Romantizmi bozmak adına soruyla başlayayım; “Tarımda fiyat nerede oluşur; tarlada mı, borsada mı?”
Türkiye’de tarım “kırsal kalkınma” başlığı altında, dar bir üretim alanı olarak ele alınıyor. Yaşanan pandemi, savaşlar, tedarik zinciri kırılmaları ve iklim krizi, tarımın klasik bir sektör değil; ekonomik egemenlik, fiyat istikrarı ve finansal dayanıklılık meselesi olduğunu açık biçimde gösterdi.
Gıda arz güvenliği, enerji güvenliği kadar stratejik. Hatta kimi zaman daha belirleyici. Ülkenin kendi kendini doyurabilme kapasitesi, enflasyonla mücadelesinden dış ticaret dengesine, sosyal huzurdan sanayi sürekliliğine kadar birçok başlığı doğrudan etkiliyor.
Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB), sektörü “üretim” düzleminde değil, fiyat oluşumu ve finansman mimarisi üzerinden yeniden tanımlayan kritik bir yapı olarak dikkat çekiyor ya da yakın gelecekte çekecek demeliyim. TÜRİB Genel Müdür Yardımcısı Necla Küçükçolak’la söyleşi yaptım, tarımın ekonomik sistemin merkezinde düşünülmesi gerektiğini net biçimde ortaya koydu.
Küçükçolak’la görüşmede neler konuştuk bir çırpıda özetlersem, tarımsal üretimin teknoloji, dijitalleşme ve finansal araçlarla modernleştirilmesi gerektiği, TÜRİB’in şeffaf fiyat oluşumundaki kritik rolü, özellikle lisanslı depoculuk sisteminin sağladığı avantajlar, çiftçilerin finansmana erişimi ve yatırımcılar için sunulan yeni fırsatlar, iklim kriziyle mücadelede akıllı tarım uygulamalarının önemi, gençlerin sektöre kazandırılması için gereken stratejiler…
Tarım sadece bir tarla meselesi değil, o bir ülkenin egemenliğinin temel taşı, ekonomik bağımsızlığının sigortası ve geleceğinin stratejik kalesi. Gıda arz güvenliği, en az savunma sanayi kadar kritik bir ulusal güvenlik meselesi. TÜRİB, tarımı sadece bir "üretim" faaliyeti olmaktan çıkarıp, onu teknolojiyle desteklenen, şeffaf ve güçlü bir finansal ekosisteme dönüştürme misyonunu üstleniyor.
“Tarım bir egemenlik meselesidir”
Küçükçolak, tarımı neden bir egemenlik başlığı altında ele aldıklarını şu sözlerle anlattı:
“Pandemi döneminde ve Ukrayna–Rusya savaşında gördük ki, gıdaya erişiminiz yoksa teknolojik gücünüzün de bir sınırı var. Tarım sadece tarladaki mahsul değildir; o mahsulün fiyatının nerede, nasıl ve kimin tarafından belirlendiğidir. Bu nedenle tarım, doğrudan egemenlik meselesidir.”
Bu tespit, yalnızca Türkiye için değil küresel ekonomi için de geçerli. Bugün dünya genelinde tarımın milli gelir içindeki payı yüzde 2’ler seviyesine düşmüş durumda. Türkiye’de de tablo çok farklı değil. Ancak Küçükçolak’a göre bu oran, tarımın gerçek etkisini yansıtmıyor:
“Tarımın ekonomideki payı düşük görünebilir ama gıda arz güvenliği yoksa ekonomik istikrar da yoktur. Tarım artık emek yoğun bir alan olmaktan çıktı; teknoloji ve finans yoğun bir yapıya dönüştü.”
TÜRİB ne yapıyor, neden önemli?
TÜRİB, yerel ve parçalı tarım piyasalarını tek bir ulusal platformda toplayan, fiyatın şeffaf biçimde oluşmasını sağlayan bir ihtisas borsası. 2019’dan bu yana faaliyet gösteren borsa, tarım ürünlerini finansal sistemin içine alıyor.
