Belki siz de rastlamışınızdır…ABD’nin Venezuela baskını dünyanın bir numaralı gündemi haline dönüşünce sosyal medyada bir video kaydı herkesin önüne çıkmaya başladı.
2009 tarihli o videoda Kolombiyalı gazeteci Vicky Davilla Venezuela Başkanı Hugo Chavez’in ABD’nin oluşturduğu tehdit konusunda paranoyak olup olmadığını soruyor.
Chavez özetle şöyle yanıt veriyor: “Yakın tarihteki olaylara bakabilirsiniz. Size en önemli sebebi söyleyeyim ben. Gezegendeki en büyük petrol rezervi bu bölgede. Venezuela’da yüz yıldan fazla yetecek petrolümüz var. ABD’nin petrolü ise tükeniyor. ABD’nin uzun zamandır olduğu gibi, kendisine bağlı bir hükümet kurmak istemesinin en önemli nedeni Venezuela petrolüdür.”
Peki bu tespit ne kadar doğru? Gelin birlikte bakalım…
Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahip: 300 milyar varil.
Kafanızda canlandırmanız için bir kaç örnek sıralayayım.
Misal; Suudi Arabistan: 267 milyar varil. Misal; Kanada: 168 milyar varil. Misal; İran: 155 milyar varil. Misal; Irak: 145 milyar varil. Misal; Rusya: 80 milyar varil. Yani dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervi Venezuela'da.
Peki konu sadece petrol mü? Hayır, ülkenin konumu da kritik.
Venezuela ABD’nin burnunun dibinde, Karayipler'de… Orta Doğu'daki petrol uzakta. Taşıması zor. Tehlikeli bölge. Venezuela petrolü yakında. Taşıması kolay. ABD’nin “arka bahçesi”.
Tam da bu noktada ülkenin son 20 yılına bakmak gerek. Son 20 yıldır ülkeyi kimler kontrol ediyordu? Hugo Chavez ve Nicolas Maduro. Onlar kimle çalışıyordu? Çin ve Rusya ile. Yani Amerika'nın düşmanlarıyla.
Venezuela petrolü Çin'e akıyordu. Amerika'ya değil. Ama Çin de Venezuela'ya inanılmaz para akıttı. Misal, 2007-2019 arası Çin Venezuela'ya 60 milyar dolardan fazla borç verdi. Bildiğimiz kadar bu Latin Amerika'ya verilen en büyük Çin kredisi. Karşılığında ne aldı? Petrol. Venezuela, Çin'e petrol ile ödeme yapıyordu.
Ama bir sorun çıktı. Petrol üretimi düştü. “Neden” diye sorarsanız, Trump’ın adam kaçırma operasyonundan sonra yaptığı açıklamada sık sık vurguladığı gibi, petrol üretim alt yapısının bakımsızlığından, yatırımsızlıktan…Sonuç; Venezuela ekonomisi çöktü. Borçlar ödenememeye başladı. “Peki, alınan o kadar borç nereye gitti” derseniz; popülist politikalara, savunma harcamalarına… Küçük bir örnek; Chavez döneminde mevcut orduya mahallelerde, fabrikalarda, köylerde örgütlenen 4,5 milyon sivil milis eklendi. Neyse, dönelim borca ve Çin’e…
Çin, borçları yeniden yapılandırdı. Vadeyi uzattı ve sağlayacağı teknik destekle petrol üretiminin (beş, on sene sürecek olsa bile) eski haline dönmesini bekledi. Ne olsa petrolün kaçtığı yoktu ve er ya da geç çıkacaktı.
Ne ki işler planlandığı gibi gitmedi. Çib’in neredeyse bütün Venezuela petrolüne konacak olması, ABD’yi harekete geçmeye zorladı.
Bu noktada büyük resme bir daha bakalım isterseniz…
Malum, dünyada her şeyi belirleyen bir savaş tüm hızıyla sürüyor; Enerji savaşı. Çünkü enerjiyi kontrol etmek geleceği de kontrol etmeyi sağlıyor. Rakamlara göz atarsak:
Çin'in enerji üretimi Amerika'nın yaklaşık 3 katı. Güneş paneli üretiminde dünyada birinci sırada. Dünya üretiminin neredeyse yüzde 80'i Çin'de. Rüzgar enerjisinde açık ara öndeler. Elektrikli araç üretiminde dünya lideri keza batarya üretiminde de… Bu ve benzeri verileri daha da uzatmak mümkün. Ama bu listenin üzerine bir de dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervine fiilen sahip olmaya kalkınca… Zaten enerji yarışında geri kalan ve alan kaybeden güç kontrolü elinde tutmak için her şeyi yapar.
Şimdi “adam kaçırma”ya tekrar geri dönelim… Ve bir kaç soruyla yazıyı bitirelim.
Sürece müdahale etme kararı alan ABD, anlaşılan önce Maduro’dan ülkeyi terketmesini istemiş. Yine anlaşıldığı kadar konu Erdoğan-Maduro görüşmesinde gündeme gelmiş. Ve Erdoğan Maduro’yu İstanbul’a davet etmiş. Acaba Maduro, Erdoğan’a ne yanıt verdi? Bu yanıtı Erdoğan nasıl ve ne şekilde ABD’ye iletti?
Müdahale öncesi masaya oturuldu ve Çin ile ABD bir çerçevede anlaştılar mı? Çin’in Venezuela’dan alacaklarının tahsilatı nasıl bir karara bağlandı?
Bu müdahale, Ukrayna konusunda Rusya’nın elini güçlendirmiş olabilir mi? Kuzey Buz Denizi’nde varılacak bir anlaşmayla ABD ve Rusya, Çin’e karşı ortak tavır alabilirler mi?
Gözünü Grönland’a diktiğini açık açık defalarca tekrarlamış olmasına rağmen, son Grönland açıklamasını ilk kez duyuyormuş gibi davranan Avrupa ülkeleri, bundan sonra stratejik bir ağırlığa sahip olabilirler mi?
Son olarak madem Maduro uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanıyor, Venezuela’dan kalkan uyuşturucu yüklü gemilerin hangi limanlara vardıkları ve o limanların ait olduğu ülkeler ile ülkelerin yöneticileri de soruşturmaya dahil edilebilir mi?