Savaş, ekonomideki kırılganlık, denizde müsilaj, plastik adalar, veri merkezlerinin enerji iştahı, dezenformasyon, çocukların gelişim kaybı, ihracat ürünlerinin geri dönmesi, çöp dağları, ruh sağlığındaki bozulma…
Devam etmeyeceğim, liste çok çok uzun. Sorum şu: ABD-İsrail-İran savaşının maliyetini biliyor musunuz, denizin neden müsilajla boğulduğunu, ekonominin neden işlemediğini, kadın erkek ya da çocuk kaybının bilanço kaleminde kaç dolar-euro olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?
Biliyoruz, dünya daha kırılgan. Kayıplar birbirine ekleniyor. Geri dönüş daha pahalı. Ve daha daha tehlikeli olan, çözülmenin yeni normalimiz olma tehlikesi.
“Entropi” ne demek
Entropi, evrendeki her yerde, her işlemde ortaya çıkan, geri döndürülemeyen enerji ve madde kayıplarını (fireler) ifade ediyor. Ve kayıp miktarının her zaman arttığı kabul ediliyor. Fizik alanında entropi, enerjinin kullanımı sırasında ısı olarak kaybedilmesi yani enerjinin bir kısmının kullanılamaz hale gelmesi.
Aslında doğa kendi haline bırakıldığında canlılar yaşamak ve büyümek için çevreden değerli enerji ve besin maddelerini alıyor. Çevreye boşaltım ve solunum yoluyla atıklarını bırakıp entropinin artmasına katkıda bulunuyorlar. Doğa kaybedilen enerji ve besinleri yeniden üretiyor.
Bu döngü, biz doğayı rahat bırakırsak olabiliyor.
Entropi örneklerine günlük hayatımızdan görece masum örneklerle başlıyorum; trafikte dur-kalk sırasında boşa israf edilen yakıtın ısıya dönüşmesi kullanılabilir enerji kaybına ve aracın aşınmasına neden olur. Bunun yanında atmosferin kirlenmesine ve iklim değişikliğine katkı yapar.
Doğada ekmeğin küflenmesi, elmanın çürümesi geri döndürülemiyor. Çürük yumurtadan civciv çıkmıyor. Bunlar da entropi ama masum. Doğa doğuruyor. Doğayı rahat bırakmayan insan entropinin hayal gücümüzü zorlayan noktalara ulaşmasına vesile oluyor.
Daha önce de görüşlerine başvurduğum, her seferinde ilginç bilgilerle bana farklı bir dünyanın kapısını aralayan Prof. Dr. Talat Çiftçi’yle buluşturmak istiyorum sizleri. Çiftçi’yle, yukarıda ve aşağıda sıraladığım ve sıralayacağım büyük küçük kriz başlıkların altındaki ortak mekanizmayı entropi perspektifiyle konuştuk. Söyleşimizde dünyanın kriz yaşamadığını, çözüldüğünü anlattı; ben de nasıl ve neden diye sordum. Görünmeyen fireleri, geri alınamayan kayıpları ve biriken düzensizliği tarif eden entropiyi anlaşılır ve günlük Türkçe’ye çevirmeme vesile olan Çiftçi, eğitim hayatını Türkiye ve ABD’de geçirmiş. Akademik çalışmalarını ABD’de tamamlamış. Sonrasında bu ülkede ilaç sektöründe çalışmış üst düzey görevlere ulaşmış, bir süre sonra yurda dönmeyi tercih etmiş ilaç seköründe Türkiye’nin bir elin parmaklarını geçmeyen yerli kurumlarında üst düzey yöneticilik yapmış. Akademiye geçmiş, iki farklı üniversitede rektör yardımcısı olarak devam etmiş kariyerine. Artık kitap yazıyor. Merakını dizginlemediğinden sakin bir hayatı yok. Örneğin bana entropi kavramını bulaştırdı.
