MURAT YAPICI - My Advisor Uluslararası Danışmanlık Şirketi Kurucusu
Türkiye’de KDV istisnası kural olarak yatırım teşvik belgesine bağlı. Teşvik belgesi dışındaki yatırımlarda KDV önce ödeniyor, mahsup veya iade ise ancak yatırımın tamamlanmasından sonra mümkün hale geliyor. Bu süre zarfında ödenen KDV ciddi bir finansman maliyeti doğuruyor.
Türkiye-AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması, çelik sektöründe rekabeti bozucu devlet desteklerini yasaklamaktadır. AB rekabet hukukuyla paralel biçimde kaleme alınan bu anlaşma; kapasite artışına yol açmamak kaydıyla zorunlu standartların ötesinde çevresel yatırımları ve enerji verimliliği ile karbon salımını azaltıcı yatırımları istisna kapsamında tutmaktadır.
Türkiye bu istisnaları işletmeyip yasaklayıcı hükmü geniş yorumlamakta ve çelik sektörüne destek vermemektedir. Oysa Avrupa Birliği, daha temiz ve verimli enerji kullanmaya yönelik tesisleri "çevresel koruma yatırımı" kapsamında değerlendirerek milyarlarca avroluk hibe sağlamaktadır.
Öte yandan AB’de KDV, yatırım malları üzerinde ödenen verginin aynı dönemde indirilmesi sayesinde yatırımcı için fiilen maliyet oluşturmamakta; bu nedenle devlet yardımı niteliği de taşımamaktadır. Türkiye’de ise KDV istisnasının yatırım teşvik belgesine bağlanması, bu uygulamanın AKÇT kapsamında devlet desteği yasağı kapsamında değerlendirilmesi sonucunu beraberinde getirmektedir.
AB’nin çeliğe yeşil dönüşüm teşvikleri
AB rekabet kuralları, çelik sektöründe sırf üretim kapasitesini artırmaya yönelik desteklere izin vermemektedir. Ancak mevcut kömür bazlı tesislerin yerine Doğrudan İndirgeme Tesisi (DRI) veya Elektrikli Ark Ocağı (EAF) gibi düşük karbonlu teknolojilerin kurulması "çevresel koruma yatırımı" kapsamında değerlendirilmekte ve hibe almaya konu olmaktadır. Destekler yalnızca bu teknolojik geçişin yarattığı ek maliyeti (funding gap) karşılamayı hedeflemektedir. Rekabeti bozmak yerine dönüşümü finanse eden bu yapı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve AB Yeşil Mutabakatı’nın bir parçasıdır; zira Avrupa, kendi üreticisini CBAM sonrası döneme bu desteklerle hazırlamaktadır.
Somut örnekler bu yaklaşımı açıkça ortaya koymaktadır: ThyssenKrupp kömürlü fırınını kapatarak DRI + EAF’e geçtiği için 2 milyar €, Salzgitter SALCOS projesiyle aynı dönüşümü gerçekleştirdiği için 1,3 milyar €, ArcelorMittal Dunkirk kömür bazlı üretimi iki EAF ile değiştireceği için 850 milyon € hibe almıştır.
Türkiye’nin teşvik mevzuatı çeliği dışarıda bırakıyor
30 Mayıs 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni yatırım teşvik mevzuatı, çeliği sektörel teşvik sistemi dışında tutmaya devam etmektedir. Öte yandan, döngüsel ekonomi yaklaşımıyla uyumlu, kaynak verimliliğini artıran ve düşük karbonlu üretimi hedefleyen yatırımlar "Yeşil Dönüşüm Programı" kapsamında desteklenebilir hale getirilmiştir.
Bununla birlikte, AKÇT Anlaşması’ndan kaynaklanan devlet yardımı kısıtlarının geniş yorumlanması nedeniyle, çelik sektörünün yeşil dönüşüm desteklerinden de yararlanamadığı anlaşılmaktadır. Oysa enerji verimliliği ve çevresel dönüşüm yatırımlarına yönelik hedefli destekler anlaşmanın istisna hükümleri kapsamındadır. Bu alanlarda destek verilmemesi, anlaşmadan kaynaklanan hukuki bir zorunluluk değil; doğruluğu tartışmalı bir politika tercihidir.
Türkiye’nin çelik yatırımlarında KDV engeli
AB’de işletmeler, satın aldıkları yatırım malları üzerinde ödedikleri KDV’yi aynı dönem içinde beyan ettikleri KDV’den doğrudan indirebilmektedirler. Yani makinenin satın alındığı ay, ödenen KDV o ay tahsil edilen KDV’den düşülebilmektedir; aradaki fark ya iade edilmekte ya da bir sonraki döneme aktarılmaktadır. KDV mahsubu veya iadesi için yatırımın tamamlanmasını bekleme ve dolayısıyla finansman maliyeti oluşmamaktadır.
Yatırım malı kapsamındaki makinenin kullanım amacı değiştiğinde devreye giren beş yıllık "düzeltme dönemi" mekanizması (adjustment period) sayesinde sistemin kötüye kullanılmasının yolu da kapatılmıştır. Tüm bunların sonucunda AB’de KDV, yatırım kararlarını ne zaman ne de tutar bakımından etkilememektedir. Böyle olunca devlet yardımı niteliği de taşımamaktadır.
Türkiye’de KDV istisnası kural olarak yatırım teşvik belgesine bağlıdır. Teşvik belgesi dışındaki yatırımlarda KDV önce ödenmekte, mahsup veya iade ise ancak yatırımın tamamlanmasından sonra mümkün hale gelmektedir. Bu süre zarfında ödenen KDV ciddi bir finansman maliyeti doğurmaktadır; özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde reel değer kaybına uğramaktadır. Çelik gibi sermaye ve girdi yoğun bir sektörde, devasa makine parkı ve hammadde hacmiyle hesaplandığında bu etki son derece büyüktür.
Sonuç ve öneriler
AB kendi üreticisini hedefli destekler ve nötr bir KDV sistemiyle yeşil dönüşüme hazırlarken; Türkiye hem KDV yoluyla yatırım maliyetini artırmakta hem de dönüşüm yatırımlarını yeterince desteklememektedir.
Öncelikle KDV sisteminin gerçekten nötr hale getirilmesi; yatırım mallarındaki KDV finansman yükünün yapısal biçimde giderilmesi gerekmektedir. Öte yandan AKÇT Anlaşması’nın çevresel istisna hükümlerinin AB ile uyumlu biçimde yorumlanması ve "Yeşil Dönüşüm Programı"nın çelik sektörü için somut uygulama mekanizmalarıyla hayata geçirilmesi kritik önem taşımaktadır.
Aksi hâlde Türkiye, küresel çelikte rekabeti dışarıda değil, kendi politika seti içinde kaybetmeye devam edecektir.