Dün ile kıyaslandığında bugün değişenin farkına çabucak varmak artık daha meşakatli, daha zor. Türk sanayisinin yalnızca yeni teknolojilere çabuk uyum sağlamak için yatırım yapma derdi yok dolayısıyla, hangi alana odaklanması gerektiğini belirlemek için gereken inovasyon erken uyarı sistemini tasarlamak artık daha zor.
Türkiye’nin yirminci yüzyılın ikinci yarısında attığı adımlar, meyvelerini yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde verdi. Türkiye, İsrail ile birlikte içinde bulunduğumuz bölgenin iki sanayi ülkesinden biri oldu. Bugün bölgesinde Türkiye’nin diğer ülkelerden temel farkı budur: Türkiye sanayi malları ihracatçısıdır. Suudi Arabistan ya da Pakistan ile kıyaslayın bakalım.
Türkiye ürün ve pazar çeşitliliğinde Çin ve Hindistan ile kıyaslanabilir konumda
İhracat performansımız açısından bakarsanız, ürün ve pazar çeşitliliğinde Türkiye artık Çin ve Hindistan’la kıyaslanabilir bir ülke konumundadır. Yandaki iki tablo 1995 ve 2024’te ürün ve pazar çeşitliliği açısından nereden nereye geldiğimizi gösteriyor.
Nedir? 1995’te dünyanın ana tedarikçileri Batı Avrupa ülkeleri ve ABD’ydi. 2024 itibariyle Batı’nın yerini Çin, Hindistan ve Türkiye aldı.
Burada yeşille işaretlenen ülkelerin Orta Doğu ülkeleri olduğunu dikkate alırsanız, Türkiye’nin son otuz yılda aldığı mesafeyi daha iyi görebilmek mümkün. Türkiye bugün 1800 civarın ürünü, yüzden fazla ülkeye satabiliyor. Önemli.
Türk sanayisinin derdi nedir?
Ama geçen haftadan devam edersem, önemli olan, Türkiye’nin bu performansını sürdürebilmek için bugünden tedbir almaya başlamasıdır. O nedenle geçen hafta “Peki, bugünlerde Türk sanayisinin derdi nedir?” diye sormuş ve “Türk sanayisinin bugün temel meselesi teknolojik yenilenmedir” diye cevaplamıştım.
Dönüşüm sürecinde şansımız bugün fazla görünmüyordu çünkü yeni teknolojilere ve elektrifikasyona dayalı bir dönüşüm sermaye yoğun bir süreç manasına geliyordu. Türkiye’nin “kötü” şöhreti, daha doğrusu mevcut iktidarın bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü konusundaki “kötü” performansı yerli ve yabancı yatırımcıların yatırım ufkunu kısaltıyordu. Türkiye için portföy yatırımından iyisi yoktu.
Peki, diyelim bir mucize oldu ve o problemi aştık, Türk sanayisinin derdi bitiyor mu? Hayır. Yeni teknolojilere ve elektrifikasyona dayalı dönüşüm bugün dünden daha zor aslında.
Dün sanayileşme esas itibariyle elektrifikasyon demekti, elektrik enerjisini memleketin her tarafına götürür, enterkonekte bir enerji şebekesi oluşturursanız, sanayileşmenin temelini atıyordunuz. Nedir? Sanayi politikası çerçevesini tasarlamak dün bugüne kıyasla daha kolaydı.
Bu çağın sanayi politikasının temel derdi veri işleme kapasitesidir
Bugün sanayileşme ve sanayinin dönüşümü veri işleme kapasitesine dayalı olacak. Veri işleme kapasitesinin yazılım ayağında yapay zekâ teknolojileri, donanım ayağında ise kuantum teknolojileri var. Daha fazla veriyi, en hızlı bir biçimde işleyebilmenin önemli olduğu bir çağın kapısındayız.
İnovasyon ve yeni teknolojilerle ürünün ve talebin nasıl değiştiğini yakından izlemek gerekiyor bundan böyle. Geçenlerde tekstil pazarı ile ilgili olarak, bir grup sanayiciye “Bakın sizin ürettiğiniz ürünlerde AB’nin tekstil talebi artmıyor olabilir ama mesela bez spor ayakkabılarında AB’nin tekstil ürünleri talebi artıyor” deyince, katılımcılardan biri “ama biz o ürünü üretmiyoruz” demişti. Bakın gri balonlar sıçrayabileceğimiz yeni alanlardı.
Dediğim tam da o işte, hâlbuki. Türk sanayisinin artık değişen ürün talebine daha hızlı intibak edebilmesi gereken bir sürecin içindeyiz. Bunun için de inovasyonlarla, yeni teknolojilerle değişeni çok daha çabuk takip edebilmemiz gereken bir çağın başı bu.
Bu noktada, Türk sanayisinin işi düne göre daha zor. Çabuk intibak için değişeni daha oluşum halindeyken, bir nevi, rüşeym halindeyken tespit edip intibak etmeye çalışmak gerekiyor. Ancak inovasyon coğrafyasındaki değişiklik işi katmerli zor hale getiriyor. Meghram Gül’ün “The New Geography of Innovation” kitabı aslında zihin açıcı.
Dün inovasyon ve yeni teknolojiler deyince, Amerika’da Silikon Vadisi’ni takip etmek yeterliydi. Şimdi yeni teknoloji şirketleri Çin’den, Singapur’dan, İsviçre’den, Güney Kore’den her yerden pıtrak gibi çıkıyorlar.
Dün ile kıyaslandığında bugün değişenin farkına çabucak varmak artık daha meşakkatli, daha zor. Türk sanayisinin yalnızca yeni teknolojilere çabuk uyum sağlamak için yatırım yapma derdi yok dolayısıyla, hangi alana odaklanması gerektiğini belirlemek için gereken inovasyon erken uyarı sistemini tasarlamak artık daha zor.
Dünya giderek karmaşıklaşırken, ürün ve pazar çeşitliliğini korumak ve hangi alanlara odaklanılması gerektiğine karar vermekte zorlaşıyor.
Türkiye’nin bu tür kararlar için şirketlerin önünü açacak, yeni teknolojiler ve inovasyon gündemi konusunda malumat sahibi bir sanayi politikası mekanizmasına ihtiyacı var doğrusu. Tekil şirketlerimiz bunu yapamaz.
Mesela yakında Avrupa sanayisi ile intibak açısından, ürün bazında “Made in Europe” müzakerelerine başlamamız gerekecek. Sektör sektör şirketlerimiz hangi konuları müzakere etmemiz gerektiği konusunda hazırlıklı mı? Geçtim hazırlığı, malumat sahibi mi? Hayır.
Bugünkü haliyle, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ya da Ticaret Bakanlığı böyle bir rolü üstlenebilir mi? Hazırlılar mı, şirketlerin önünü açmak için? Bildiğim hayır.
Bizim bu “Devlet Planlama Teşkilatı” meselesini yeniden düşünmeye başlamamız lazım.
Soru ortada: Bu çağın DPT’si nasıl olmalı? Benim bir fikrim var doğrusu.
