyor. Son haftalarda açıklananlar dışında müzakerelerin devam ettiği çok sayıda ülke ve ekonomik blok var.
Durumu 1-1’e getirecek anlaşma beklemek zorlaşıyor
Bizim için önemli olan Türkiye'nin bu denklemde hangi pozisyonda olduğu. Kamuoyunun büyük kısmı artık şunu biliyor: Avrupa Birliği'nin serbest ticaret anlaşması yaptığı ülkelerin, Türkiye ile benzer bir anlaşma yapma zorunlulukları yok. Örneğin Hindistan'ın ya da MERCOSUR üyesi dört ülkenin Türkiye ile bir anlaşma yapmaları gerekmiyor. Bu tamamen onların ve Türkiye’nin iradelerine bağlı. AB ile STA imzalayan ülkeler, Türkiye ile ticaret masasına 1-0 önde başlıyor. Türkiye ile de ayrı bir anlaşma yapılması, durumun 1-1’e gelmesine neden olacaksa bu ülkelerin anlaşmaya yanaşmalarını beklemek zorlaşıyor.
Yakın zamanda giderek sıklaşan bir şekilde işletmelerimizin ve STK’ların Gümrük Birliği’nin mevcut durumunu eleştiren açıklamalarını duyuyoruz. Haklılar mı? Kesinlikle evet. Ancak genellikle olduğu gibi bu konuda da, sistematik bir sivil hareket yerine, “bıçak kemiğe dayanınca…” durumu var.
Aynı ters pozisyonu AB kamu alımları için gündemde olan “Made in Europe” uygulamasında görüyoruz. Türkiye’nin kapsam dışında bırakıldığı bu yeni çerçevede, gerek sektör temsilcileri, gerek ilgili kamu kurumlarının çabaları şu ana dek sonuçsuz kaldı.
Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa…
Murathan Mungan’ın bu dizelerinin ticaretle ilgili olmadığına şüphe yok. Ama yine de bizim durumumuzu tarif ediyor gibi.
İhracatçı STK’ların da sorumlulukları var
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi en az 10 yıldır dile getirilse de, bu konuda somut bir ilerleme görmüyoruz. Sorunlar giderek büyüyor ve Türkiye dış ticareti bundan zarar görüyor. Türkiye-AB ortaklığında tek seçenek Gümrük Birliği değil. Biz de bunun yerine diğer ülkeler gibi bir serbest ticaret anlaşması ya da tercihli ticaret anlaşmasına dönebiliriz. Ticaret Bakanlığı’nın bu konuları gündeme getirmesi ve tartışmaya açması gerekir.
Ticaret Bakanlığı kadar, döviz kurunu sorun ettiklerinin yarısı kadar bu konuları sorun etmeyen ihracatçı STK’ların da sorumlulukları var.