Bugünlerde Ermeni basınında “Ermenistan-Türkiye sınırı açılırsa Ermenistan sanayii yok olur” diyenlere ben hep 1996 Gümrük Birliği tecrübemizi anlatıyorum doğrusu. Gümrük Birliği, Türkiye sanayisine iyi geldi. Türkiye’nin sanayi ülkesi kimliğini yalnızca pekiştirdi.
Geçen hafta illeri kümelere ayırmıştık. Aynı tür kümelere ülkeleri koysak Türkiye, o dörtlü ayrımda dün nereye düşerdi, bugün nereye düşüyor hiç baktınız mı?
Nasıl her ilin imkanlar seti ve sıçrama kabiliyeti ötekinden farklı olabiliyorsa bu durum ülkeler için de geçerli bir bütün olarak bakıldığında. Bir ülkede işe yarayan bir çözüm, ötekinde yaraya merhem olmayabiliyor yine aynı şekilde. Nasıl her ili ayrı ayrı düşünmek gerekirse her ülkeyi de ayrı ayrı düşünmek gerekiyor.
Türkiye altmış yılda önemli bir potansiyel inşa etti
Yine aynı şekilde bakalım. Şekil 1’deki grafik, 2009 yılında ülkeleri sahip oldukları imkanlar seti ve sıçrama kabiliyetlerine göre kümelere ayırıyor. Buradan yine ülkeleri dört ayrı gruba ayırabilmek mümkün aslında. Kolaylık olsun diye dört elbette. Yoksa daha da ayrıntılı bakmak mümkün.
Sağ üst grupta imkanlar seti geniş ve sıçrama potansiyeli yüksek ülkeler var. Bu tür ülkelerin süratle zenginleşebilmesi için “doğru” politikalara ihtiyaç var. Şirketler, ortam sağlandığında üzerlerine düşeni yaparlar diye düşünmek mümkün.
Nedir “doğru”? Makroekonomik istikrar, hukukun üstünlüğü ilkesine uyum, sözleşmelere uyumu temin edecek güvenilir bir yargı sistemi, elbette yargı bağımsızlığı. Say sayabildiğin kadar.
Sağ alt grupta kalan ülkeler ise dünyada üretilebilen tüm ürünleri üretebilme kabiliyetine zaten sahipler. Bundan sonra daha fazla zenginleşebilmeleri ve sıçrayabilmeleri için olmayanı icat etmeleri gerekiyor. Onların yeniliklere, inovasyona ihtiyaçları var. Nedir? Şu anda üretilmeyen ürünleri keşfedip üretecekler, bir nevi.
Tasnifte sol üst grupta yer alan ülkelerin ise imkan seti sınırlı. Bu sınırlı imkan seti ile bazı yakın sektörlere sıçrayabilme kabiliyetine sahip olabilir bu ülkeler. Bu sınırlılığın farkında olan birilerinin buradaki işletmelere yakın sektörler ve ürünler konusunda daha doğrudan yol göstermesi gerekebilir elbette.
Sol alt grupta yer alan ülkeler ise zenginleşebilmek için stratejik tercihe ihtiyaç duyan ükeler. Ne demek? Kabiliyet havuzu, imkanları sınırlı olan bu ülkelerde, bugüne kadar olmayan, hiç denenmemiş bir yeni işe yoğun kamu destekleriyle birlikte odaklanmak lazım.
Dikkat ederseniz, bu ülkeler kümelenmesinde her bir kümede kamuya farklı ama ağırlıklı roller biçmek gerekiyor.
Şimdi benim doğduğum yıllarda, 1960’lı yılların başında, Türkiye, sol alt kümede yer alıyordu. Türkiye’nin ne olacağına dair, bir stratejik tercihte bulunması gerekiyordu. Türkiye, o yıllardan itibaren attığı adımlarla bugün bölgesinde bir sanayi devi, dünyada önemli bir sanayi ülkesi haline geldi.
1980’lerde dışa açılma ve ihracat teşvikleri ile 1996 Avrupa Birliği ile sanayi ürünlerinde Gümrük Birliği düzenlemesi, Türkiye’nin bir sanayi ülkesi olması sürecinde önemli aşamalardı. Hatırlarım 1996 civarında, Gümrük Birliği sanayimizin sonu olacak denilmişti. Öyle olmadı.
