Denizli’de yaptığımız gözlemleri birkaç yazıyla paylaşacağız. Gözlemlerimizi yazıya aktarırken, dünden bugüne yarattığımız sonuçları anlamlandırmak için “zaman bağlamını” görmezden gelemeyiz. Bugün yaşanan sorunları yaratan etkenlerden bir bölümünün “küresel bağlamı” eksik olursa ulaştığımız genellemeler de yaratılmak istenen sonuca değer katmaz. Sorunları yaratan ve hızlandıran etkenlerin ne kadarının “ev yapımı/yerli ve milli” olduğunun netleştirilmesi de öngörme ve önlem alma disiplininin gereği. Bir başkası, içimize yapacağımız yolculukla ilgilidir; işyerlerinin rekabet edebilir ölçek, rekabet edebilir teknoloji ve rekabet edebilir yönetişim eksikliklerinin sorgulanması “ev içi durum bağlamı” diye nitelenebilir. Son çözümlemede “ortak çözümler” üretebilmemizin gerek şartı “sahada eli taşın altında olanları” anlamak, yeter şartı ise indirgemeci yaklaşımlardan uzak durarak “bağlantısal bütünlük” ilkesine uymadır.
İki gün Denizli’de saha gözlemleri yaptık. İlk gün, ev tekstili üreten işyerinde olup bitenleri birinci ağızdan öğrenmeye çalıştık. Kentin nabzını tutan bir mali müşavirin ve büyük işyeri yönetmiş emekli bir yöneticinin gözlemlerini not ettik. Denizli OSB yöneticilerinin değerlendirmelerini ve gelecekle ilgili beklentilerini dinledik. Denizli İhracatçılar Birliği’nin değerlendirmelerini not ettik. Denizli Sanayi Odası’nın sürekli dillendirdiği sorunları ve çözüm önerilerini ayrıntılarıyla sorguladık. İkinci gün, EKONOMİ gazetesi ile Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF) işbirliğiyle düzenlenen, “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Yeni Konumlanma Arayışı” başlıklı çalıştay ve değerlendirme panelinde sorunlar ve çözüm önerileri konusunda saha insanının taleplerini dinledik.
Sahanın algısı önemli
Sahada eli taşın altında olan iş insanlarına sorduk: Kısa, orta ve uzun dönemde neler yapılmalı ki, tekstil ve hazır giyim sektörü yarım yüz yıllık birikiminde gereksiz kayıplara uğramasın? Osman Nuri Kes, öncelikle, kurlarda en az yüzde 10’luk bir esneme sağlanmasının ve ihracat yapanlara “özel kur” uygulanmasının sektör için “can suyu” olacağını vurguladı. İkincisi, rekabet gücünü sürdürebilmek için “SGK primlerinin” yarı yarıya indirilmesinin geçici ama etkili bir çözüm olabileceği önerisini paylaştı. Üçüncüsü, “enerji maliyetlerinin” geçiş sürecinde rekabet gücünü koruyacak düzeylerde belirlenmesi ihtiyacı üzerinde durdu. Dördüncüsü, “Enflasyon, faiz ve kur” konularında birikim yeteneğini zayıfl atan gelişmelerin ivedilikle önlenmesini talep etti. Beşincisi, “finansmana erişilebilirlik kadar finansman maliyetlerinin” yeni yatırımlar yapmayı ve kapasite yaratmayı özendirici olacak düzeylerde tutulması gerektiğini belirtti. Altıncısı, “Ar-Ge ve tasarım desteklerinin” yaygınlaştırılması, yalınlaştırılması ve yoğunlaştırmasının gereği üzerinde ısrarla durdu. Yedincisi “ülke imajından beslenen marka ve imaj yaratma” sorunlarını çözmenin yeni konumlanmanın olmazsa olmazı olduğu ileri sürüldü. Sekizincisi, “pazarlara erişim” konusunun işyerlerinin tek başına çözemeyeceği, bu konuda bir “ülke stratejisi” kurgulanarak paylaşılması, titizlikle uygulanması, gözetilmesi ve denetlenmesi ihtiyaçları dillendirildi. Dokuzuncu da, yurtiçinde taleplerin yerine ulaşması, yurtdışında ise karar verici ve standart belirleyici olan mekanizmalarda etkili olacak “Loby” eksikliklerinin hızla tamamlanması ve işletilmesinin önemi paylaşıldı.