Entropi tek bir alana ait değil
Çiftçi, entropiyi,en temel haliyle düzensizlik ve enerji kaybı olarak tanımladı. Entropinin makineler üzerine yapılan çalışmalarda ete kemiğe büründüğünü ifade etti: “..bir sistemi çalıştırmak için verilen enerjinin büyük bir bölümü faydalı işe dönüşmüyor; bazen yüzde 60 -70’e varan kısmı çevreyi ısıtarak kayboluyor. Sistem işliyor gibi görünüyor, işlemiyor. Kaybın hesabı, burada başlıyor. Aynı mantık kimyada geri dönüşü olmayan reaksiyonlarda da ortaya çıkıyor. Asit ve baz birleştiğinde oluşan tuz kendi başına tekrar asit ve baza dönüşemiyor. Sütün bozulması ya da nehir suyunun denize karışması da aynı şekilde geri çevrilemez bir kayıp yaratıyor. Entropinin sert yanı burada: kayıp anlık değil ve çoğu zaman geri alınamaz…”
Çiftçi, açtığı paranteze bilgi sistemlerini de ilave etti. Tam benim konum. Gözlerim yuvalarından fırladı. Claude Shannon’ın iletişim sistemlerindeki gürültü ve kalite kaybı üzerinden tarif etti; teknik bir bozulmayı değil, kasten çarpıtılmış bilgi akışını, dezenformasyonu ve yapay zekâ ile üretilen yanıltıcı içeriklerle oluşan bilgi entropisini tarifledi. Belki bir başka zaman üzerinde daha çok durabiliriz. Düşünsenize; en masumu bilginin yanlış aktarılması. Bugün bilgi, bilerek kirletiliyor; yeni düzensizliğimiz kasti kirlenme. Kaldı ki, veri merkezlerinin enerji tüketimi Japonya’nın yıllık enerji tüketimi kadar. Devasa boyutta. Dijital dünya, enerji yutuyor, gerçekliği bozuyor, hiç… hiç masum değil.
Savaş entropisi
Savaş, karşı tarafa en büyük entropiyi yaşatma çabası. Hedef askeri zafer elde etmek ve düzeni bozmak, kapasiteyi kırmak, sistemi işlemez hale getirmek. Bu yüzden savaşın maliyeti cephaneyle ya da operasyon bütçesiyle ölçülemiyor. Savaş, altyapıyı, sağlığı, eğitimi, ekonomiyi, morali ve geleceği hedef alıyor. Buna “Wisdom Warfare” deniyor, karşı tarafı yanlış karar almaya sürüklemeyi amaçlayan yaklaşım. Savaş, bilişsel ve enformasyonel bir mücadele.
Irak savaşının maliyeti 3 trilyon dolar
Joseph Stiglitz ve Linda Bilmes’in Irak savaşı üzerine yaptığı çalışma kritik. Amerikan hükümeti 2003 Irak savaşının maliyetini başlangıçta 600-800 milyar dolar arasında öngörürken, Stiglitz-Bilmes hesabın yalnızca doğrudan askeri harcamaları yansıttığını gösterdi. Ölenlerin tazminatlarını, yaralananların ve sakat kalanların uzun süreli tedavi giderlerini, savaşta imha edilen araçların ve altyapının yerine konmasını, savaşın tali ama belirleyici maliyetleri topladıklarında ortaya çıkan rakam dudak uçuklatıyordu: 3 trilyon dolar.
Bize anlatılan 600 milyar dolar, gerçek 3 trilyon dolar. Fark, bir muhasebe hatası değil; görünmeyen entropi hesabı. Devletler savaşı önce mühimmat üzerinden anlatıyor, toplumlar savaşı sağlık, iş gücü, altyapı, psikoloji ve nesiller boyu süren bozulma üzerinden ödüyor. Stiglitz ve Bilmes’in yaptığı hesap bu. Savaşı bütçe kalemlerinden çıkarıp hayatın tam içine yerleştirmek.