Bugünlerde Ermeni basınında “Ermenistan-Türkiye sınırı açılırsa Ermenistan sanayii yok olur” diyenlere ben hep 1996 Gümrük Birliği tecrübemizi anlatıyorum doğrusu. Gümrük Birliği, Türkiye sanayisine iyi geldi. Türkiye’nin sanayi ülkesi kimliğini yalnızca pekiştirdi.
Uyuşuk bir tarım ülkesinden dinamik bir sanayi ülkesine
Ne oldu? Türkiye, 1960’larda yer aldığı sol alt kümedeki ülkeler arasından sıyrıldı ve 2000’li yıllarda sağ üst kümeye sıçradı. Doğrusu ya, Türkiye son altmış yılda önemli bir kapasite inşa etti, potansiyel biriktirdi.
Sol altta imkan seti sınırlı, zenginleşmek için stratejik tercihe ihtiyaç duyan bir ülkeden, 2000’li yıllarda imkan seti geniş, sıçrayabilmek, zenginleşebilmek için doğru politikalara ihtiyaç duyan bir ülkeye dönüştü. Ne oldu? Uyuşuk bir tarım ülkesinden dinamik bir sanayi ülkesine dönüştü. Önemli.
Peki, bugünlerde Türkiye sanayisinin derdi nedir? Türkiye sanayisinin bugün temel meselesi teknolojik yenilenmedir. Hem ısıtma/soğutma için sanayide elektrifikasyonun yaygınlaştığı hem de teknolojik yarışın hızlandığı bir dönemdeyiz. Türkiye sanayisinin bu yarışın dışında kalmaması gerekiyor.
Yeni teknolojiler ve elektrifikasyonla büyüyen Avrupa Birliği pazarındaki yerimizi korumak için bile değişmek zorundayız. Yoksa ihracatımız azalmasa bile, pazardaki payımız küçülecek gibi duruyor doğrusu.
Peki, bu dönüşüm sürecinde şansımız nasıl görünüyor? Doğrusu pek iyi değil. Yeni teknolojiler ve elektrifikasyon aslında Türkiye sanayisinde sermaye yoğun bir dönüşüm süreci demek. Memlekete yerli ve yabancı yatırımcıların daha fazla yatırım yapması gerekiyor bu süreçte.
Ankara’da bugün bir iş başarıyor olmanın heyecanı yok
Bunun için Türkiye’nin son yıllarda, özellikle 2015 sonrasında yaygınlaşan kötü şöhretini düzeltmesi gerekiyor bana sorarsanız. Düzeltme dediğim, en azından 2015-2025 arasında hukukun üstünlüğü ve akademik özgürlükler endekslerindeki gerilememizin farkına vardığımızı ve durumu düzeltmek için tedbir almaya yöneldiğimizi göstermemizde fayda var.
Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 2015’ten 2025’e en çok gerileyen ilk 20 ülke arasında altıncı sırada yer alıyor. Nerede? En fazla gerileyen ilk üçte Nikaragua, Myanmar ve El Salvador var. 2015-2025 döneminde Türkiye, Çad ile Belarus arasında altıncı sıraya geriledi. Afganistan bile bu dönemde Türkiye’den az gerilemiş yüzde olarak. Nedir? Bu hızlı irtifa kaybı ayıptır, yazıktır, günahtır. Listeye bir daha bakın ve hangi ülkelerle birlikte olduğumuza dikkat edin.
Yine 2015’ten 2025’e akademik özgürlük endeksindeki irtifa kaybında da dünyanın en kötüleri arasında ilk yirmi içinde yedinci sıradayız. Bakın bu hızlı irtifa kaybı da kötü. Akademik özgürlük endeksinde gerilerken memleketten beyin göçünün nasıl hızlandığını merak ediyorsanız, bakın onu da koyayım buraya.
Pazarlarımız teknolojik yenilenme ve elektrifikasyonla değişirken, Türkiye’nin aynı malları aynı ülkelere satmaya devam ederek pazar payını koruması mümkün değil. Ne yapmak lazım? Değişime ayak uydurmak, yeni teknolojiler ve elektrifikasyon ürün yelpazesini yenileyip genişletmek lazım.
Ama Ankara’da heyecan yok.
Bir iş başarıyor olmanın heyecanı yok, Ankara’da.
Neden acaba?
