Bitmeyen finansal krizler, kurgusal gerekçelerle yapılan paylaşım savaşları ve sonunda gerçek demokrasiyi rafa kaldıran küresel eğilimler sonucunda muzaffer kapitalizmin insanlığı çok da mutlu etmediği kanaati yaygınlaşıyor. Üstelik anti-kapitalist söylemler bizzat ABD’de güç kazanıyor.
Yıl 1989. Francis Fukuyama, Berlin Duvarı'nın yıkılışı ve Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte insanlığın ideolojik evriminin nihai noktasına ulaştığını savunan bir yazı yayımladı.1 Yazara göre liberal demokrasi; monarşi, faşizm veya komünizm gibi alternatiflerine karşı kesin bir zafer kazanmıştı. Terminolojisindeki "Tarihin Sonu" büyük ideolojik çatışmaların bittiğini, “savaşı” kapitalizmin kazandığını söylüyordu. "Son İnsan" ise, bu düzen içinde artık büyük davalar uğruna savaşmayan, sadece refah ve konforuna odaklanan yeni insan tipine işaret ediyordu.2
Kapitalizmin büyük dinamizmi
Veriler, özellikle Çin ve Hindistan kaynaklı büyümenin etkisiyle küresel yoksulluğun ciddi biçimde azaldığını ve dünya ekonomisinin hızla büyüdüğünü gösteriyor.3 Teknolojiye erişim arttı, yaşam standartları belirgin şekilde yükseldi. Kapitalizmin dinamizmi; bilimsel ilerlemeyi, sağlık hizmetlerini ve eğitim altyapısını da ileri taşıdı.
Peki madalyonun öbür yüzü?
Pastanın büyüdüğüne şüphe yok. Ama olması gerektiği kadar eşit dağıtılmadığı da açık. Elbette becerin ve yeteneğin kadar pay almalısın. Peki ama fırsat eşitliğinin olmadığı, güçlünün hukukunun egemen olduğu bir yapıda her şey olması gerektiği gibi mi yürüyor? Oxfam raporları, en zengin %1’lik kesimin son yıllarda yaratılan servetin neredeyse yarısını kontrol ettiğini gösteriyor.4 En fenası ise; kapitalizmin doğanın içinden geçmiş olması. Hala da geçiyor.
ABD’deki manzara: Bakmayın uzaktaki davulun sesine
Bitmeyen finansal krizler, kurgusal gerekçelerle yapılan paylaşım savaşları ve sonunda gerçek demokrasiyi rafa kaldıran küresel eğilimler sonucunda muzaffer kapitalizmin insanlığı çok da mutlu etmediği kanaati yaygınlaşıyor.
Üstelik anti-kapitalist söylemler bizzat ABD’de güç kazanıyor. Nasıl kazanmasın? Tüm zenginliğine rağmen ABD’deki düzen, özünde “kovboy” tarzı bir kapitalizmden ibaret. Bir dönem yaşama fırsatı da bulduğum bu ülkenin görünmeyen yüzünde; uçurum seviyesine varan gelir/servet eşitsizliği, güvencesiz bir emek piyasası, dar gelirliyi canından edebilecek sağlık sistemi, insanların açık-örtük biçimde ayrıştırılması ve zayıf sosyal haklar öne çıkıyor. Buna, dönemsel emperyal müdahalelerin yarattığı maliyetler de eklendiğinde, geniş kesimlerin giderek yoksullaştığı bir yapının varlığını siyasi körler hariç herhalde herkes kavramıştır. Bakmayın davulun uzaktan gelen sesine, tokmağın garibin kafasına kafasına vurulduğu bir düzen bu.
Küresel tükenmişlik hissi
Asıl soru şu: Liberal demokrasi ve kapitalizm ideolojik üstünlüğü ele geçirdikten sonra insanlığa ne kazandırdı? Daha az kriz, daha az belirsizlik mi? Yoksa sadece farklı biçimlerde yeniden üretilen eşitsizlikler mi? Sermaye-emek dengesinde emek lehine kalıcı bir iyileşmeyi dünyanın her yerinde görmek zor. Geniş kitleler için tablo, artan bir tükenmişlik hissine işaret ediyor. İstanbul, Mumbai, Jakarta, Londra ya da Paris’in çeperlerinde benzer hikâyelerin tekrarlanması tesadüf değil.
Enseyi karartmayalım
“Tarihin sonu” iddiası bugün çatışmaların bittiğini değil, aslında biçim değiştirdiğini ifade ediyor. “Son insan” ise belli bir refah içinde ama anlam arayışını yitirmiş bir figüre dönüştü. Bugün mesele, sistemi kutsamak ya da toptan reddetmek değil; insanı bu defa merkeze alan, eşitsizliği sınırlayan ve doğayla uyumlu bir denge kurabilmek. Aksi halde sadece daha sofistike krizlerin başlangıcına tanıklık edeceğiz.
[1] https://www.democraziapura.it/wp-content/uploads/2015/01/1992-Fukuyama.pdf
2 Fukuyama, F. (1989). The end of history?. The national interest, (16), 3-18.
3 https://www.worldbank.org/en/publication/wdr2025
4 https://www.oxfam.org/en/research/takers-not-makers-unjust-poverty-and-unearned-wealth-colonialism