Küresel ticaret koridorlarının yeniden şekillendiği ve Avrupa’nın ürün standartlarını değiştirdiği bir dönemde Türk sanayisinin yeni koşullara uyum sağlamasının önemli. İhracatının yaklaşık yüzde 60’ını Batı pazarlarına yapan Türkiye’nin dış politikasında güvenli ticaret koridorları ve AB ile ekonomik temelli müzakerelerin önceliklendirilmesi gerek.
Türkiye gibi bir sanayi ülkesini idare edenlerin dikkatli konuşması gerekir. Ben bunun özellikle içinde bulunduğumuz hızlı dönüşüm sürecinde çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.Ecdat, ne derdi? “Arkasında ne olduğundan emin olmadığın kapıyı sakın açma”. Nedir? Süratli dönüşüm süreci, işte o açacağınız her kapının arkasında ne olduğundan emin olma ihtimalini sürekli aşındırıyor. Hemen her şey her gün değişiyor. Dünya yeniden kuruluyor. Temkinin her zamankinden daha fazla önemli olduğu bir dönemdeyiz. Önce onu bir tespit edelim.
Bugün neden yeni ticaret koridorlarını bu kadar yoğun bir biçimde tartışıyoruz? İlgili ilgisiz her toplantının içinde bir yeni koridor tartışması bölümü yer alıyor artık.
Bölgemize bakın, İran savaşı sonrasında, Hürmüz Boğazı ve Kızıl Deniz’in güneyindeki Babülmendeb güvenli olmaktan çıkınca her yolun alternatifini tasarlamaya başlamak önem kazandı. Neden? Eski rotadan geçen malların sigorta primleri tavana vurdukça yeni koridor arayışları ortalığı sardı.
Sigorta şirketlerini dikkate almadan koridor tasarımı olmuyor, ben öğrendim. Türkiye’de de bu alternatif koridor tartışmasının farkında olmamız gerekir. Çünkü Türkiye bir sanayi ülkesidir.
Ne demek sanayi ülkesi olmak?
Bir sanayi ülkesi olmanın göstergesi nedir? Toplam ihracatının kahir ekseriyeti imalat sanayi ürünlerinden oluşuyorsa o ülkeyi sanayi ülkesi olarak görmek gerekir. 1995 yılında Orta Avrupa’yı da Orta Doğu’ya eklersek, bir nevi, geniş Osmanlı coğrafyasında hangi ülkelerin sanayi ülkesi sayılabileceğini tespit edebilmek mümkün.
Toplam ihracatının yaklaşık yüzde 70’i imalat sanayi ürünlerinden oluşan ülkeler arasında Polonya, Türkiye ve İsrail var. Polonya, Türkiye ve İsrail ayrıca ihracat miktarları açısından da önemli, bölgenin toplam imalat sanayi ihracatının yüzde 15’ini sağlıyor her biri ayrı ayrı.
Rusya, buna karşılık, doğal kaynak ihracatçısı konumunda daha çok. 1995 yılı itibariyle Rusya’nın toplam ihracatı içinde imalat sanayi ürünlerinin payı yüzde 20’lerde.

1995’ten 2024’e geldiğimizde Rusya ve BAE’nin toplam ihracatı içinde imalat sanayi ürünleri ihracatının payı daha azalarak, yüzde 10’lara doğru geriliyor. Ne oluyor? Rusya, 1995’ten 2024’e Körfez ülkesine dönüşüyor. Sanayinin payı azalıyor.
Türkiye, Polonya ve İsrail ise birer sanayi ülkesi olmaya devam ediyorlar. Özellikle Fas’ı da dikkatlerinize sunmuş olayım bu arada bir sanayi ülkesi olarak.
1995’te Fas’ın toplam ihracatının yüzde 30’u imalat sanayi ürünleri ihracatı kaynaklıydı, şimdi bu oran yüzde 60’a ulaştı. Avrupa Birliği’nin üretim merkezi olarak Fas önemini artırdı, bir sanayi ülkesine dönüştü.