Mali bakışın sentezi
Denizli’de sahaya “destek hizmet üretimi” açısından da baktık. Yöreyi çok iyi bilen yeminli mali müşavir İzzet Özer ile Denizli Cam'ı uzun yıllar yöneten Mehmet Rabuş’un da tanıklıklarına başvurduk: Önce “iyi yönetici eksikliği” üzerinde durdular. İyi yöneticilerin, koşullar iyi olduğu zaman hazırlık yapmasını bilen yöneticiler olduğunu anımsattılar. Ülkemizde kendi koşullarına uygun “kısa, orta ve uzun dönemli plan” olmadığı için hem entelektüel birikimin, hem de sermaye ve servet birikiminin kriz dönemlerinde gereksiz yere israf edildiğinin altını çizdiler. İşyerinin olmadığı yerde işçinin, işçinin olmadığı yerde de işin olamayacağının altını çizerek, “işgücü ve emeğe değer verme konusundaki aşınmanın” mutlaka önlenmesi gerektiğini anlattılar. Kriz döneminde özellikle de erken emeklilik uygulaması sonrasında “insana yapılan yatırımların azalması” çok büyük tehlikenin işaretiydi. İnsana yatırım yapmadan, “pragmatist ve popülist israfın önlenemeyeceği, değişmelere uyum gösterilemeyeceği, uzun dönemin güven altına alınamayacağına” güçlü vurgu yaptılar. Denizli’nin coğrafi konumunu dikkate alarak, “ lojistik dezavantajların” giderilmesine yönelik ulaşım sistemleri yatırımlarının ivedilikle tamamlanması konusunda ısrarla durdular. İki yıla yakın zamanda “işyerleri cirolarında yüzde 20, maliyetlerde yüzde 40” artış olduğunu belirterek, bu durumda işyeri sahiplerinin yapabileceği çok fazla bir şey olmadığını da paylaştılar. Deneyimli iki saha insanımız, pazar araştırmalarının önemi, çevre analizi, iş süreçlerinin ayrıntısıyla analiz edilmesinin değeri, vergi yaratma bilincinin yükselmesi, vergiden kaçınmama sorumluluğu, kendisini zengin eden şirketi fakir tutan algının sakıncaları, kayıtlı alanın genişlemesinin önemi gibi sorunların uzun dönemli gelecek açısından ülke için de yöre için de büyük önem taşıdığını değerlendirdiler.
OSB yetkililerinin talepleri
Denizli’de Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret ettiğimizde Başkan Derya Baltalı elimize yarım sayfalık bir not sıkıştırıyor. O notta ivedilikli önlemlerle ilgili talepler yer alıyor:“ Küresel-ulusal ekonomik dalgalanmalar, yaşanan uluslararası savaş ve benzeri gerilimlerin ekonomilere negatif etkisi, finansal darboğazlar nedeniyle Türkiye ekonomisi hassas ve negatif bir dönemden geçmekte, sektörlerin rahatlaması gerekmektedir. Önerimiz; 1 Eylül 2025’ten itibaren geçerli olmak üzere en az 31.12.20 25 tarihine kadar, bakanlıkça belirlenecek stratejik sektörlere kısa çalışma ödeneği uygulanması gerekmektedir. Bunun çalışanlarımıza ve sanayimize can suyu olacağına inanıyoruz. İkinci öneride döviz desteği isteniyor: “26.01.2023 tarihli 32085 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, ‘Firmaların Yurtdışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ' (Sayı:2023/5’in 4’uncu maddesi) kapsamında, firmaların yurtdışı kaynaklı dövizlerinin banka aracılığıyla Merkez Bankası'na satışı sırasında, Merkez Bankasınca belirlenecek süre boyunca döviz alımı yapmama taahhüdünde bulunması şartıyla, taahhüt sahibi firmalara dönüşüm kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilen tutarın yüzde 2’si kadar döviz dönüşüm desteği verilmekteydi. Bu oran, tebliğe eklenen geçici madde ile 31 Ekim 2025’e kadar yüzde 3 olarak uygulanacaktır. Ancak bu artışın yeterli olmadığı kanaatindeyiz. Küresel ve ulusal anlamda yaşanan genel ekonomik kriz ve zorlayıcı sebeplerin varlığı nedeniyle söz konusu dönüşüm desteğinin 31.12.2026’ya kadar özellikle zor durumda bulunan tekstil sektörüne minimum yüzde 5 olarak uygulanmasının yararlı olacağına inanıyoruz.”