SERKAN AKSÜYEK - [email protected]
ABD-İsrail ittifakının 28 Şubat’ta İran’a başlattığı hava saldırıları bir ayı geride bırakırken, petrolün varil fiyatını da 120 dolara kadar yükseltti. Bu yazının yazıldığı saatlerde petrol 112 dolar seviyesinde ve bu durumun Türk ekonomisine olumsuz etkileri sadece akaryakıt fiyatlarındaki artışla sınırlı değil. Basra Körfezi’ne kıyıdaş ülkelerden dünyaya petrol arzının durma noktasına gelmesi, petrol türevi ürünlerin fiyatlarında da öngörülemez artışları beraberinde getiriyor. Bu ürünlerin başında petrokimyasal ürünler geliyor. Dikkatli okurlarımız anımsayacaktır, geçen ayki köşe haberimizde, imalat sanayisindeki onlarca sektöre hammadde sağlayan yerli petrokimya üretimindeki sorunlara dikkat çekmiş, “Petrokimyada üretim treni kaçtı, çözüm TOGG benzeri bir model kurgulamakta” demiştik. (Bknz, Nasıl Bir Ekonomi 27,02,2026)
Sorun Petkim olmaktan çıktı
Yazımızın yayınlanmasından bir gün sonra başlayan savaş, yerli üretimin öneminin ne kadar hayati olduğunu da gösteriyor. Başta plastik olmak üzere petrokimya ürünlerini hammadde olarak kullanmak zorunda olan onlarca sektörün üretim süreçlerinde çok önemli sorunlar yaşanıyor. Sanayiciler karaborsaya düşen ve son bir ayda ABD doları bazında yüzde 35 ilâ 50 oranında zamlanan ürünlerden bulabilmek için akla karayı seçiyor.
Aynı suda defalarca yıkanmaya alışan Türkiye, yaptığı hatalardan ders çıkarmamakta ısrar ediyor. İş dünyasında ve basında konu hâlâ “Petkim özelleştirildikten sonra yeterli yatırımları yapamadı, yerli üretimin payı geriledi” ekseninde tartışılıyor. Bu davul tozu minare gölgesi tartışmayı yapanlara şunu hatırlatmak isterim: Petkim yarın sabah tam kapasite ile tüm fabrikalarını çalıştırsa bile sorun çözülmüyor. Çünkü şirketin Aliağa’daki kompleksinde bulunan 14 fabrika ve 7 yardımcı ünitenin üretim kapasitesi, bugünün dünyasında adeta “butik ve pahalı üretim” seviyesinde anlam taşıyor. Bu durum, Türkiye’nin her yıl 15 milyar dolardan fazla petrokimyasal ürün ithal ettiğini ve bu devasa ithalat ile Çin’den sonra dünyada ikinci sırada geldiğini ortaya koyuyor. Çin’in üretim ölçeği ile doğru bir kıyaslama yapılamayacağını hatırlarsak, “Türkiye bu ithalat ile dünya lideri” dememiz mümkün.
TVF üretim için devrede
Yerli üretimin artırılması konusundaki çözüm önerimizi geçen ayki köşe haberimizde tüm detayları ile ifade etmiştik. Dilerseniz bugün bir adım öteye taşıyalım… 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye Varlık Fonu (TVF) envanterinde 7 farklı sektörde 34 şirket, 2 lisans ve 46 gayrimenkul bulunuyor. Kurulduğu günden bugüne sermaye artışları, birleşme ve satın alma işlemleri ve sıfırdan yatırımlarla toplam 18 milyar dolar yeni yatırım gerçekleştiren TVF’nin varlık büyüklüğü ise 360 milyar dolara yükselmiş durumda. TVF bu aktif büyüklüğü ile varlık fonlarının global düzeydeki görünümünü izleyen Global SWF'in uluslararası ulusal varlık fonları sıralamasında da ilk 10 varlık fonu arasında bulunuyor. Bu veriler, Türkiye için en acil ve önemli ihtiyaç olan yeni bir petrokimya kompleksi için adresin Türkiye Varlık Fonu olduğunu gösteriyor. TVF tarafından ilk olarak 2019 yılında açıklanan, ancak aradan geçen yedi yılda henüz kazma vurulmayan yeni petrokimya kompleksi için adımlar hızlanmaya başladı.
Kulağımıza çalınan bilgiler, TVF yönetiminin Adana’nın Ceyhan ilçesinde BOTAŞ mülkiyetinde bulunan arazilerde bir petrokimya üretim kompleksi kurulması için harekete geçildiğini belirtiyor. 2019 yılında Enerji İhtisas Bölgesi olarak ilan edilen araziye yakın konumda olan arazilerde en az 10 milyar dolara mal olacak yatırım ile başta alçak yoğunluk polietilen, yüksek yoğunluk polietilen, polipropilen (PP), polivinil klorür (PVC), vinil klorür monomer (VCM) ve saf tereftalik asit (PTA) gibi Türkiye içerisinde tüketimi en yüksek petrokimyasal ürünlerin üretilmesi hedefleniyor.
En önemli soru nafta
ÇED raporu aşaması tamamlanan bu yatırım, TVF bünyesinde kuruluş çalışması tamamlanan TVF Rafineri ve Petrokimya Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından gerçekleştirilecek ve risk paylaşımını mümkün kılacak bir ortaklık yapısıyla inşa edilecek. Türkiye’de petrokimyasal ürünleri en yüksek seviyede tüketen yerli ve yabancı sermayeli dev firmaların da olması hedeflenen bu oyun planında, reel sektöre “tükettiğin malın üreticisi ol” mesajı da verilmiş olacak.
Son derece sevindirici haberleri içeren bu yatırımda askıda kalan en önemli soru işareti, üretimde kullanılacak hammaddenin ne olacağında düğümleniyor. Petkim gibi dünyanın en pahalı hammaddelerinden nafta ile yapılacak bir üretim, daha ilk adımda rekabetçi olmaktan uzaklaşma riskini barındırıyor. Başta Ortadoğu olmak üzere petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olan ülkelerin hemen hepsinde nafta bazlı bir üretim uzun yıllar önce terk edilmiş durumda. Yeni tesisler doğalgaz ile üretimini sürdürüyor.
Bugünün dünyasında kalkınmışlık seviyesi yüksek ülkelerin, aynı zamanda kimya sektöründe önemli üreticiler olmaları elbette tesadüf değil. Kimya, onlarca üretim sektörünün doğrudan ya da dolaylı hammadde üreticisi konumunda olduğu için stratejik özellik taşıyan bir sektör aynı zamanda.
Geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak bu yatırımlara bir an önce başlanmasını diliyoruz. Bilgi, teknoloji ve sermaye yoğun bir yatırım süreci gerektiren bu girişimlerin, bugün kazma vurulsa ve tüm işler yolunda gitse dahi sekiz yıldan önce tamamlanması olası değil.
Sanayicimizin bugünkü sorununa merhem olacak bir üretim artışı ise maalesef ufukta görünmüyor.