SEZGİN ERÖZBAĞ - ABB ASKİ İç Denetim Birimi Başkanı
Suyun hafızası vardır; bir zamanlar aktığı yeri unutmaz ve uygun koşulları bulduğunda yeniden o yoldan akar. Bu söz, yalnızca doğanın işleyişini anlatan bir ifade değil, aynı zamanda şehir planlamacılarına ve yerel yönetimlere yönelik önemli bir uyarıdır. Kentler planlanırken suyun doğal akış yolları, toprağın suyu emme kapasitesi ve yer altı su kaynaklarının dengesi mutlaka dikkate alınmalıdır. Aksi hâlde doğanın akışını engelleyen uygulamalar, zamanla sel, su baskını, kuraklık ve yer altı su kaynaklarının azalması gibi ciddi sorunlara yol açabilir.
Yağmur suyunu yönetmek
Özellikle İstanbul gibi yoğun yapılaşmanın görüldüğü büyük şehirlerde, yağmur suyunun doğru yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Kent yüzeylerinin önemli bir bölümünü oluşturan çatılar, yağmur suyu hasadı için büyük bir potansiyel barındırmaktadır. Çatılara düşen yağmur suları uygun sistemlerle toplanarak depolanabilir ve bahçe sulama, temizlik gibi alanlarda yeniden kullanılabilir. Böylece hem şebeke suyu tüketimi azaltılabilir hem de yağmur suyunun doğrudan kanalizasyon sistemlerine yük oluşturmasının önüne geçilebilir.
Yollarda ve yağış sırasında su birikintilerinin oluştuğu alanlarda ise hendekler, yağmur bahçeleri ve suyu toprağa geçiren geçirgen yüzeyler kullanılmalıdır. Bu uygulamalar, yağmur suyunun hızla akıp gitmesini önleyerek toprağa sızmasını kolaylaştırır. Böylece yüzey akışı kontrol altına alınabilir, su baskını riski azaltılabilir ve yer altı su kaynaklarının beslenmesine katkı sağlanabilir.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulanan sürdürülebilir yağmur suyu yönetimi yöntemleri, kentlerin doğayla uyumlu biçimde planlanmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Türkiye'deki yerel yönetimlerin de bu uygulamaları kentlerin coğrafi özelliklerine göre değerlendirmesi ve yaygınlaştırması gerekmektedir. Bu konuda sorumluluk yalnızca belirli bir dönemin yönetimine değil, geçmişten bugüne görev yapan ve gelecekte görev alacak bütün idarelere aittir.
Betonlaşan dereler, artan sel riskleri
Doğal su yollarının betonlaştırılması ve dere yataklarının yapılaşmaya açılması, şehirlerin karşı karşıya kaldığı önemli çevresel sorunların başında gelmektedir. Dereler yalnızca suyun bir noktadan başka bir noktaya taşındığı kanallar değildir. Aynı zamanda yağmur sularının doğal biçimde ilerlediği, çevresindeki ekosistemleri beslediği ve taşkın dönemlerinde fazla suyu taşıdığı doğal sistemlerdir. Bu alanların betonla kaplanması, daraltılması veya yapılaşma baskısı altında bırakılması, suyun doğal hareketini değiştirebilir. Yoğun yağışlarda ise suyun kısa sürede büyük miktarlara ulaşması, taşkın riskini artırabilir ve yerleşim alanlarında ciddi zararlara neden olabilir.
Bu nedenle dere yatakları ve taşkın alanları, şehir planlamasında korunması gereken doğal alanlar olarak ele alınmalıdır. Suya karşı mücadele etmek yerine suyun doğal akışına alan açan, taşkın riskini önceden hesaplayan ve doğayla uyumlu çözümler geliştiren bir planlama anlayışı benimsenmelidir.
Yağmur suyunu toprakla buluşturmak
Kentlerde yağmur suyunun büyük bölümü beton, asfalt ve diğer geçirimsiz yüzeyler nedeniyle toprağa ulaşamadan uzaklaştırılmaktadır. Oysa yağmur suyu, doğru planlama ve uygun altyapı sayesinde yer altı su kaynaklarını besleyen önemli bir doğal kaynaktır.
Bunun için yağmur bahçeleri oluşturulmalı, geçirgen zeminler yaygınlaştırılmalı, yeşil alanlar korunmalı ve çatılardan toplanan sular değerlendirilmelidir. Dere yatakları üzerindeki yapılaşma baskısı azaltılmalı, taşkın alanları korunmalı ve şehirlerin yağmur suyu altyapısı iklim koşulları dikkate alınarak yeniden ele alınmalıdır.
Bu uygulamalar yalnızca sel riskini azaltmakla kalmaz; suyun kent içinde tutulmasına, toprağın nem dengesinin korunmasına ve doğal su döngüsünün desteklenmesine de katkı sağlar.
Sonuç;
Suyun hafızasını göz ardı eden şehircilik anlayışı, kısa vadede çözüm gibi görünen uygulamalarla uzun vadeli sorunlara zemin hazırlayabilir. Dere yataklarını betonlaştırmak, doğal suyollarını yapılaşmaya açmak ve yağmur suyunu hızla kent dışına taşımak, suyun doğayla kurduğu dengeyi bozabilir.
Oysa çözüm, suyu engellemekte değil, ona doğru alanı açmakta yatmaktadır. Çatılarda su hasadı yapmak, yollarda yağmur bahçeleri ve hendekler oluşturmak, geçirgen yüzeyleri artırmak, dere yataklarını korumak ve yer altı su kaynaklarını sürdürülebilir biçimde yönetmek bu anlayışın temel adımlarıdır.
Şehirleri planlayanlar ve yönetenler, suyun doğal akışını dikkate almak zorundadır. Çünkü yağmur suyu yalnızca uzaklaştırılması gereken bir yük değil, korunması ve değerlendirilmesi gereken değerli bir kaynaktır.
Unutulmamalıdır ki suyun yolunu yok saymak, suyun o yolu yeniden aramayacağı anlamına gelmez. Doğayla uyumlu kentler kurmanın ilk şartı, suyu toprakla buluşturmak ve doğanın işleyişine saygı duymaktır. Bunun için şehirleri doğaya rağmen değil, doğayla birlikte planlamak lazım.