Stiglitz çarpanı ve potansiyel kaybı
Çiftçi, “Stiglitz çarpanı” diyormuş. Temel düşünce; bir silahın fiyatı, onun toplam toplumsal maliyetini temsil etmiyor; tersine, zarar çoğu zaman saldırana geri dönüyor. Bunun silahın kendi bedelinin yaklaşık beş katına kadar çıkabildiğini söyledi. Geri tepmeyi şöyle okuyun; tazminatlar, sağlık giderleri, ekonomik aksaklıklar, uzun vadeli bakım yükümlülükleri ve siyasi sonuçlar...
Daha çarpıcı örnek ise küresel ölçekteki izdüşüm. Dünyada yıllık askeri harcama 2,5 trilyon dolar düzeyinde. Bunun yalnızca bir bölümü bile savaşa dönüşse, bu çarpan etkisiyle dünya genelinde yaklaşık 10 trilyon dolarlık hasar üretilebiliyor. Rakam, dünya gayrisafi hasılasının yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor.
Savaş, bir bütçe kalemi değil; küresel verimliliği emen, üretim kapasitesini bozan ve gelecek zamanın imkânlarını tüketen devasa kayıp mekanizması. Savaşın en ağır sonucu, ne trilyon dolarlık bütçelerde ne de sigorta tablolarında görünüyor. “Potansiyel Kaybı” deniyor.
Son -umarım son olur- İran’da saldırıda yaklaşık 150 -160 küçük kız çocuğunun öldürülmesi, can kaybı mı? Geleceğin yok edilmesi olarak okunmalı.
İnsan hayatı 1-10 milyon dolar
Çiftçi, İran’ın dünyaya bugüne kadar iki Nobelli kadın ve bir Fields Madalyası sahibi bilim insanı armağan ettiğini hatırlattı; “… Kim bilebilir; öldürülen o çocuklardan biri, yarının Nobel ya da Fields madalyalı bilim insanı olabilirdi…”
Sigorta sistemleri bir insan hayatını 1 ila 10 milyon dolar arasında tazminatla ifade ediyor; peki bir insanın gelecekte insanlığa sunabileceği bilgi, keşif, sanat ya da toplumsal katkının değerini hangi sistem hesaplayabiliyor?... Entropinin en sert yüzü bence bu: kayıp, yalnızca bugünle sınırlı kalmıyor; olasılıkları öldürüyor. Bu yüzden savaşın bilançosu sadece ölü ve yaralı sayısıyla değil, hiç gerçekleşmeyecek hayatların ve hiç üretilmeyecek fikirlerin de hesabıyla düşünülmeli.
Savaşta çocuk boyu kısalıyor
Savaşın insan bedeni üzerindeki uzun vadeli etkilerini unutmayalım. Japonya örneği bunun için biçilmiş kaftan. İkinci Dünya Savaşı yıllarında büyüyen çocukların beslenme ve stres koşulları nedeniyle bir sonraki nesle göre yaklaşık 12 santimetre daha kısa boylu kaldığı gözlemlenmiş. Savaşın insan gelişimini bedensel olarak da küçülttüyor. Savaşta yoksulluk artıyor, beslenme bozuluyor, sağlık hizmeti aksıyor, eğitim kesintiye uğruyor ve bir neslin fizyolojisi değişiyor.
Çocuklukta yaşanan stresin, eksik beslenmenin ve sürekli güvensizlik duygusunun ileriki hayat üzerindeki etkileri burada sadece bir boy ölçüsüyle bile görünür hale geliyor. Veri, entropinin doğrudan biyolojik bir gerçeklik olduğunu göstermesi bakımından kıymetli.
Ağaçlara gizlenen Vietnam askerleri
Amerikan ordusunu pek çok kabusundan biri göremedikleri Vietnamlı askerlerdi. Vietnam savaşında kullanılan “Agent Orange” adlı kimyasal silah, savaşın ekolojik entropisini en yoğun haliyle gösteren acımasız bir örnekti. Bu kimyasal, ormanlık alanları görünür kılmak ve karşı tarafın hareket alanını açığa çıkarmak amacıyla Amerikan ordusu tarafından kullanılmış. Sonucu hedefin çok ötesine geçmiş stratejik bir araç; ormanlar kalıcı biçimde tahrip oldu, kimyasala maruz kalan askerlerde ağır hastalıklar görüldü, Vietnam halkı üzerinde nesiller süren etkiler bıraktı.