Dolayısıyla ülkeleri iki gruba ayırmak mümkün: Allah’ın verdiğini satarak geçinenlerle dünyaya satılacak mal icat edip, üreterek hayatını idame ettirenler. Türkiye ikinci grupta yer alıyor. Nedir? Türk sanayisinin performansı Türkiye için son derece önemlidir.
Nedir Türk dış politikasının bugün önceliği?
Hal böyle olunca, Türkiye’nin önceliği nedir? Türk sanayisinin ürünleriyle dolu konteynerlerimizin hangi ticaret koridorlarından pazarlarımıza güvenli bir biçimde gidebileceğini tasarlamaktır.
Türk dış politikasının önceliği Türk sanayisinin ürünlerini taşıyan konteynerlerimiz için güvenli ticaret koridorlarının tasarımıdır. Ticaret koridorlarının yeniden yapılanmakta olduğu bu dönemde ehem ile mühimi ayırt etmek daha da elzem hale gelmiştir.
Ecdat bu durumda ne derdi? “Ehem mühimme müreccahtır”. Nedir? En önemli olan, önemli olana tercih edilir. Konteyner koridorlarımız en önemli konumundadır. Avrupa Birliği Türkiye’nin önceliğidir. Bu da bugünün ikinci tespiti olsun.
Made in Europe süreci önemlidir
Dünyaya satılacak mal üretmek demek, dünyanın nasıl değiştiğini, teknolojinin ve tüketici talebinin nasıl dönüştüğünü yakından takip ederek gerekli yatırımları yapmayı gerektirir. Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 60’ını Batı pazarlarına göndermektedir. Gözümüzün bebeği gibi korumamız gereken pazarlar oradadır ve bu pazarlar bir değişim süreci içindedir.
Avrupa Birliği (AB) Made in Europe süreci ile Gümrük Birliği’nin işleyiş çerçevesini ürün standartları vasıtasıyla yeniden tanımlama yolundadır. Süreç, Türkiye-AB arasında, Türkiye-AB ilişkisinde nadir görülen tamamen ekonomi temelli ve karşılıklı çıkara dayalı ilerleyebilecek bir müzakere penceresi açmaktadır.
Türkiye’nin, Türk sanayisinin önceliklerini dikkate alarak benzer bir müzakere perspektifi geliştirmeye odaklanmasında fayda vardır.
Müzakere perspektifi sektöre özgü olmalı
Böyle bir müzakere perspektifi üzerinde düşünürken, ortalamaya dayalı analizlerden kaçınmakta fayda vardır. Ortalama karaktersiz bir kavramdır. Türk sanayisi bir bütün olarak, ortalamada ihracat zorluğu içinde değildir. Türk sanayisinin bazı alt sektörlerinin ihracatı artarken, bazıları ise ihracatta alan kaybetmektedir.
Bazı imalat sanayi alt sektörlerinde derdimiz Çin rekabeti ve maliyetler olabilir ama bazılarında durum böyle değildir. Bazı imalat sanayi alt sektörlerinde hadise teknolojik dönüşüme daha çabuk ayak uydurmak ve değişen ürün standartlarına daha hızlı uyum sağlamakla ilgilidir.
Bu çerçevede bakıldığında, AB, Türkiye’nin bir numaralı önceliğidir. Türk sanayisi, AB sanayisinin mütemmim cüzüdür. Nedir? Ayrılmaz parçasıdır.
Made in Europe süreci, hızlandırıcı yasası ve kamu alımları direktifi ile AB’nin ürün standartlarını değiştiriyorsa, Türk sanayisinin buna en az maliyetle uyum sağlamasını temin etmek, Türk dış politikasının önceliği olmak durumundadır.
Türk sanayisinin yeni dertlere değil, yenilikçi çözümlere ihtiyacı vardır.