Küçükçolak, TÜRİB’in temel işlevini ve finansmana erişimi de kökten değiştiren Elektronik Ürün Senedi uygulamasını anlattı: “Bizim temel fonksiyonumuz fiyat oluşturmaktır. Türkiye’de milyonlarca çiftçi var. Sanayicinin bu çiftçilere tek tek ulaşması verimsiz. Lisanslı depoculuk sistemi sayesinde ürünler standartlara uygun şekilde depolanıyor, karşılığında Elektronik Ürün Senedi – ELÜS oluşuyor ve bu senetler borsamızda işlem görüyor.”
Hasat döneminin kaderi değişiyor mu?
Türkiye’de çiftçinin en kırılgan olduğu dönem, hasat zamanı. Arzın en yüksek olduğu bu dönemde fiyatlar düşüyor; çiftçi ise borçlarını ödemek için ürününü hemen satmak zorunda kalıyor. Küçükçolak’a göre TÜRİB tam da bu noktada devreye giriyor:
“Lisanslı depoya bırakılan ürün karşılığında verilen ELÜS’ler, bankalar tarafından teminat kabul ediliyor. Özellikle Ziraat Bankası üzerinden, ürün değerinin yüzde 75’ine kadar, 9 aya varan sıfır faizli krediler kullandırılıyor.”
Bu mekanizma, çiftçiye zaman kazandırıyor. Ürün hemen satılmak zorunda kalmıyor; fiyatların yükseldiği dönemde borsada satılabiliyor. Sistemin benimsendiğini gösteren en somut veri ise lisanslı depo kapasitesi: 2019’da 4 milyon ton olan kapasite 14 milyon tonun üzerine çıkmış. Rakam, tarımın giderek daha fazla finansal bir varlık gibi ele alındığını gösteriyor.
Biz üretiyoruz fiyatı kim belirliyor?
Söyleşinin en kritik başlıklarından biri, Türkiye’nin küresel tarım piyasalarındaki konumu. Fındık örneği çarpıcı örneğin… Türkiye, dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını gerçekleştiriyor. Buna rağmen fiyat, uluslararası piyasalarda belirleniyor. Küçükçolak bu durumu şöyle açıkladı: “Bir ürünün fiyatını belirleyebilmeniz için spot piyasasının derinleşmesi ve lisanslı depoculuğun yaygınlaşması gerekir. Fındıkta bu henüz yeterli değil. Ürün depoya gelmeyince, şeffaf bir fiyat oluşmuyor.”
Bu tablo yalnızca fındık için geçerli değil. Küresel ölçekte Chicago Ürün Borsası (CBOT) gibi merkezler, tarım fiyatları için referans noktası oluşturuyor. Türkiye ise hala çoğu üründe fiyat izleyici konumunda.
2026 hedefi: Vadeli işlem piyasası
TÜRİB’in 2026 hedefi, tabloyu değiştirmeye yönelik. Planlanan vadeli işlem piyasasını bir fiyat egemenliği aracına dönüştürmek. Küçükçolak, “Fiyatı izlemek yerine fiyatı bu topraklarda oluşturmak zorundayız. Vadeli piyasalar, hem çiftçi hem sanayici hem de kamu için risk yönetimi ve öngörü sağlar” dedi.
Anlaşılan o ki, piyasaların oluşumu, yatırımcıyla beraber Toprak Mahsulleri Ofisi, sigorta sistemleri ve kamu politikalarını da doğrudan etkileyecek veri altyapısı sunacak. Benim söyleşiden aldığım kritik başlık, tarım romantik bir alan değil. Fiyat, veri, finansman, teknoloji ve egemenlik başlıklarının kesiştiği çok paydaşlı bir ekonomik sistem. Ürettiğimiz ürünün fiyatını başkalarının belirlemesine daha fazla razı gelmemeliyiz.
Bu söyleşinin tam ve genişletilmiş analizli versiyonu yaprakozer.com’da, dikkat çeken özet verilerle farklı bir okuma deneyimi için Substack’te, izlemek isterseniz video kaydı YouTube’da…