Zararın tamamı klasik muhasebe yöntemleriyle hesaplanamadı. Bir ormanın değeri nasıl hesaplanır? Toprağa, suya ve bedenlere geçen bir toksik maddenin birkaç nesil sonra ortaya çıkacak etkisi hangi kalem altında yazılır? Agent Orange “teraziye koyulamayan” bir entropi.
Bizim müsilaj
Marmara Denizi’nde görülen müsilaj, ekolojik entropinin Türkiye ölçeğinde çarpıcı ve görünür sembollerinden biri. Artan nüfus, doğanın kendi kendini dengeleyebildiği sınırı aşıyor. Marmara gibi çok kıymetli bir iç deniz, toplanmayan çöpler, tarlalardan akan gübreli sular ve sanayi atıklarıyla kirletiliyor. Sisteme giren maddeler faydalı ürüne dönüşmek yerine birikiyor, çürüyor, bozuyor ve sonunda müsilaj tablosu ortaya çıkıyor.
Konu görünürde denizin yüzeyini kaplayan yapışkan kütle. Görünmeyen ise sistemin taşıma kapasitesinin aşılmış olması. Müsilaj, denizde kalmayan bir kriz. Tarımda kullanılan pestisitler ve insektisitler gıda zincirine karışıyor. İhraç edilen bazı ürünlerin Avrupa kapılarından geri dönmesi tesadüf değil. Mikroplastiklerin insan damarlarına kadar ulaşmış olması, ekolojik entropinin insan bedenine de geçtiğini gösteriyor.
Pasifikteki plastik ada
Bir annenin “bana ne” deme lüksü var mı? Yok; o ada parçalanarak bebeklerin geleceğine kadar uzanan bir hattın parçası. Büyük şehirlerin çevresinde oluşan çöp dağları, belediyelerin topladığının yedi-sekiz katı kadar atığın gelişigüzel biçimde doğaya saçılması ve ayrıştırılamayan kimyasal atıkların birikmesi, birbirine bağlanan hikâyenin parçaları: sistem, içeri aldığı şeyi işleyemiyor; taşırıyor, biriktiriyor, bozuyor.
Bilgi entropisi
Dijital alanda ise başka türden bir aşırılık karşımıza çıkıyor. Shannon’ın iletişim sistemlerindeki gürültü tanımı, dezenformasyonla, deepfake üretimleriyle ve yapay zekâ destekli yanıltma operasyonlarıyla geniş bir alanda. Karşı tarafa sürekli yanlış ve sahte bilgi pompalanarak karar alma sistemleri bozuluyor.
Dijital sistemlerin maliyeti küçümsenemeyecek düzeyde. Veri merkezlerinin enerji tüketimi, Japonya’nın toplam yıllık tüketimi kadar. Dijital dünya gerçeği bozuyor, gezegeni ısıtıyor. Teknik verimsizlikten söz etmiyoruz; toplumsal güvenin, meslek hayatlarının, çocukların doğal hayattan kopuşunun ve kamu aklının bozulmasından söz ediyoruz. Bir kişinin gerçek olmayan bir görüntüyle itibarını kaybetmesi, bir çocuğun sosyal medya nedeniyle anlamlı hayattan uzaklaşması ya da bütün bir toplumun sahte içerikler arasında yön duygusunu yitirmesi, bilginin entropiye dönüştüğü alanlar.
Entropiyle mücadele mümkün
Çiftçi’nin aktardığına göre Alexander Fleming bilim insanı olarak mikroorganizmalarla oynarken, onları adeta birer boya gibi kullanan meraklı bir zihindi. Penisilinin keşfi de bu meraklı, yarı sanatsal uğraş sırasında mümkün oldu. Entropi yalnızca bozulma değil; sistemler arasındaki kör duvarların yıkılması anlamına da geliyor. Disiplinlerarası yaklaşım muhtemel onarım yollarını gösteriyor.